12 eylül darbesi kenan evren
12 eylül darbesi kenan evren

Bugün yakın dönem Türk siyasi tarihinin pek bilinmeyen bir olayından bahsedeceğiz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 27 Aralık 1979 tarihinde vermiş olduğu bu uyarı mektubu/muhtıra, darbenin adeta ayak sesiydi. Hükûmetin ciddiye almadığı bu mektup, ordunun düşüncesini aslında açıkça ortaya koymaktaydı.

Peki işler bu noktaya nasıl geldi? Bu yazımızda bunlardan bahsetmeye çalışacağız.

Muhtıra Öncesi Süreç

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, 12 Eylül sürecini anlayabilmek için 27 Mayıs ve 12 Mart dönemlerinin de iyi bilinmesi elzemdir. Çünkü 12 Eylül darbesi, 27 Mayıs ve 12 Mart müdahalelerinin bir sonucu olarak meydana gelmiştir. Şöyle ki, 27 Mayıs darbesini müteakip ihdas edilen 1961 Anayasası, Cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü ve demokratik anayasası olarak kabul edilmektedir. Bu anayasaya bağlı olarak zamanla artış gösteren öğrenci ve işçi olayları, halkın genel huzur ve sükûnunu bozmuş, siyasetçilerin uzlaşmacılıktan uzak tavırları, ülkenin geleceğini ciddi manada tehdit etmeye başlamıştır. Bu gelişmelerin ardından 12 Mart’ta verilen muhtıra ile, Anayasa’nın sağladığı haklar biraz kırpılmış, artan toplumsal olayların önü bir nebze olsun alınmıştır.

Fakat 1980’li yıllara yaklaştıkça, muhtıra sonrasında sağlanan düzen tekrardan bozulmaya başlamış, artan problemler de amiyane tabirle yangını körüklemiştir. Siyasi açıdan buhranlı günler geçiren Türkiye, istikrarlı bir hükûmete sahip olamıyordu. Kurulan bir hükûmet üzerinden fazla zaman geçmeden düşürülüyor, onun yerine kurulan hükûmet de aynı akıbete uğruyordu. Bu dönemin en çok bilinen olaylarından birisi, siyaset tarihine “Güneş Motel Olayı” olarak geçen milletvekili pazarlığıdır. Bülent Ecevit, Süleyman Demirel hükûmeti için yapılacak güvenoyunda hayır oyu kullanması için 11 Adalet Partisi milletvekilini, bakanlık koltuğu karşılığında ikna etmiş, bu pazarlığın Güneş Motel’de yapılması nedeniyle bu olaya otelin adı verilmişti.

Güneş Motel’de yapılan görüşmelere dair bir haber.

Bunun yanında cereyan eden bir diğer problem ise cumhurbaşkanlığı seçimleri olmuştu. Görev süresi bitmek üzere olan Fahri Korutürk’ün yerine bir türlü adayların belirlenememesi, apar topar bulunan adayların da gerekli çoğunluğu bir türlü sağlayamaması nedeniyle bir türlü sonuçlanamayan cumhurbaşkanlığı seçimleri de halkın sabrını taşırmaktaydı.

Siyaset arenasında yaşanan bu sorunların da üstünde, halkın belini büken en önemli problem ise ekonomiydi. İşsizlik ve kıtlık, adeta başını alıp gitmişti. Dış ticaretteki açık her geçen gün artıyordu. Süleyman Demirel’in “70 sente muhtacız” sözü ise, her şeyi özetliyordu.

Üzerinde durmamız gereken bir diğer konu ise suikastlerdir. Halkın yakından tanıdığı pek çok önemli ismin peş peşe gelen suikast haberleri, güvenliğin ciddi tehlike altında gösteriyordu. 12 Mart döneminde başbakanlık yapmış olan Nihat Erim, akademisyen Bedrettin Cömert, Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçi, bu dönemde suikastler sonucu hayatını kaybeden isimlerden bazılarıdır.

Muhtıra

Yaşanan tüm bu hadiseler karşısında; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun‘un imzasını taşıyan, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Görüşü” başlıklı bir mektup, 27 Aralık tarihinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk‘e verildi. Bizzat Kenan Evren tarafından verilen bu mektup, Evren’in takdim yazısını da ihtiva ediyordu. Evren, bu yazısında şöyle diyordu:

Ülkemizin içinde bulunduğu ortamda, Devletimizin bekası, milli birliğinin sağlanması, halkın mal ve can güvenliğinin temini için; anarşi, terör ve bölücülüğe karşı parlamenter demokratik rejim içerisinde anayasal kuruluşların ve özellikle siyasi partilerin, Atatürkçü milli bir görüşle müştereken tedbirler ve çareler aramaları kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görülmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Görüşü başlıklı mektubun sonunda ise, mektubun özeti mahiyetinde şunlar yer almaktaydı:

Türk Silahlı Kuvvetleri; İç Hizmet Yasası ile kendisine verilen görev ve sorumluluğun idraki içinde ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce milli menfaatlerimizi ön plana alarak, Anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi Devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir.

Sonrası

Fahri Korutürk, kendisine teslim edilen bu mektubu ne Demirel’e, ne de Ecevit’e verdi. Türkiye ordunun verdiği bu muhtırayı 2 Ocak 1980 tarihinde, gazeteci Cüneyt Arcayürek‘in yaptığı bir haberle öğrendi. Bunun üzerine, Korutürk bu mektubun birer kopyasını Demirel ile Ecevit’e verdi. Bunun yanı sıra, mektup meclisteki parti liderlerine, meclis başkanına ve senato başkanlarına da iletildi.

Hürriyet Gazetesinin 2 Ocak 1980 tarihli haberi

Siyasetin mektuba yaklaşımı ise, 12 Mart döneminde olduğu gibi olmadı. O zaman da başbakan olan ve ordunun isteğine uyarak istifa eden Süleyman Demirel, istifa etmedi. Yaşanan olayların önü alınamadı ve katlanarak arttı. Sorunlara bir çözüm bulunamaması ve siyasetçilerin çözümcülükten uzak tutumları, darbenin giderek yaklaşmasına neden oldu. Kenan Evren’in gerçekleştirmek için sabırsızlandığı, “Bayrak Harekatı” kod adlı darbe, 12 Eylül’de gerçekleştirildi. 

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
21
İstanbul'da mukim bir avukatım. Mesleğimle ilgili olan/olmayan, ilgi duyduğum birçok konuyla ilgili bildiklerimi, öğrendiklerimi ve içimde biriktirdiğim şeyleri paylaşmak ve bir nebze olsun rahatlamak, özgürleşmek için buradayım. Her türlü soru, görüş ve eleştiri için aşağıda bulunan yorum kanalıyla ve ya e-posta ile ulaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin