erken seçim
erken seçim

Peki onlarınkinde ne var? Onlarınkinde çamur, iftira, yalan var. Onların testilerinde üslup bozukluğu, edep zafiyeti var. Biz nezaketten taviz vermeyeceğiz. ‘Barış içinde yarış’ dedik, aynı şekilde yola devam edeceğiz. Biz, hizmetlerimizle konuşacak, yaptıklarımızla konuşacak, yapacaklarımızı anlatacağız.

Bu sözleri söylediğinde Recep Tayyip Erdoğan başbakanlık koltuğundaydı ve tarihler 5 Mart 2009’u gösteriyordu. Yarışın barış içinde olması gerektiğini dile getirirken aynı zamanda siyasi rakipleri için de şu sözleri sarf edecekti.

Ağza alınmayacak ifadelerle bu kardeşinize, AK Parti’ye hakaretler yağdırıyorlar. CHP’si bir yandan, MHP’si bir yandan. Bir yandan bunların yandaş medyaları, bir yandan bunlarla birlikte işbirlikçileri bize saldırıyorlar. Her gün yeni bir iftirayla ortaya çıkıyorlar. 

O günden bu güne köprünün altından çok sular aktı. O günkü siyasi rakip MHP ile bugün seçim öncesi ittifak yapıldı. Elbette bu yasalara uygundur ve kimilerince dile getirildiği gibi siyasi ahlaksız yahut omurgasızlık değildir.

Erdoğan’ın 2009 yılında ifade ettiği üslup bozukluğu maalesef bugün siyasi hayatın her alanına nüfuz etmiş durumda. Öyle ki on yıl içerisinde (2002-2012) çevreden merkeze doğru hareket eden AK Parti hareketi günün sonunda merkezdeki yerini sağlamlaştırdıktan sonra merkezin reflekslerini benimsemiş ve kendi değerleriyle harmanlamıştır. Günün sonunda vesayetin etkisi kırılmamış, yalnızca isimler değişmişti.

***

 “26 Ağustos 2018 Pazar günü, yani Malazgirt Zaferi’yle Büyük Taarruzun yıl dönümlerinde, Türk milletinin yeni bir zafer ruhuyla sandığa gidip hem Cumhurbaşkanı hem de Milletvekili genel seçiminde Türk ve Türkiye düşmanlarına hak ettikleri dersi vermesi en makul, en mantıklı, en akılcı, en demokratik yoldur.”

Az önce okuduklarınız orta çağda hüküm süren bir devletin bir başka devlete savaş ilanı değil, yalnızca 2018 yılındaki demokratik seçimlerin erkene alınma çağrısından ibarettir.

Sözlerin sahibi bilindiği üzere ittifakın bir diğer bileşeni olan Devlet Bahçeli. Esas itibariyle Bahçeli’de ve onun bilindik üslubunda dünden bugüne değişen bir şey yok. Bahçeli yıllar önce de merkezin ağzıyla konuşur, devletçi reflekslerle hareket ederdi. Bugün MHP’ye yöneltilen eleştiriler haksız, MHP AK Partilileşmiyor, tam aksine AK Parti MHP’lileşiyor.

***

Aynı Devlet Bahçeli 03.05.2018 tarihinde yaptığı açıklamayla cumhurbaşkanı adayları için toplanacak olan 100.000 imza ile FETÖ üyeleri arasında anlamsız bir ilişki kurmuş devlete bu konuda çağrıda bulunmuştur. Bunun nedenleri tartışılır. Adaylardan Meral Akşener’le aralarındaki husumet bilinmekte ancak anayasal güvence altında olan imzalara dair bu şekilde açıklamalar yapılması siyaseten onu daha güçlü kılmayacaktır. Evdeki hesabı nedir bilinmez ancak çarşıdaki gündem çok farklı. Hükümet kanadından veya ittifakın diğer unsurlarından İYİ Parti adının zikredilmemesi İYİ Partiyi veya Akşeneri yok etmeyeceği gibi küçültmeyecektir de. Bununla birlikte gerek Bylock’taki Mor Beyin kumpası sonucu gerekse asılsız ihbarlar sonucu OHAL’de mağdur edilen insanlar özellikle Temel Karamollaoğlu’nun bu mağduriyetleri dile getirmesiyle umut bulmuşken, 100.000 imza hakkındaki bu gibi söylemler etki etmeyecektir, hatta oluşan mağduriyetler tepkiyi büyültecektir.

***

Açıkça görülüyor ki seçim günü yaklaştıkça daha da gerilecek olan taraflar birleştirici bir dilden ziyade kutuplaştırıcı-ötekileştirici dili kullanmak isteyecek. Ancak bunun para/oy etmediği açıktır. Sizli-bizli hitaplar, şer odaklarıyla işbirliği yapmaktan tutun da haçlılarla oturup kalkmaya kadar suçlayıcı pek çok irrasyonel söylem karşılık bulmamıştır, bulmayacaktır da.

Temel Karamollaoğlu’nun yıldızının kısa süre içerisinde parlamasına neden olan ve onu kilit parti konumuna yükselten ne vaatleri, ne de parti programıdır. İnsanlar Karamollaoğlu’nu dinlediler çünkü tüm bu gergin süreçte nefret dili kullanmadan güler yüzle hareket eden bir lider imajı çizdi. Onun adaylığını bu anlamda değerli buluyorum. Saadet Partisinin bir diğer alternatifi olan ancak gerekli şartlar sağlanmadığı için aday olmayacağını açıklayan Abdullah Gül de aynı üslup ve nezaketle yürüttüğü siyaset sayesinde ön plana çıkmıştı.

Geçtiğimiz günlerde aday olmayacağını açıklayan Gül, yine de sert ve yersiz eleştirilerden kurtulamamıştı. Öyle ki Abdullah Gül birkaç meselede kaygısını dile getirdiği için ne hainliği kaldı, ne vefasızlığı. Oysa bahsedilen eleştirileri dile getirenler bizzat Erdoğan’ın Erbakanla ayrılığına vefasızlık diyememişti –ki demeleri gerekmezdi.-

Pekala Erdoğan milli görüş gömleğini çıkartıp farklı bir yol izleyebilirdi ve izledi de, aynı şekilde Abdullah Gül de AK Parti’nin kurucu ilkelerinin bugün parti tarafından benimsenmediğini düşünebilir ve kaygılarını dile getirebilir, hatta siyasi mücadele de başlatabilirdi, o bunu tercih etmedi.

Bu çifte standartın bir an önce aşılması gerek. Nasıl ki AK Parti-MHP-BBP ittifakı yasal ve saygı duyulması gereken bir ittifaksa milletvekili seçimleri için yapılan CHP-İYİ PARTİ-SP-DP ittifakı da bir o kadar yasaldır ve saygıyı hak etmektedir.

Ne Ergenekon-Balyoz kumpası mağdurlarının görev aldığı İYİ Parti FETÖ’cü olarak nitelendirilebilir, ne de Temel Karamollaoğlu’nun İngiliz vatandaşı eşi üzerinden bir komplo teorisi çıkartılabilir.

Bizim her şeyden önce demokrasiyi içimize sindirmemiz lazım. Demokrasi uzlaşı ve hoşgörüdür, demokrasi muhalefet sayesinde vardır. Bir monarşiyi demokrasiden ayıran iktidarın değil muhalefetin varlığıdır.

***

Bu ülkenin gençlerine en büyük ihaneti onları bu denli politize etmesi. Siyasi iradenin; hukuku, sinemayı, medyayı, kültürü ve sanatı bu denli etkilediği bir ortamda siyasetle ilgilenmemek şahsım için çok zordu ve ben de dilime gelen ne ise yazdım.

Bundan sonra bu konularda yazmaya devam eder miyim bilmiyorum, eleştiri ve görüşlerinize açığım. Yorum yapabilir veya mail atabilirsiniz. Meseleler konuşarak ve anlaşılarak halledilebilir, çok az mesele vardır ki konuşarak çözülemesin. Bununla birlikte manidardır ki konuşarak halledilemeyecek meselelerin ilki siyasettir.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
71
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

1 YORUM

  1. Yerinde bir yazı ile söylenmeyenleri basitçe dile getirmişsiniz. Umuyorum yıkıcı ve kutuplaştirici usluplardan saygılı ve birleştirici usluplara yol alabiliriz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin