24 haziran seçimleri ve tarafsız medya - medya - yayın organları - trt - erken seçim - 24 haziran seçimleri - meral akşener - muharrem ince - recep tayyip erdoğan
24 haziran seçimleri ve tarafsız medya

Özellikle seçim dönemlerinde, tarafsız bir şekilde yayın yapan medyaya olan ihtiyacımız hiç olmadığı kadar artıyor. Belirli yayın ilkelerine sahip olan, doğru ve tarafsız habercilik yapabilen, ülkede neler olup bittiğini objektif bir şekilde aktarabilen medya kuruluşlarının bir elin parmaklarını geçmemesi ise oldukça üzücü bir tabloyu ortaya koyuyor.

Çünkü günümüz Türkiye medyasının çok büyük bir kısmı apaçık bir şekilde ülkede meydana gelen belirli olaylara, ortaya çıkan belirli şahsiyetlere karşı gözlerini kapatarak üç maymunu oynamayı tercih ediyor. Bu durum da, bilgi akışının objektif bir şekilde sağlanamamasına sebebiyet vererek, medyanın sadece propaganda aracı olarak kullanılmasına zemin hazırlıyor.

Bu kanıya nasıl vardığımı merak edenler için şunu söyleyebilirim ki iktidar partisine yakınlığıyla bilinen medya kuruluşlarının yayınlarının hiçbirinde İyi Parti’nin ve Meral Akşener‘in adı dahi geçmiyor. Sanki Meral Akşener Cumhurbaşkanı adaylarından birisi değilmiş ve İyi Parti de seçimlere girmeyecekmiş gibi davranılıyor ve haksız, yanlı, adaletsiz bir yayın politikası izleniyor. Bu medya kuruluşlarının adlarını teker teker saymama hiç gerek yok. Çünkü o kadar fazlalar ki muhtemelen saymaya başlarsam yazımın çok büyük bir kısmını kaplayacaklar.

Yanlı ve taraflı yayın politikasını tercih eden özel medya kuruluşlarından zaten hiçbir umudum yok. Ancak bizlerin vergisiyle ayakta duran ve çalışanlarının tamamının maaşı bizlerin vergisiyle ödenen, çoğu fiş ve faturamızda “TRT payı” adı altında bizlerden %2-%4 oranında vergi alan TRT’ye ne oluyor? Ne oluyor da iktidar partisinin genel başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitinglerde konuşurken kesintisiz bir şekilde televizyon ekranlarında, internet sitelerinde canlı yayın yapılıyor ancak Muharrem İnce‘nin konuşmalarına 5 dakika ayrılıp, Meral Akşener‘in konuşmaları hiçbir şekilde ekranlara dahi getirilmiyor.

24 haziran seçimleri cumhurbaşkanı adayları
24 haziran seçimleri cumhurbaşkanı adayları

TRT devletin bir kuruluşu değil miydi? TRT bizlerin vergisiyle ayakta durmuyor muydu? TRT sadece belirli bir kesimin kanalıydı da bizim mi haberimiz yoktu? TRT’nin tüm Cumhurbaşkanı adaylarına eşit mesafede davranması en adil, en doğru seçenek değil midir? İşte bu soruları, vicdanlarımıza ve akıllarımıza yöneltmek zorundayız. Çünkü bahsetmiş olduğum örnekten de kolay bir şekilde anlayabileceğimiz gibi ülkemiz, parti devleti haline gelmiş durumdadır.

80 milyon kişinin vergisiyle ayakta duran TRT bile, belirli bir partinin propaganda aracı haline getirilmiştir. Tarafsız medyaya ulaşmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu noktada genel olarak ortaya atılan savunma argümanı “Eskiden de aynısı yapılıyordu. Hatta belki de daha kötüsüydü. O yüzden böyle yapılması iyi oluyor” tarzında devam eden cümlelerle dile getiriliyor. Ancak şu açık bir şekilde bilinmelidir ki yanlış yapılan şeyler, bir başka yanlışın kapısını aralamaz. Bir başka yanlışın yapılmasına zemin hazırlamaz. Bir başka yanlışı doğrulamaz. Bir başka yanlışı temizlemez. Bir başka yanlışı haklı çıkartmaz! Yanlış, hangi zamanda olursa olsun, kim tarafından yapılırsa yapılsın her zaman ve her koşulda yanlıştır!

Özellikle haksızlıklara ve adaletsizliklere göz yummamak, bunları dile getirmek 7’den 70’e herkesin etik anlamda bir sorumluluğudur. Birçok kaynakta kelam-ı kibar olarak da geçmektedir ki “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” “Aleyhine de olsa adaletin ve haklının yanında saf tutmayan kişi dilsiz şeytandır.” Sonuç olarak güçlüden değil, haklıdan yana olmak; yapılan yanlışları ve haksızlıkları korkmadan, çekinmeden söyleyebilmek çok daha kıymetli bir tavır olacaktır.

Cumhurbaşkanı adaylarının hepsinin ne yaptığını, nerelere gittiğini, neler konuştuğunu, vaatlerinin ne olduğunu öğrenmek isteyen bir vatandaş ve bir seçmen olarak, özellikle tarafsız medyanın yok denecek kadar az olduğu böylesi bir dönemde “iyi ki sosyal medya var” diyorum. Çünkü haber kaynağı olarak sosyal medya bizler için eşsiz bir fırsat sunuyor. Örneğin Akşener‘in vaatlerini anlattığı bir konuşmasını, YouTube kanallarından birinde izledim. Yine Muharrem İnce‘nin konuşmalarına Twitter ve YouTube sayesinde ulaşabiliyorum. Temel Karamollaoğlu‘nun fikirlerini de Twitter sayesinde öğrenebiliyorum. Demirtaş‘ın dinlenebilecek bir konuşması yok çünkü şu anda hapiste. Doğu Perinçek‘in konuşmalarına da yine sosyal medya üzerinden ulaşabiliyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın konuşmalarına ise neredeyse televizyon kanallarının tamamından, çoğu internet sitesinden ve aynı zamanda sosyal medya üzerinden ulaşabiliyorum.

Habertürk yazarı Fatih Altaylı‘nın da 12 Mayıs Cumartesi günü yayınlanan “Akşener, cumhurbaşkanı adayı mı?” başlıklı köşe yazısında, Meral Akşener’in medyada yer almamasına ironiyle karışık tepki göstermesine de oldukça sevindim. En azından bu haksız durumu, muhalif olmayan medya kuruluşlarında görev alan birisi dile getirebilmiş.

meral akşener adaylıktan çekildi mi - fatih altaylı
meral akşener adaylıktan çekildi mi – fatih altaylı

Yazımı, ülkemizin tarafsız bir şekilde haber yapan, evrensel yayın ilkelerine sahip olan, devletten ya da partilerden yana değil halktan ve haklıdan yana olan, halkı aydınlatmayı amaçlayan, muhalefeti de iktidarı da denetleme görevini üstlenen, yanlışları ve haksızlıkları açığa çıkartan, adaletsizler karşısında susmayan yayın organlarına, medya kuruluşlarına sahip olmasını dileyerek bitireyim.

Sonraki yazılarda görüşmek üzere…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
3621

8 YORUMLAR

  1. Süper bir yazı unutulmamalı bu ülke hepimizin kimsenin malı mülkü kimsenin bir birinin ayağına basmadığı Adaletin,hukukun üstünlüğünün en temel ilke alındığı iftiralarla hukukun işletilmediği temiz bir toplum ve ileri demokrarik bir ülke istiyoruz

    Yazar demek; yazısında bir mantık, bir diyalektik, bir düşünce sunabilen demektir. Bunlar yoksa yazar denmez, karalar, denir. Malesef günümüz de bunlar oldukça fazla.

    Sizi yazar olduğunuz için en kalbi duygularımla tebrik ederim.

    18
  2. Herkes biliyor kralın çıplak olduğunu. Mesele söyleyebilmekte. Kral çıplak! Ruşen Çakır şu zor zamanlarda gazeteciliğin destanını yazıyor, böyle adamlara destek vermek gerek.

    12
    1
  3. Dünyanın her yerinde taraflı yayın kanalları var, fakat ülkemizde bir; neredeyse her medya kuruluşunun iktidar yanlısı tavır alması; iki yanlı yayın yapılırken dahi etik kurallarının çiğnenerek yalan yanlış bilgilerin halka sunulmaması gerektiğinin bilinmemesi, gerek iktidara yakın olan medyaya gerekse bu yayınlara kayıtsız kalanlara saygının azalmasına sebep oluyor. Dilerim farklı notalardan çalan tek tük sesleri de kısmaya çalışıp, devleşen yığınlar tarafından yutulmaya maruz kalmasınlar. Böyle bir dönemde bu yazıyı kaleme alarak cesaretini gösterdiğin için teşekkür ederim. Her zaman herkesin sesi olmaya…

    16
  4. Merhaba. Öncelikle ilgili hadis rivayetinin aslında hadis olmadığına dair görüşlerin kuvvetli olduğunu hatırlatmak isterim, bu konuda sağlam veya zayıf bir kaynak bulunursa görmek de isterim. Yine de bir sözün hadis olmaması değerini alçaltmaz elbet. Bu kısa hatırlatmadan sonra konumuza gelirsek,

    Türkiye’deki medyanın tarafsız olmayışı ile ilgili bir yazı kaleme alacağını öğrenince bu yazıyı yayınlamanı merakla bekledim, ve maalesef beklediğim yanlışın yapıldığını gördüm.

    Okuduğum ve anladığım kadarıyla eleştirilerini iki gruba ayırabiliriz. Birincisi özel gazete ve kanalların yayınları, ikicisi ise devlet kanalı TRT’nin yayınları.

    TRT halkın vergileriyle yayın hayatını devam ettiren bir kuruluş, bu yüzden tarafsız yayın yapmasını istemek çok doğal. Ancak unutmamalıyız ki TRT başbakanlığa bağlı bir kuruluş, yani doğrudan hükümetle alakalı bir teşkilatlanması var. Biz burada iktidara, muhalefete de yer vermesi için çağrıda bulunsak da bu günümüz siyasetinin tabiatına aykırı bir durum. Yapmamız gereken nedir? Liberal bakış açısıyla düşünmeli ve TRT’yi ortadan kaldırmalıyız. Aksi halde getirilecek çözüm önerileri geçici ve işlevsiz olacaktır. Devlet sanatçısı, devlet tiyatrosu, devlet kanalları… Hepsi devletle ilişkilidir nihayetinde.

    İkinci tür eleştirine ise katılmam mümkün değil. A şahsı / medya şirketi bir televizyon kanalı kurabilir veya satın alabilir, aynı şekilde bu kanal üzerinden desteklediği parti lehine yayın yapıp desteklemediği parti veya partileri göstermeyebilir, hatta bugün olduğu gibi yok sayabilir. Bunu ticari ilişkilerinin devamlılığı için yapması da sorun olmamalıdır. Asıl eleştiri konusu olması gereken bu şekilde özel yayınlarıyla bir partiyi yok sayma hakkı olanlara zorla / kamu otoritesini kullanarak x, y, z partilerini desteklemek zorunda bırakmak olacaktır. Bir kimse

    Türkiye’de çoğu siyasi görüşü destekleyen yayın organı mevcut. Eğer eleştiriniz ana akım medyadaki siyasi görüş ise bu durumda yapılması gereken devlet eliyle yayın politikalarına müdahale etmektense muhalif medyayı desteklemek ve sayılarını çoğaltmaktır.

    4
    8
    • Öncelikle bu değerli yorumun için teşekkür ederim. Her ne kadar karşılaştığım birçok kaynakta hadis olarak geçse de aslında yazıda yer alan “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” “Aleyhine de olsa adaletin ve haklının yanında saf tutmayan kişi dilsiz şeytandır.” ibarelerinin tartışılan konulardan birisi olduğunu ve benzer cümlelerin Kuşeyrî, Risalesinde, İbn Kayyim de el-Cevabu’l-vafî, Ebu Ali ed-Dekkak’ta geçen Hz. Ali’ye atfedilen birer “kelam-ı kibar” olarak nitelendirildiğini tespit etmiş oldum. Tartışmalı bir durum olduğu için de gerekli düzeltmeyi gerçekleştirdim. Tabii her ne kadar bu nokta önemli olsa da asıl önemli olan, bu ibarelerin ne kadar doğru olduğu ve içindeki anlamın evrensel bir “adalet” değerine işaret ettiğidir.

      TRT konusuna gelecek olursak, hem bir vatandaş hem de bir seçmen olarak bu isteğimin gayet makul olduğunu düşünüyorum. Yazıda da belirttiğim gibi TRT’nin asıl sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir. Her ne kadar TRT, başbakanlığa bağlı bir kuruluş olsa da adaletli bir yayın politikası izleyebilir ve bu ülkeyi yönetmeye talip olan her adaya eşit bir mesafede durabilir. Bunun imkansızlığının da kesinlikle “siyasetin tabiatına aykırı” gibi bir argümanla öne sürülmesini doğru bulmuyorum. Keza bu argümanla yola çıkacak olursak Diyanet İşleri Başkanlığının da başbakanlığa bağlı bir kuruluş olduğunu belirtebilir ve bu kurumun hiçbir ilke ve doğru dinlemeden “siyasetin tabiatına aykırı” olduğu gerekçesiyle iktidar partilerinin propagandasını yapmasını doğal karşılayabiliriz. Bu davranış da neredeyse kimse tarafından kabul edilemeyecek bir durum oluşturacaktır.

      Özel medya kuruluşlarına da değinecek olursak, bu ülkedeki herkes ihtiyaç duyulan sermayeyi bulduktan sonra bir kanal alabilir ya da bir kanal kurabilir. Ancak bu bizlere, özel medya kuruluşlarının doğru olmayan, nefret söylemi içeren, aşırı derecede abartılıp ayyuka çıkarılmış haberler yaparak, “adalet, hak, hukuk, doğruluk” gibi kavramları göz ardı ederek yayın yapmalarının “hak” olduğunu göstermez. Yazıdaki eleştirimde asıl değinmek istediğim nokta, birçok cümlede de sarf ettiğim gibi “ilkeli” yayın politikasına sahip olunmasının hem bir ihtiyaç hem de bir gereklilik olduğudur. Nihayetinde medya, propaganda aracından ziyade halkın objektif bilgilere ulaşmasını sağlayan, kimseyi göz ardı etmeyen, meydana gelen olayları “gerçeklik” penceresinden çıkmadan aktaran bir araç olarak görülmeli ve bu anlayış da sonuna kadar desteklenmelidir.

      13
      3
      • özel medya kuruluşlarıyla ilgili eleştirinizde ben çirkeflikleri, çarpıtmalarıyla ilgili değil de bir siyasi kişiliği yok sayma gibi nedenlerle eleştirildiğini gördüğüm için karşı çıktım. elbette haberlerin içeriğine eleştiri yöneltilebilir ancak durdukları yere ya da siyasi görüşlerine karşı çıkmak ancak vicdani bir refleks olabilir ve öyle kalmalıdır da. yapılan haberlerin doğruluğuyla ilgili rahatsızlığınız da onların kötü gazetecilik yaptığını gösterebilir, hiç kimseden kolay kolay tarafsız olması beklenemez, özellikle tüm varlığını bir gazeteye/kanala yatırmış ve bu işten para kazanan insanlardan.

        TRT konusuna gelirsek eleştirimi yanlış anladığınızı düşünüyorum. ben başbakanlığa bağlı bir kuruluş olduğu için yapılanların anlaşılabilir olduğunu anlatmaya çalıştım ve günümüz türkiye siyasetinin genel atmosferine uygun olduğunu söyledim. vicdani olarak, ilkesel olarak elbette karşısındayım. hatta ben sizden farklı olarak -sanırım- TRT’nin ve Diyanetin varlığına da toptan karşıyım. medyanın ilkeli olması bir gereklilik demişsiniz, bu doğru değil. propaganda aracı değildir demişsiniz, bu da doğru değil. pekala bir gazete/televizyon kanalı şartlara göre tavır alabilir, ilkelerinden ödün verebilir ve propaganda aracı olarak kullanılabilir. örneğin ben xyazar’daki yazılarımı hiçbir şekilde tarafsız olmak gibi bir amaçla yazmadım. üstelik ben gayet de pek çok yazımda propaganda aracı olarak gördüm kalemimi. propaganda kitle iletişim araçlarının varoluşuyla alakalı bir mesele, bir reklamın, bir fikrin veya bir siyasi görüşün propagandası gayet tabiidir.

        sanırım ortak paydamız yalandan, çarpıtmadan ve gerçek dışı ithamlardan uzak bir medyanın gerekliliği, buna imzamı elbette atarım ve bunun mücadelesini verebilirim.

        2
        6

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin