aşk ve hüzün - sevgi - bağlılık - romantizm - yol - yolculuk - tren - otobüs - edebiyat - edebi yazı - hikaye
aşk ve hüzün

Herkes otobüs yolculuklarının düşünmek ve cevaplara ulaşmak için en harika zamanlar olduğunu söyler. Yol boyunca kafanızı yanı başınızdaki cama yaslar, bir hızlanıp bir yavaşlayan otobüs eşliğinde dalgalanan ağaç manzaralarını seyredersiniz. Siz bu manzaraya dalmış gitmişken düşünce aleminizde çoktan başka katmanlara yol alır. Kendinizle baş başa kaldığınız bu yolculuklarda tüm yaşanmışlıklar karşınızda belirir ve size sorular sormaya başlar. O sorar, siz cevaplarsınız. Çözülmeye meyilli ne kadar soru varsa hepsi bu yolculuklar esnasında uçar gider. İnsanların çoğu bu yüzden sorunlarını çözmek için otobüs seyahati gerçekleştirdiğini söylüyor. Pardon,hangi insanlar? Hani neredeler? Ben o insanlardan değilim, kesinlikle değilim. Benim sorularım her kilometre başı artar. Artan her soru bir sıkıntı yumağı olup beynimde bana ızdırap vermeye çalışır. Cevaplanamayan sorular, nöronlarıma dayanılmaz bir baskı kurar ve dehşet bir baş ağrısı oluşur zihnimde. Otobüs yolculukları  iyi gelir derler ya, bana ise acı gelir. Hüznümü bir paket yapar bana azık olarak verir.

Yine bir otobüs yolcuğu, yine bir yalnizlik gözyaşları döktüğüm vakitler. Bu sefer titremem el parmaklarımdan başlamış ve tüm vücuduma dalga dalga yayılmakta…İç dünyamın sıkıntısının artmasıyla hafif bir üşüyorum. Nefes almam zorlaşıyor. Keşke tam mesai yapan şu düşünme işlemini durdurabilsem! Zihnim yaşadığım bu korkunç dakikaları hafifletmektense düşmanla iş birliği yapıp durumumu daha da berbat hale sokmakla meşgul. Teşekkür ederim, tüm vücudum bana karşı çalışıyor ve ben güçsüzüm dayanamıyorum!

Bazen sadece hiçbir yapmamak istersiniz ve hiç bir şey düşünmemek... Ama olmaz. Beyninize akan düşünce seli rahat vermez, bizimki de beyhude hayaller!

Akan düşüncelerim korkunç bir baş ağrısı ve zonklama olarak bana eşlik ediyor. Cama çarpan yağmur damlalarıyla akan gözyaşlarımın haddi hesabı yok. Yolculuklarımın benim için hüzün dolu olduğunu kim bilebilir ki! Sahi kim biliyor beni? Kim umursuyor? Dünyadaki en yalnız insan ben olmalıyım! Evet evet, kesinlikle öyle. Herkesin çevresinde sevdiği insanlar varken ben…Yalnızlık düşüncesi içimi kemirip duruyordu. Kendime deli gibi acıyordum ve durumun vehametini düşündükçe ağlamam şiddetleniyordu. Ben bunları düşünürken  birden sağ kolumda ufak bir temas hissettim. Cama yasladığım başımı kaldırdım ve sağ tarafa kafamı çevirdim. Karşımda bir kız çocuğu vardı. İlkokul çağlarındaki bu kız siyah kocaman gözlerini açmış bana dikkatli bir şekilde bakıyordu. Bakışlarını anlamlandıramadım. Elindekini kaldırdı, elindeki çikolatayı bana uzattı. Bende ise bir kıpırdanma yoktu. Tepki vermediğimi fark edince çikolatayı elime bırakıp kaçtı. Anlayamadığim bu durumu hafif bir tebessümle  karşılayıp çikolatayı ambalajından sıyırdım ve bir ısırık aldım. Ağlamama devam edecektim ki, çikolata paketinden bir not düştü. “Düşündüğün kadar yalnız değilsin sadece sahip olduklarının farkında değilsin.” Aniden arkama baktım. O küçük kız çocuğu nereye kaybolmuştu sahi? Bu notta neyin nesiydi! Notun devamı da vardı: “Yalnızım diyorsun seni çok seven aileni ,sana değer veren arkadaşlarını bir anda çöpe mi atıyorsun? Sil o göz yaşlarını ve ayağa kalk,bizim için değerlisin!”. Ben yazıyı okurken otobüs çoktan durmuş ve ben farkında olmadan istemsizce ayağa kalmıştım. Okuduğum not karşısında şaşkındım ama hala ne olduğunu anlayamamıştım. Otobüsün ön kapısı mekanik bir sesle açıldı ve merdivenlerden ellerinde balonlarla gülen neşeli yüzler belirdi.

Yüzler… Ah o yüzler… Her bir yüz çizgisine kurban olduklarım! Burdalar, burdalardı. En önde olan -benim hayat mimarim- annem gözlerindeki ışıltıyla bana baktı ben ona baktım, konuşamıyordum konuşmaya gerek var mıydı ki! Beni kanatları arasına aldı sevgisinin yoğunluğunu kalbimde hissettiğimde sesli ağladım. Ağlamam minnettendi. Mutluluktandı. Mutluydum. Çok özlemiştim hepsini. Deli gibi…Ve onlar beni unutmamişti. Hayır ,onların beni unuttuğunu düşünmek beynimin bana oynadığı bir takım oyunlardan biriydi. Hata benimdi. Onlara vakit ayıramıyor olmamdı beni yıpratan. Hayata yetişeyim derken sevgiyi kaçırmıştım. Maddeye gereğinden fazla yönelmiş, ruhumu ihmal etmiş, mutlu olacağımı sanmıştım. Ne büyük uykudaymışım.

Sarıldım tüm sevdiklerime. Yüzlerini eskitmekten korkmadan sevgiyle baktim. Güldüm konuştum. Yıllarca keşfedemediklerimi şu dakikalarda keşfetmenin hissi paha biçilemezdi. En büyük zenginliğin sevdiklerimiz, ailemiz, dostlarımiz olduğu gerçeğini cebime attım ve yeni bir sayfa açmaya karar verdim.

Manidar bir gülümsemeyle bana çikolatayı uzatan kıza baktım ve fısıldadım:

“Sen küçük kız, benim mutlu başlangıcım”

A bu arada, bende otobüs yolculuklarının harika oldugunu düşünenler kervanına katıldım.

Bir Not/

Hayattaki en önemli şeyin ne olduğunu sorsalar cevap veremem. Bu iddialı soruya verebilecek iddiali bir cevabim yok. Ama sevginin ve sevdiklerimizin hayatımızdaki öneminin çoğu şeyden üstün olduğunu söyleyebilirim. Geçen gün gördüğüm ve çok beğendigim “insan, insanın yurdudur” sözü ne de güzel anlatıyor biz insanoğlunun doğasını. İnsan, insanın acısını alır, aradaki sevgi bağı bizi yaşama bağlar. Sevelim ve kıymet bilelim çok geç olmadan.

Sevgiyle ve sevdiklerinizle kalın…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
51

5 YORUMLAR

  1. Canım yazını çok beğendim.Yazarlık yolunda ilerlemeye devam et.Ben bu ışığı sende 8.sınıfta yazdığın bir yazıda görmüştüm. Yazının içeriğini pek hatırlamasam da güzel bir yazı olduğunu unutmadım.Bu yolun henüz başındasın canım ama kalemin güzel, içten.Başarılarının devamını diliyor ve başaracağına inanıyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin