ayakta müzik dinlemek
ayakta müzik dinlemek

Müzik, insanoğlunun en eski icatlarından. Belki de en eskisi. İlk kez ne zaman husûle geldiği belli olmayan bu icat ademoğlunun hayat yolculuğunun hep odağında oldu. İnsanların en kadim ve en müessir iletişim aracı, rabıtası oldu.

Günümüzde, klişe deyimle yirmi birinci yüzyıl modern dünyasında ise müzik, daha önce hiç olmadığı bir halde. Müzik artık günlük hayatın debdebesinin arkasında çalıp duran bir şey. Uğruna bir araya gelindiği, tüm dikkatlerin kendi üzerinde toplandığı o eski ihtişamlı günlerinden eser kalmadı pek.

Vaktiyle, insanlar doya doya müzik dinlemek için, kulaklarının pası bir silinsin gündüzün tantanası unutulsun diye fasıllar düzenlerlerdi. Oradakileri birleştirici bir unsur idi “mûsiki”.

Mesela bizim müzik dediğimize bir zamanlar mûsiki denmesi üzerine bile konuşulabilir. “Mûsiki” kelimesinin yavaş, yumuşak, sakin ve ahenkli söyleyişi bir yana “müzik” kelimesinin o sert o kesik söylenişi bir yana. Bu detay bile mesela yaşam hızımızın ve tarzımızın ne kadar farklılaştığını kendi dilinde anlatıyor değil midir?

Şimdi ise müziğe doymamak ne mümkün! Her an her yerde adına müzik denen o tını… Dostlarla sohbet için gelinen bir kahvehane yahut alışveriş merkezinde arkada sürekli o var. Kulaklıklarımız müziksiz geçirdiğimiz anların kazası içindir. Bir an boş kalınca hemen müziğe başvurulan bir koşuşturmaca…

Kendimizle baş başa kalmaktan mı korkuyoruz? Müziğin yokluğunda, o uyuşturucu melodilerin olmayışında alışık olmadığımız bir tehlike mi bekliyor bizi? 

Yaşıyor olduğumuz modern hayat tarzında aslında sadece müzik değil her şey birer “fon” vazifesi almış durumda. Okuduğumuz kitaplar kafamızı karıştırmaktan, bizi derin düşüncelere gark etmekten çok uzak. İyi vakit geçirten, çabucak okunup tüketilen kitaplara yöneliyoruz. Hayat, yaşam-ölüm üzerine düşünmek yoruyor ve korkutuyor bizi. Öyle bir korkutuyor ki bu düşünce çemberinden bizi uzaklaştıracak her şeye can simidi gibi sarılıyoruz.

Erteliyoruz, perde çekiyoruz, görmezden geliyoruz. Kısacası madde olmayan uyuşturucular kullanıyoruz. Her an her şekilde olabilen uyuşturucular bunlar. Üstelik neredeyse hepimizin bağımlısı olduğu türden bir şey bu.

Koşuyoruz ve neler olup bittiğinin farkına varamıyoruz, varmak istemiyoruz. Bir an önce bir yere varmak veya bir yere yetişmek istercesine yalancı bir acelecilikle yaşıyoruz, bize zevk veriyor diye yapıyoruz bunu çünkü. Kafa konforumuz için en rahatına bunu uygun görmüşüz.

Vaktin nasıl geçtiğinin farkında oldurmayan her şey güzeldir bu çağda. Her şey zamanın dokunuşunu unutturduğu ölçüde güzel ve önemlidir.

Her şey o ölçüde yer ediyor hayatımızda.
Çünkü modern insan yaşamıyor, koşuyor.
Dokunmuyor, çarpıyor.
Dolaşmıyor, geçiyor.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
18621

5 YORUMLAR

  1. Bir ülkenin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha değerlidir demiş Thales. Bana göre eskinin insanlarının naifliği, hayatı tadına vararak yaşaması o dönemlerin müziğiyle, müziği yapan sanatçıyla ilişkili. Şimdinin yozlaşmış müziği ise gündelik koşturmacalara tempo tutmaktan ileri gidemiyor haliyle.

    18
    2
  2. Günümüzde her şey, “meta” haline evrildiği gibi müzik de meta haline evrilmiş halde. Tüketmeye, daha fazla tüketmeye, daha çok tüketmeye sevk edilen toplumların hayatlarında görebileceğimiz birçok acı durumdan sadece bir tanesi belki de bahsettiğiniz bu durum. Müzik de diğer her şey gibi metalaştığı için zamanı unuttururcasına çalıyor kulaklarımızda. Vakit geçsin yeter anlayışı hakim sonuçta. Bir şeylerin tadını çıkartmak unutulmuş, tıpkı yazıda bahsedilen müzik gibi… Yazınızı beğenerek okudum.

    12
    2
  3. Güzel yazı olmuş. Değinilmesi gereken bir noktaya değinmişsiniz. Ben de başlığın ilginçliğinden geldim. Dedim “ne alaka be abartmayın artık”… Ancak içerik çok farklı ve doğru bir noktaya değinmiş.

    7
    2

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin