yumurta
yumurta

—-Bacağı kırık masayı silmek istemiyorum Aliye

Başım dönüyor bu saçma ilaçları kullanmaktan ve belki de boyun eğdiğim tekdüze hastane günlerimden kurtulduğum için dostlarımın ve ailemin “Aa depresyon geçirdiğini söylemedin ki sen” demeleri başımı döndürüyor, ama söz verdiğim günden beri her şeyin ayrıntılarını bilerek yaşamalıyım Aliye. Ben kendimden vazgeçmedim. Ruhumun derinliğinde taşıdığım karanlık ya da aydınlık yerleri severek yapacağım bunu. Karanlık tarafım çukurum benim ve üstünü örtmüştüm ama artık örtmüyorum. Açık oynuyorum bundan sonra böyle Aliye. Hayatı şöyle olumlamalar ile açıklasak ve doğa bilimlerini işin içine katsak süslü olsun diye, doğal seçilim neymiş? Farklılıklardan dolayı, yaşadığı çevreye, daha uyumlu olan canlıların hayatta kalabilmesi, benzer şekilde uyumlu olmayanların elenerek yok olması… Bilim insanları böyle demiş peki ama bilip susanlara ya da çaba göstermeyenlere ne demeli? Onlar hiç olmayı seçmişler Aliye. Ben ise onlar arasında ayrıcalıklı bir özellik edinmeliyim anladın mı beni? Bu özelliğim; düzene ayak uydurmak. Aaa Evet evet bugünden başlamalıyım. Hayatımı DÜZENE sokarak başlayacağım; planlar yapacak, bazen uyacak, bazen uyamadığım planlarım için üzüleceğim. Sonra anlık takılıp günümü kurtaracağım.

– Saat sabahın dokuzu belki on’u-

Yatak örtüsünü değiştirdim mavi kuşlu bir çarşaf serdim. Kahvaltıda yumurta haşlayayım (fakat nefretim tavukların yumurtaları). Yemeklerde kullanıyorken sorunum yok ama bir yumurtayı pişmiş tek başına görmeye tahammülüm yok Aliye, çıldırıyorum.

-yumurtacı olsam elimi günde yirmi beş saat yıkarım…- Doktorum, “korkularından zaaflarından kaçma” demişti. İlk olarak her gün yumurta yiyerek başlamalıyım ve bu kararımın ilki bugün olmalı. Aliye dayanamadım bak işte. Elimde tutamıyorum çatalım titriyor sanki. O beni yiyor anlayamazlar – bir gün ellerim titriyor, masada kaşık tutamıyorum diye ağladım. Bak o zaman sen yanımda değildin Aliye. Sinirlendiriyor bu vaziyet beni. Acaba camdan mı atsam yoksa çöpe mi derken al be! Al sana! Attım çöpe… Ama O’nu çöpümün içinde görmeye de tahammülüm yok. Bari hava alayım. Hem çöpü atayım kapıcı Hasan Bey zile bastığında çöpü vermem, yazık adama çöpün içinde yumurta… Dışarı bakıyorum, o sırada hava sıcaklığı neydi acaba? Az yağmurlu az karanlık -deli gibi seviyorum böyle havayı- Ama çöpümün içinde baş belası ezik yumurtam var. Hiçbir komşuyla karşılaşmadan evden çıkıyorum genel tavrım bu. Hal hatır ne soracak ne dinleyecek havamda değilimdir. Bakkal Şakir abinin karısını gördüm suratsızın tekidir. Aliye kadının ellerine baksana bu kadar yaşlı olmasına rağmen elleri o kadar genç nasıl duruyor nasıl? Ellerine bakarak mı seviyor ya da sövüyordu dünyaya… Geçenlerde kulak misafiri oldum boşanan oğlunu evlendiriyormuş. Kız Sakarya’dan ama bir çocuğu var, velayeti kimde? aman bana ne. Neyse ki Şakir Abi yanında değil yoksa selam vermek, konuşmak zorunda kalacaktım – çöpümde yumurtamla ( ezik tek başına bir yumurta) -Aslında Şakir Abi’yi çok severim hatta bak geçenlerde aldığım yoğurdun tarihi geçmiş eve gelince fark ettim ama kızmadım ona.

Çöpe yaklaşmama az kaldı acaba vedalaşsam mı ezik yumurtamla? Ah gören olsa benim için ne derler sence Aliye – gergin bir sesle daha açık konuşmak gerekirse (dudağımı ve burnumu koluma dayadım cesaret alırcasına ve midemin bulantısını bastırmak için.) Vedalaşacağım, sihirli bir cümle böyle süslü bir şeyler söylemem gerekir. Peki insan bir şeyden vazgeçerken susmalı mı yoksa gereğinden bir şeyler mi söylemeli? Peki bir şeyler söylemek vicdanı mı rahatlatır? Bazı kimselerle konuşup göstermelik davranışlarla neler olduğunu anlatmaya çalışmak yersizse, şu an bir şeyler söylemek belki daha yersiz ama kısacık bir öykü anlatacağım, Aliye ve ezik yumurtam.

Angelis adında emekli bir bankacı varmış. Şehir kalabalığından uzakta iki katlı bir evde karısı ile yaşıyormuş. Angelis, ne karısını ne yaşadığı evi ne işini sevmiş. Günlerini elbet bir zaman değiştirebileceği ve bir gün İspanya’ya, sonra İspanya’dan Yunanistan’a atalarının topraklarına gitme hayali ile yaşamını sürdürüyormuş. Ama hayali sadece hayalmiş. Güvercin olsa (ya da güçlü bir kartal) hayalini gerçekleştirebilirmiş. Angelis bu düşüncesinden sonra her salı ve perşembe yatak odasının ara holünde dua etmeye başlamış. Tanrım beni güvercine çevir (ama sinir bozucu karısı çok horluyormuş) Angelis bu horultu eşliğinde dua etmekten sıkıldığı için terasta dua etmeye karar vermiş ama terasa açılan kapının kilitli ve zincirli olduğunu görmüş. Sahi neden kilitliymiş ve kilit neredeymiş?

Merdivenlere yönelmiş, birinci kata inmiş ve bir bakmış bütün pencereler kilitli, kapılar kilitli ve anahtarlar yok. Acaba kim karısını ve onu kilitlemiş, onu bu eve tutsak etmiş? Önce güvercin sesinin taklidini yapmaya başlamış (hayatta bazı şeyler taklitten geçer sonra gerçeğe dönüşür; özgürlük, mutluluk ve haz için bu böyledir.) Angelis çığlık atmaya başlamış, attığı çığlıklar normal heyecanın ötesindedir kendini gittikçe küçülüyormuş gibi hisseder ve küçüldükçe daha özgür olur, yavaş yavaş kollarını harekete geçirir – doğduğu günden beri ne hayaller kurmuş olduğunu düşünür ve artık zamanı da gelmiştir.-

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
534

2 YORUMLAR

  1. Bazen bir kitabın kapağını kaldırdığımızda ömrümüzün sonuna dek yüreğimize yerleşeceğini bilemediğimiz bir öykü enjekte olur gözlerimize. Bu öykü de onlardan biri ve size bu öyküyü hep yüreğimde taşıyacağıma söz verebilirim. Ellerinize sağlık ❣

    • Teşekkür ederim, böyle güzel yorumlar insana yol gösteriyor ve bu yolu devam ettikçe kendi labirentimde, içimde daha sağlam bastığımı hissediyorum.Sizinde yüreğinize sağlık.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin