bulutların üzerinde
bulutların üzerinde

Sevmek, aşık olmak, onsuz yapamayacağını düşünmek… Hepimizin her an aklından geçen durumlar değil midir bunlar? Her birimiz birilerine kurban oluruz. Hiç kimseye açmadığımız sırlarımızı bir çırpıda dökeriz önlerine. Gökyüzü, Yer küre, Emir Sultanlar, Adı bilinmeyenler… Canımızı veririz onlar için. Belki onlar da senin gibi düşünüyorlar ama sen farklısın değil mi! İtiraf et be Ahmet. Dostça bir sohbetteyiz işte. Yıllardır gönlünde beklettiğin kan dolmuş bezeleri bir bir patlat hadi. Korkma, iki damla kan dediğin nedir. Bak, artık onda yok.

Hatırla! Bir kıymık batsa ayaklarına şaşırırdın ne yapacağını, gözyaşlarını tutamazdın belki. Belki de kendini uçurumdan düşüyormuş gibi hissederdin o üzüldüğünde. Haklısın, hangimiz öyle değiliz ki? Hatırla o eski günleri. Ürkek tatlı bakışlarla süzüyordu seni, Kafasında mavi beresi, sırtında ipek şalı, iki eliyle sardığı büyük su bardağı, içinde yeni hazırlanmış sıcacık kahve. Kokusunu hala hissedebiliyorsun. Pencereden baktın, iki saniye, lapa lapa kar yağıyor ama hiç üşütmüyor seni. Hissediyorsun üzerinde dolaşan bakışları. Durma devam et düşünmeye, hatırla hatıraları. Çok eskide kaldı şimdi hepsi. Görüntüsü hiç gitmiyor gözünün önünden ama ara ara kokusunu duyuyorsun kanepede. Sanki otuyor hala orada, meyve soyuyor senin için. Bak, bıçağın ucunda elma dilimi. Özenle soyulmuş ama hala üzerinde kırmızı kabuk parçacıkları var.

Zorla taktırırdı sana perdeleri. Üzeri pullu, beyaz nakışlarla bezenmiş beyaz renkli örtü. Ne dövüşler ne kavgalar. Ama kıyamazdın be, kalkar takardın. Ne olacak sanki hayatından iki dakikayı sevdiğin için harcamışsın. Tak bakalım şimdi perdeleri. Boşuna, arama! O artık o beyaz perdelere sarılı bir şekilde bir bir yudumluyor eski hatıraları arzın altında, arşın üstünde.

Senin yatağının üstüne oturmuştu bir gün, eline bağlamanı almış, kendi kendine notalar çıkarmaya çalışıyordu işte. Fark ettirmeden İzlemiştin onu. Sesin bozuk olduğunu düşünmüş olacaktı ki akordu düzgün bağlamanın akordunu düzeltmeye çalışmıştı. Burguyu çevirdiği anda tel kopmuş baş parmağını kanatmıştı. Şimşek gibi fırlamıştın kapının önünden. Bir yandan gözyaşlarını siliyor diğer yandan kanı durdurmaya çalışıyordun. Alt tarafı bir damla kan, bırak aksın. Bir daha izin vermemiştin bağlamaya dokunmasına, canını yakar diye. Şimdi öylece duvarda asılı duruyor o bağlama. Dokunan kimse yok. İnce bir fon müziği çalıyor çevresinde, hayali. Keşke be keşke burada olsaydı da bir kere daha dokunsaydı bağlamaya, Keşke.

Öğütler verirdi bazen sana. Kızardı, hafiften hallederdi bazen. Bazen, insanların içinde sesini yükseltirdi sana. En çok da o zamanlar sinirlenirdin. Ne gerek vardı sanki bağırmasına. İnsan gibi söyleseydi anlamaz mıydın? Şimdilerde rüyalarında görüyorsun, çırpınıyorsun bir kere daha azar işitmek için. O gittikten sonra öfkesi bile titretir oldu dudaklarını. En öfkeli anını bile gözyaşları içinde hatırlıyorsun.

Bak, bir araba gidiyor. Yeşil, üstü açık. Tahta parçaları sıkıştırılmış kuyruk kısmına. O gün de öyleydi. Gelip bıraktılar seni buraya. Sonra çekip gittiler. Öyle deme be. Zor işte. İşin aslı tek başına kalmak değilmiş. Tek başına kalan insan bulur kendine birilerini. Alır nefesini, her yer hava deliği doludur onun için. Ama sevdiklerin bırakıyorsa seni bir yere. Bırakıp terk ediyorsa bilerek, o zaman neye tutunabilirsin ki, hangi sarmaşık çeker seni yukarıya. Hangi yol kabul eder seni. Hangi denizde yürüyebilirsin, hangi su seni ıslatabilir ki.

Bazen anlam veremiyorum, o mu öldü yoksa ben mi bıraktım kendimi serin toprağa. Gölgeler, ağaçlar, tatlı tatlı esen rüzgâr. Bu mevsimde her şey sevgiliyi hatırlatıyor. Hak’tan geldiğimizi ve yine O’na döneceğimizi unutmamak gerek. Ölüm, Allah’ın emri de şu ayrılık olmasaydı!

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
56

2 YORUMLAR

  1. “Ölüm ile ayrılığı tarttilar elli dirhem ağır geldi ayrılık… ” ,ölüm en büyük ayrılıkken bu acı kimin için?

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin