beslenme ve duygular - duygusal açlığın tedavisi - duygusal açlıktan kurtulma - yiyeceklerin insan üzerindeki etkisi
beslenme ve duygular

Beslenme bilimi ucu bucağı olmayan ve diğer bilimlerle ilişkili bir alandır. Psikoloji de ilgili olduğu bilimlerden biridir. ”Beslenme Psikolojisi” dediğimiz alanda değinilecek birçok nokta var, tek yazıda sınırlayamayız. Bu yüzden bu yazı bir giriş niteliğinde olsun istedim. Beslenme ile ilgili biyolojik mekanizmalarımız, mental iyilik halimizden nöropsikiyatrik bozukluklara kadar ruh sağlığımız ve duygu durumumuz üzerinde etkili olabilir. Çeşitli besin öğeleri yetersizliklerinin sadece bilişsel fonksiyonlarda zayıflama ve depresif ruh hali görülmeyip, saldırgan davranışların sergilenmesinde de etkili olduğu bilinmektedir.

Kendimizi incelersek stresli zamanlarda daha fazla yemek yiyebiliyoruz, topluma dayatılan güzellik algılarından etkilenip görünüşümüzü değiştirmek istiyoruz, mutsuz olduğumuzda birazcık çikolata bize iyi gelebiliyor hatta bu bize çocukluğumuzda bilinçaltımıza öğretilmiş bir şey de olabilir. Ağlayan çocuğa bir teselli olarak abur cubur denilen yiyecekler verilir. Beyin de tamamen bunu bir alışkanlık haline dönüştürmüş olabilir. Bir fincan çay veya kahvenin yorgunluğumuzu aldığını fark edebiliyoruz. Kültürümüzde takılıp kalmış, misafirliklerde aç olup olmadığımızdan emin olmayı dahi düşünmediğimiz bir tabak dolusu yiyecekleri istemsizce geri çeviremeyebiliyoruz.

Comfort food denilen stresi azaltan yiyecekler terimi olumsuz duyguların giderildiği, olumlu duyguların arttırıldığına inanılan geleneksel yiyecekleri ifade etmektedir. Bu yiyecekler hazırlanması kolay, karbonhidrat oranı yüksek yiyeceklerdir. Karbonhidrat dediğimiz şey şeker yapılarının (glikoz, fruktoz, galaktoz vs.) bir araya gelip oluşturduğu genel moleküllerdir. Her ne yersek yiyelim sindirim mekanizmasının işlemesiyle en son vücudun kullanabileceği glikoza dönüşür. Beyin glikoz ve sudan oluşan bir yapı, çalışması için gerekli en temel şey glikoz ve sudur. Yemeklerde kullandığımız ”sofra şekeri” olarak algılanmamalı şeker kavramı sadece. Besinlerin etiketlerini incelediğimizde farklı çeşitleri net olarak görebiliriz.

Şu durum yani; karbonhidrat oranı yüksek gıdaların kan şekerinde adrenalinde -stres hormonu- düşüş veya yükselişlere neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle yüksek oranda rafine karbonhidrat ve şeker tüketimi stres yanıtını kötüleştirebilir.

Beynimizin ortalarında ”Nükleus akkumbens” denilen bir yapı bulunur ve burası beynin ödül merkezidir. Burayı uyarıcı moleküllerden biri de dopamindir. Yemek yemek de dopamin salgılatan eylemlerden bir tanesi hele ki ”comfort food” denilen sınıflandırmanın içine girenlerden oluşuyorsa etkisi büyük olacaktır. Yemek yemeyi ”zevkli/zevksiz” diye kategorize ettiren de dopamindir aslında. Sebze yemenin değil de tatlının ödül merkezini uyardığını çocuklarda net görebiliriz. Brokoli, pırasaya bağımlı çocuk göremezsiniz. Bebeklerde ek besinlere geçilirken peynir ve sebzelerden önce meyve suyu gibi tatlı yiyeceklerin verilmemesi söylenir, sırası bu yüzden önemlidir.

Beyniniz kendisine haz vereni yapmaya devam etmek, kendisine acı vereni yapmayı kesmek üzerine kurguludur. Bunu ödül mekanizmaları üzerinden yapar. Şekerli, yağlı ya da kısaca kalori yoğunluğu fazla olan yiyecekler tükettiğinizde beyniniz bunu pozitif olarak algılar ve devamının gelmesi için dopamin ve endorfinler salgılar. Teknik olarak yeryüzünde sizi mutlu eden her şey dopamin ve benzeri nörotransmitterlerin beyninizde yarattığı etkilerdir. Üstelik eğer stres altındaysanız, ya da kaygı bozukluğu, depresyon gibi bir duygudurum bozukluğu geçiriyorsanız beyniniz iyice “Tatlı! Tatlı!” diye bağıracaktır. Bunun kişiliğinizle ya da alışkanlıklarınızla bir ilgisi yoktur. Bütün hayvanların beyni, insanınki de dahil olmak üzere, bunu yapmaya programlanmıştır. Sebebi de stres anında beyin değerli olanı muhafaza etmek ister ve daha fazla edinmek ister. Enerji de devamlılığımızı sürdürebilmemiz için şart olduğuna göre, stresli durumlarda bizim taş devrinden kalma beynimiz yiyecek kıtlığına girecekmiş gibi ilkel tepkiler veriyor. Aynı zamanda beyin şimdide takılı kalıyor. Normal bir anınızda sürekli yüksek kalorili yiyecekler tüketirseniz kilo problemleri yaşayacağınızı bu yüzden sağlıklı yiyeceklere yönelmeniz gerektiğini görebilir ve bu doğrultuda davranabilirken, moraliniz bozukken geleceğe yönelik düşünme zorlaştığı için beyin günü kurtarmaya çalışıyor, yarın yokmuş gibi yemek istiyor.

Yoğun kalorili yiyecekler dolayısıyla bize iyi hissettiren dopamin ve endorfinlerin yanı sıra beynimizde bir etkisi daha var, o da otonom sinir sisteminin kolları olan sempatik ve parasempatik sinir sistemlerine bağlı. Sempatik ve parasempatik sinir sistemleri kontrolümüz dışında birbirlerini dengeleyecek biçimde çalışıyorlar. Sempatik sinir sistemi kaç ya da savaş tepkisini yaratırken parasempatik sinir sistemi dinlen ve sindir tepkisini verir. Kısaca sempatik sinir sistemi sizi daha atik yapar, kalp atışlarınız hızlanır, göz bebekleriniz daralır, sindirim yavaşlar, parasempatik ise tam tersini yapar. Bu yüzden bir şey yediğinizde parasempatik sinir sistemi aktivasyonunu arttırarak yediklerinizin sindirilmesine ve depolanmasına yardımcı olur. Ve aktivitesi arttığı için kalp atışlarınız yavaşlar, vücudunuz gevşer, daha rahat bir hale geçersiniz. Bu yüzden de yemek yemek sizi rahatlatır. Buradan anlayacağınız üzere yemeğe davrandığınızda aslında vücudunuz gevşemek istiyor ve yemeği buna bir aracı olarak kullanıyor.

Bu durumun farkında olmak mühim olan. Bunun sizi rahatsız ettiğini fark ettiğiniz an harekete geçebilirsiniz. Birtakım alışkanlıkları düzeltmek zor olabilir. Bu yüzden durumu kabul etmeli, bir kağıt kalem alıp eksikliklerinizi, fazlalıklarınızı, düşüncelerinizi, sıkıntılarınızı yazabilirsiniz. Bir beslenme günlüğü tutabilirsiniz, yediğinizde hissettirdiği duyguları yazabilirsiniz. Yazmanın iyileştirici gücünden faydalanabilirsiniz böylece gerçekten aç olan duygularınızı mı besliyorsunuz, yoksa midenizi mi anlarsınız.

Etiket okumaya kendinizi alıştırmalısınız. Mükemmel bir şekilde yaratılmış organlarımız bizim için faaliyette, onları ne ile beslediğimizi veya öyle zannettiğimizi fark etmeliyiz.

Yeni tarifler keşfedip tükettiğiniz abur cuburlara alternatif sağlıklı seçimler hazırlayabilirsiniz. Unutmayın bir kaosun içine sürüklenmek zorunda değilsiniz. Rahatsız edici durumların farkına vardığınız an bakış açınızı ve ilginizi başka yöne çekebilirsiniz ve yardım alabilirsiniz.

Sevgiyle, sağlıkla…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
3213

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin