Bram Van Velde
Bram Van Velde

Öyle zamanlar oluyor ki bir kapı eşiğinde bekliyor, kapıyı açıp açmamakta tereddüt ediyorum. İçeri girmeye şartlanmışım, hayatın olağan akışında bunu yapmak için bir nedene ya da bir sorgulamaya ihtiyacım yok. Ancak orada kimi zaman vaktimi harcıyor, ‘Neden elimi atmalıyım?’ın cevabını arıyorum. Bir süre sonra içeri giriyor, sandalyeme oturuyorum. Duvarları, nesneleri ve boşluğu seyrediyorum. Bir şeyler olmayabilirdi ama bir şeyler var, ben içeri girmeyebilirdim ama girdim, ben bunları yazmayabilirdim ama yazdım.

İnsanın anlam arayışı. Önce doğa ile başladı, doğa felsefesiydi ilk adım derler. Neden var olduğunu sorgulamış insanoğlu. Arkeyi aramışlar yani. İlk olanı, temel olanı, başlangıçta olanı. Thales su demiş, Anaksimenes ise havadır der mesela. Oysa ya felsefe tarihçileri yanıldı ya da filozoflar. İlk soru maddeyi değil, ruhu aramalıydı. Nedenini, niçinini sorgulamalıydı. Var olmayabilirdik, varız. Neden? Çok sonraları tartışıldı bunlar. En etkili cevaplar kutsal kitaplardan, elçilerden, nebilerden geldi. Zaman geçti, madde ruhun önüne geçti. Var olmamız için dendi, var etmeliyiz kendimizi. Nasıl? Sorumluluk alarak. Varoluşçuluk; Waille bir bunalımdır dedi, Banfi kötümserlik, Mounier umutsuzluk, Hamelin bunaltı, Benda akıldışılık ve Foulquie saçmalık. Jean Paul Sarte’a göre ise insan yaşamını olanaklı kılan bir öğreti. 

Ben bu tanımlardan birini seçecek olsam Banfi’nin tanımını uygun görürdüm sanırım. Kötümserlik. İnsanın içindeki kötülüğü bütün saflığıyla alıp dışarı çıkarmaktır varoluşçuluk. Bu saf kötülüğü alır bir müzede veya saniyede 24 kareye sığdırıp sinemada sergilersen sanat denebilir pekala. Peki burada bir sitemim mi var varoluşçulara? Hayır. Hollywood’un toz pembe dünyasından, süper kahraman filmlerinden başını kaldıran bir insan için fazla mı kötümser görünecektir tüm bunlar? Evet.

Peki ama neden? İnsan neden kendisini var etmeli. Nietszsche’ye göre Nihilizm, yüksek ideallerin değerlerini yitirmelerinden kaynaklanan olumsuz düşünce tutumu iken varoluşçuluk’u, hiççilikten ayıran nedir? Bir varoluşçu yüksek ideallere inanmıyorsa kendisini neden var etmelidir? Bu yüksek idealler ne olabilir erdemden başka? Tanrı’dan başka? Aslında tüm bu soruların cevabı aynı zamanda o kapı eşiğine denk düşüyor.

Buradayım. Kapı eşiğinde ve kolumu uzatıp o kapıdan girmeliyim.  Ama neden? Burada olmamın, kapıyı açmamın, içeri adımımı atmamın sebebi nedir? Buna bir sebep bulamamanın kaygısı, endişesi beni bitiriyor. Çoğu geceler uykusuz kalıyor, içimdeki o devasa boşluğu dolduramayacağım diye korkuyorum. Bu boşluk, bu kaygı, bu endişe… O kapıyı açtığın anda geçici de olsa yok oluyor. Bir sonrakinde daha şiddetli gelecek. Her seferinde karşılamak için kuvvetli bir imana ihtiyaç var. Neye iman? Tanrıya, yüksek ideallere, sevdiklerine, varlığa ve yokluğa; belki de o kapı eşiğinde durabilme fırsatına. Her soru bir fırsattır yanıtların için. Her kapı bir ayrı bir soru. Belki de o rahatsız edici, kaygı verici boşluk merak duygusudur, bilinmezliktir. Belki de değildir. Kim bilir?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
42
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

2 YORUMLAR

  1. hepimiz kendimizce kapının eşiğindeyiz. cesaret mi lazım bize ne dersiniz? belki de kaygılarımız bizi biz yapıyordur bilemeyecem ama okuması zevkli bir yazı olmuş elinize sağlık:)

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin