yunus
yunus

13. ve 14.yy’larda yaşadığı, Sarıköy’de dünyaya gözlerini açtığı bilinmektedir. Yunus Emre‘nin. Genç yaşlarında çiftçilikle geçimini sağlamış, onun zamanına denk gelen kıtlık, moğolların baskısı ve köyleri yakıp yıkmaları onun tasavvuf yoluna ayak basmasına neden olmuştur. Tarihte yaşamından pek bilgi bulunmaması o yıllarda tarihin kayıt altına alınmadığını göstermektedir.

Rivayete göre, iki çocuğu olduğu, büyük oğlu İbrahim’i ve eşini Çekikgözlerin (O dönemde halkın moğollara takmış olduğu isim) köylerini yakmaları sonucu öldükleri biliniyor.

yunus emre
yunus emre

Anadolu’yu kıtlık vurmuşken, Yunus Emre köy halkını açlığa karşı korumak amacıyla,  o dönemlerde yaşayan Hacı Bektaşi Veli’nin gariplere yardım ettiğini bilerek yollara koyulmuştur. Bu büyük zatla tanışan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli’den köyü için buğday istediğini dile getirmiştir. Bunu üzerine Hacı Bektaş Veli, ona buğday mı nefes mi istediğini sorar. Yunus Emre ise buğdayın karın doyuracağını, nefes yerine buğday istediğini söylemiştir. Yunus Emre’nin ağır başlılığını beğenen Hacı Bektaş Veli, Yunus’a buğdayı vererek köyüne uğurlar.

Yunus’ dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni.

Yolda pişman olan Yunus, buğdayları geri teslim etmek için Veli’nin yanına geri döner. Fakat Hacı Bektaş Veli geç kaldığını ve nefesi Tapduk Emre’nin vereceğini söyler. Bunu üzerine Yunus, Tapduk Emre’yi bulmak için yollara düşer.

Hani hamdım, buldum, piştim derler ya Yunus’un kendini bulduğu ve piştiği yer Tapduk Emre’nin yanıdır. Yunus Emre bu zatın yanına varınca, iş olarak ilim yuvasına odun taşımakla görevlendirilir. Kırk yıl odun taşıdığı dergâha bir tek eğri odun getirmez. Sebebini soranlaraysa “Bu kapıdan içeriye odunun eğrisi bile giremez” der. Tapduk Emre, kızını Yunus ile evlendirir ama Yunus şeyhinin kızına kendisini layık görmediği için kıza elini sürmez. Onun tek amacı erenler mertebesine ulaşmaktır. Yunus bir türlü erenler mertebesine ulaşamadığını düşünüp, üzülür ve Taptuk Emre’nin yanından ayrılır.

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni.

Taptuk Emre’den ayrı geçirdiği zaman içinde başından geçen bazı olaylar sonucunda Yunus, istediği mertebeye ulaştığını anlar. Tekrar Taptuk Emre’nin yanına döner ama Taptuk Emre’ye mahcup olduğu için önce karısı ile görüşür. Şeyhinin kendini affetmesini ister. Kadın “Bilirsin gözleri görmez, sen kapının eşiğine yat. O sabah namazına kalktığında ayağı sana dokunur. Bu kim diye bana sorar. Ben de Yunus, derim. Eğer hangi Yunus derse ses çıkarmadan çek git. Yok, eğer bizim Yunus mu derse, kalk şeyhinin eline sarıl” der. Kadının dediğini yapan Yunus şeyhinin “Bizim Yunus mu?” sorusu üzerine kalkar şeyhini ellerine sarılır. Bu olaydan sonra da Yunus’un hayatını kaybettiği söylenir.

sular hep
sular hep

Şiirlerini çok büyük bir aşkla yazan Yunus Emre, halkın dilini yani öz türkçeyi çok iyi kullanmasını bilmiştir . Şiirleri daha çok tasavvufi ağırlıklıdır. Tasavvuf; ruhunu temiz tutmak, Allah sevgisini kalbinde yaşamak, Allah’ı öylesine sevmektir ki cennet için değil, onun sevgisine erişebilmek için uğraş vermek, ömrünü bu yola adamak demektir. Ayrıca Yunus Emre, hoşgörülülüğüyle de halkın şairi olmayı başarmıştır.

Yunus Emre ne demiş şöyle kulak verip dinle,
Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü.
İnsanoğlunu sevip onlara söylemiş canla,
Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
43

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin