bir fotoğrafa
bir fotoğrafa

Her şeyi yüzüne söyleyeceğim için karşımda fotoğrafın. Bu sefer eminim. Bu sefer diğerleri gibi değil. Artık sana baktığımda ne eski seni ne de eski beni görebiliyorum. Önceden gördüğüm bir rüyayı izliyor gibi hissediyorum kendimi. Yani artık gerçekmiş gibi gelmiyor. Seni seven beni tanıyamıyorum. Benim sevdiğim seni hatırlayamıyorum.

Seni daha fazla sevemeyeceğimi fark ettiğim zaman vazgeçtim senden. O bile yetmedi sana. Belki bana da yetmedi. Belki sen bu kadar sevilmek istemedin. Ama ben de bu kadar sevilmemek istemedim.

Artık senin gözlerin de gülmüyor fotoğraflarda. Ne düşündüğünü de anlayamıyorum. Mutlu olup olmadığını da bilmiyorum. Ama gerçeği söylemek gerekirse artık ilgilenmiyorum. Ne senin mutluluğunla ne de kendi mutluluğumla ilgileniyorum. İlgilendiğim tek şey bu fotoğrafa son kez bakıyor oluşum.

Bilmeni istediğim şeyler var. Mesela artık tesadüfen beraber yürüdüğümüz yolları ezbere bilmiyorum. Ya da tüm karşılaştığımız yerleri aklımda tutmuyorum. Seninle konuşmalarımızdan aklımda kalanları hatırlamaya çalışmıyorum. Seni görürüm umuduyla geçmiyorum o durağın önünden ya da arkamı dönüp orada mısın diye bakmıyorum. Eskiden sana verdiğim defterlerin sayfalarında parmak izlerini aramıyorum. Sevdiğin şarkıları dinlemiyorum. Seni anımsatan rakamlara anlam yüklemiyorum. Hangi tarihlerde nerelerde olduğunla ilgilenmiyorum. Artık seni kimseye sormuyorum. O kırmızı telefon kabına bakmıyorum mesela. Eski fotoğrafları aramıyorum. Kimsenin parfümünü senin parfümüne benzetmiyorum. Seni görmek için çabalamıyorum. Seni sevmeye devam etmiyorum.

Seni sevmeyi ağır ödediğim gibi seni sevmemeyi de ağır ödüyorum. Seninle beraber kendimi de söküp attım bu bedenden. Çünkü sen sinmiştin bütün benliğime. Tüm hücrelerimi sarmıştın. Kanser gibi yayılmıştın kalbime. Seni bu kalpten atmanın tek yolu kalbimi de atmaktı. Öyle de yaptım. Şimdi sen yoksun ve ben kendimi hiçbir şey yapmaya ikna edemiyorum. Zorla kalkıyorum duvarların önünden ve inan ne düşündüğümü, ne kadar süredir onları izlediğimi bilmiyorum. Hiçbir şeye üzülmüyorum, üzülüyormuş gibi yapıyorum. İletişime geçmek istemiyorum kimseyle çünkü anlatılanlara odaklanamıyor ve dinleyemiyorum. Konuşmak da istemiyorum çünkü kelimeleri toparlayamıyor ve mantıklı cümleler kuramıyorum. Tek damla gözyaşı akıtamıyorum ve bundan çok korkuyorum.

Söyleyeceğim o ki her şey senin içinmiş. Her şeyi senin için sevmişim. Senin için düşünmüşüm, senin için dinlemişim, senin için üzülmüşüm. Benim hissim senmişsin. Şimdi sen yoksun ve ben hiçbir şey hissetmiyorum. Ama bundan rahatsızlıkta duymuyorum. Umarım seni sevdiğimi anladığın gibi sevmediğimi de anlayabilirsin ve bu sefer anlamazlıktan gelmek yerine anladığını bana da fark ettirirsin.

Karşımdasın, seni sevdiğimi yüzüne söyleyememiştim fakat artık seni sevmediğimi yüzüne söylüyorum. Artık bitti. Seni sevebilecek ne bir kalbim ne de bir aklım kaldı. Artık seni sevmiyorum.

“Her şey, her şey geçip gitti! O zamana dair ne bir işaret, o zamanki duygularıma dair ne de bir kalp çarpıntısı var. Yanıp bitmiş, kül olmuş bir saraya dönüp gelen bir hayalete benziyorum, parlak bir prensken yaptırdığı ve her tür muhteşem eşyayla donattığı o sarayı ölürken sevgili oğluna büyük umutlar besleyerek bırakan bir hayalet gibiyim.”

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
111

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin