whiplash sinema - whiplash - film - film analizi - film eleştirisi
whiplash

“There are no two words more harmful than ‘good job’”

Damien Chazelle’nin ikinci uzun metrajlı filmi olan Whiplash, 2014 yapımı bir Amerikan drama filmi. Filmin başrollerini jazz okuyan bir bateri öğrencisini canlandıran Miles Teller ve onun katı hocasını canlandıran J. K. Simmons paylaşmakta. Film, prömiyerini açılış filmi olarak 2014 Sundance Film Festivalinde yaptı. 87. Akademi Ödülleri’nde (Simmons için) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Film Kurgusu ve En İyi Ses Miksajı olmak üzere üç farklı ödül aldı. Yönetmen Chazelle’in kendi hayatının bir kesitini uyarladığı film, önce bütçesizlikten kısa film olarak çekilse de, festivalde küçük bir ön gösterim yapılarak gerekli bütçeyi aldı ve uzun metrajlı olarak on dokuz gün içerisinde çekildi.

Filmden Küçük Kesitler – Bateri Sahneleri

Damien Chazelle’in Sundance’i birbirine katan filmi, New York Shaffer Konservatuvarı’nda birinci sınıf öğrencisi olan Andrew Neiman’ın (Miles Teller) sınırları zorlayan muhteşem davul resitali ile açılıyor. Andrew, çocukluğundan beri bateri çalan ve tek hayali hayranı olduğu jazz bateristi Buddy Rich gibi çalabilmek olan hırslı, genç bir müzisyen. O ana kadar seyirciyi mest eden Neiman’ın tek kişilik performansı, konservatuvarın en prestijli ve en sert hocası olan Terence Fletcher’ın (J. K. Simmons) odaya girmesiyle buz gibi bir sessizliğe bırakıyor yerini. Fletcher öğrencilerine oldukça sert davranan, onlara hakaret etmekten çekinmeyen ve bunu “kendi Charlie Parker’ını bulmak için” yaptığını iddia eden bir karakter.

whiplash analiz - film - film eleştirisi - whiplash oyuncular - whiplash yorumu - whiplash sinema
whiplash analiz

Fletcher’in, Andrew’i kendi grubunun bateristine alternatif olarak almasıyla birlikte ikili arasında alışılagelmiş bir öğretmen-öğrenci ilişkisinden başka adeta bir psikolojik savaş başlar. Fletcher’a göre öğrencilerinin içlerinde var olduğunu düşündüğü büyük sanatçıyı ortaya çıkartmak için onları ne kadar zorladığının ve sınırları ne kadar aştığının hiçbir önemi yoktur. Kendini tamamen müziğe adamanın bu işin ilk kuralı olduğunu düşünen Fletcher, öğrencilerinin zayıf yönlerini yüzlerine vurarak onları aşağılamaktan dahi çekinmez. Filmin adını aldığı jazz klasiği olan Whiplash bestesi ise kelime anlamı olarak “kamçı darbesi, kırbaçlamak” anlamına geldiğinden filmin her dakikasını ismi ile çağrıştırmak mümkün.

whiplash oyuncular - film - film eleştirisi - sanat - film analiz - kültür - whiplash filmi
whiplash oyuncular

Filmde defaatle tekrar edilen Jo Jones ve Charlie Parker arasındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi aslında tüm bir film boyunca baş karakterlerin arasındaki ilişkiden çok da farksız değil. Fletcher, Andrew’e, yanlış tempoda olduğu için Jo Jones’un Charlie Parker’ın kafasına bateri zilini fırlattığını ve Charlie Parker’ı bir efsaneye dönüştüren olayın bu olduğunu anlatır tekrar tekrar. Fletcher ve Andrew arasındaki ilişki bu gerçek hikayenin modern kurgusundan başka birşey değildir aslında. Yine Sidney Bechet’in yanlış notayı çaldığını söyledikleri bir kişiyi vurması jazz tarihinin başka bir efsanesidir. Ancak filmde Fletcher’ın kendi Charlie Parker’ını bulup bulmadığı asla net bir fikre dönüşmez. Filmin her dakikasında seyirciyi şaşırtan ve beklenen film klişelerini yıkan olaylar akışı, ikili arasındaki ilişkinin ne yöne evrileceğini kestirmeyi zorlaştırır.

Mükemmelliyetçilik, hırs, otorite kavramları üzerine derin mülahazalar yaptırabilecek bu yapıt, aynı zamanda Andrew karakteri üzerinden adım adım başarı kavramını tanımlamaya çalışıyor. Vasatı kabul etmeyen Fletcher’ın günlük hayatta sık sık kullanılan, dillere pelesenk olmuş “good job” sözcüğünü yermesi ve bu sözcüğün ancak “vasatı kutsama”nın bir ifadesi olduğunu dile getirmesi, o ana kadar bu obsesiflik halinin ardında yatan düşünceyi anlatıyor seyirciye. “Good job” duvarının sadece kişinin yeteneğini sınırlandıran yanlış bir eşik olduğunu ve bu başarı çıtasının kişinin kendisi tarafından belirlenmesini engellediğini anlatır bir bakıma. Öyle ki “good job” kelimelerini duymuş kimse, bu eşiği belirleyen toplum ya da öğretmeni tatmin etmiş ve artık kendi yeteneğini azami ölçüde dışa vuramamıştır. İşte Fletcher tam da bu “good job” duvarına meydan okumaya cüret etmiş ve bunu yaptığı için de özür dilemeyeceğini söyleyen başka bir efsanedir.

whiplash - film - kültür -sanat - analiz - film analizi
whiplash

Fletcher, kendi varlık sebebini öğrencilerinin yeteneğini keşfetmek ve onlara kendi yeteneklerini keşfettirmek olarak belirlemiştir. Bunun için ne kadar ileri gittiğinin bir önemi yoktur zira adeta kutsal bir şeye hizmet etmektedir. Ancak tam da bu noktada filmin aynı zaman da senaryo yazarı da olan Chazelle, bu hırsın başarının anahtarı mı yoksa katalizörü mü olduğunu tartışır. Zira daha önce bu hırsı aşıladığı öğrencisi Sean Casey’nin intihar haberi seyircide şok etkisi yaratır. Andrew karakteri ise baştan sona kadar hırsından birşey kaybetmese de, araba kazası yaptıktan hemen sonra davul bagetlerini aramaya koyulan ve konsere yetişmeye çalışan, elleri kanayana kadar pratik yapan, dışarıdan bakıldığında tutkunun ötesinde bir hal alan hastalıklı bir ruh haline bürünür. Bu hırsı onu “I want to be one of the greatest” diyerek sevgilisinden ayrılmaya itmiş, mutluluğun kapısını kapatmış ve yalnızlığa sürüklemiştir. Öyle ki bu başarı hırsı onu yer yer müzik tutkusunun da ötesine sürüklemiştir.

Chazelle, başarının tanımını yaparken baskının tek kalıcı felsefe olduğu gerçeğini vurgular. Filmin ilk sahnesinde Andrew’in davuluna düşen ter damlalarına, ilerleyen sahnelerde kan ve gözyaşı da eklenecektir. Kan, ter, gözyaşı üçlüsünden oluşan bu filmde, kişinin potansiyeli, psikolojik ve hatta fiziki şiddetle ortaya çıkmaktadır. Bu şiddet bireyi sindirebileceği gibi onun azmini diri tutacak olan tek olgudur da aynı zamanda.

whiplash bateri - whiplash
whiplash bateri

Filmde, müzik ve kameranın inanılmaz uyumu, orkestra sahnelerindeki enfes koreografi, seçilen jazz klasikleri, sanatçıların muazzam resitalleri seyircinin damağında muazzam bir tat bırakmakta. Ancak filmde jazz müziğin doğasına aykırı olan bazı unsurların eleştirilerini yapmadan geçmek mümkün değil. Amerika’nın klasik müziği olarak adlandırılan bu tür, başlangıçta yalnızca bir dans müziği iken zamanla bu dans ögeleri arka plana atılarak, doğaçlama halde çalınmaya başlandı. Jazz müziğin en temel prensiplerinden birisi özgürlüğün boyutlarını en üst noktaya çıkararak doğaçlama ve tekniği birleştirmesiyken, filmde müzik çok kesin ritim ve tempolarla yapılıyor. Burada elbette söz konusu eleştiri davulun dahi notayla çalınması değil ancak örneğin jazz tarihinin en iyi albümlerinden biri olarak kabul edilen Miles Davis’in “Kind Of Blue” albümü yapılırken, Davis arkadaşlarını çağırarak “doğaçlama çalıyoruz” der. Böylece ortaya efsane bir albüm çıkar. Zira jazz, emprovizeye ve doğaçlamaya dayanan ancak armoniden asla kopmayan bir müzik tarzıdır. Öyle ki filmde birçok defa atıfta bulunulan Charlie Parker’ın “don’t play the saxophone, let the saxophone play you” sözleri de tam olarak bu doğaçlama taktiğine gönderme yapmaktadır.

whiplash - film - film eleştirisi - film analizi
whiplash

Coşkulu, dinamik, seyircinin ritim duygusunu tatmin eden bu filmde hiçbir karakter net bir yere oturtulamıyor. Ancak jazz tutkusunun ve müzisyenlerin müşkülpesentliğinin nedenini oldukça iyi anlatan film, en iddialı gerilim filmleriyle de yarışabilecek, stres dolu ve seyirciyi koltuğunda kaskatı bırakabilecek türden. Birçok aksiyon filminde dahi göremeyeceğimiz türden sahneler seyirciyi terleterek, sinirlerini harekete geçirmeye yetiyor. Damien Chazelle’in La La Land’de de olduğu gibi henüz genç yaşında böylesine iyi yapıtlarla seyircinin karşısına çıkması ise ileride göstereceği başarıları öngörmek için yeterli. Jazz severlere Whiplash, Caravan gibi muhteşem parçaları dinleme şansı vererek müthiş bir müzik hazzı yaşatan filmde, cast da oldukça başarılı. J. K. Simmons’un kusursuz oyunculuğunun tek başına ayrı bir makale konusu olduğu ve The Spectacular Now’daki oyunculuğu ile akıllarda kalan Miles Teller’ın, bir kez daha bu filmle seyirciyi büyülemesi, Whiplas’ın sinema dünyasında etkisinin uzun süre devam edeceğini gösteriyor.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
1

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin