cioran
cioran

Emil Michel Cioran‘ın Burukluk isimli aforizma kitabından bahsedeceğim bu kez. (Metis Yayınlarının başka bir kitabını daha incelemiştim, şuradan ulaşabilirsiniz.)

Cioran‘ı babamın kitaplığında keşfetmiştim. Hem Metis Yayınları‘na özel bir ilgim olmasından hem de Cioran isminin çok etkileyici gelmesinden dolayı çekip aldım kitabı raftan. Aldım ve çantama koydum. O günün akşamında, gece yarısına varan bir saatte metroyla eve dönerken başladım okumaya. Elimde kırmızı kalem, etkilendiğim yerlere bir tık atıyorum.

Burukluk‘tan çok etkilenmiştim. Az kelimeyle bu kadar düşündürücü cümleler yazabilen birini beklemiyordum. Sıradan aforizma kitapları gibi, bayağı sözler içeren bir kitap değildi bu. Üstelik ana dili Romence olan bir yazarın Fransızca yazdığı bir kitaptı bu. Hem de Bir yazar için anadilini değiştirmesi, bir sözlükle aşk mektubu yazmasına benzer. demiş bir yazarın yazdığı bir kitap. Buna rağmen sanki Fransızca’nın içine doğmuş olduğunu sanırsınız Cioran’ın.

Biraz kitabın muhtevasından ve Cioran’ın tarzından bahsedeyim. Kitap bölümlere ayrılmış:

  • SÖZÜN KÖRELMESİ
  • UÇURUM DOLANDIRICISI
  • ZAMAN VE KANSIZLIK
  • BATI
  • YALNIZLIK SİRKİ
  • DİN
  • AŞKIN CANLILIĞI
  • MÜZİK ÜZERİNE
  • TARİHİN BAŞDÖNMESİ
  • BOŞLUĞUN KAYNAĞINDA

Rahatsız edici, sarsıcı bir nihilizm seziliyor Cioran’da. Nihilist olmadığını söylemesine rağmen. Sanıyorum bunda, etkilendiği kimselerin genellikle nihilist bakışlara sahip düşünürler olmasının rolü var. Sarsıcı ve insanı rahatından eden kafa konforunu bozan bir yönü var. Okunmalı mı? Tamamıyla değil belki ama evet, okunmalı. Bir hikmet kitabı olarak telakki edilmesi insanı bir uçurumun kıyısında dolaştırabillir fakat bazı noktalarda şaşılacak derecede bir açıklıkta görmüş ve göstermiş “insan”ı ve “hayat”ı.

Kitaptan alıntılarımı da buraya bırakarak sizlere veda edeyim. İyi okumalar. “Okumak iptiladır, müptelalara selam!”.

  •  “Hakikatler”…artık onların yükünü çekmek istemiyoruz, ne de onlara kanmak veya suç ortağı olmak… Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum.
  • Hayatında başarısızlığa uğramak şiire giriş yapmaktır – yeteneğin desteği olmadan.
  • Üslup çeşitleri: sövgü, telgraf ve mezartaşı yazısı.
  • Her şeyi yıktıktan sonra kendini de yıkmayan bir kitap, bizi beyhude yere azdırmış olurdu.
  • Vaktiyle öğretmenler tercihen ilâhiyata yükleniyorlardı. Hiç değilse, mutlağı öğretme, kendilerini Tanrı’yla sınırlamış olma mazeretleri vardı; oysa bizim devrimizde hiçbir şey ölümcül yetkilerinin elinden kurtulamıyor.
  • Bir zihni, karanlık fikirleri kavramaktan duyduğu tiksinti kadar hiçbir şey kurutamaz.
  • Modern olmak, devasızlık içinde şunun bunun ucundan tutmaktır.
  • Büyük adamların gündelik hayatı tahayyül edilmeye çalışıldıkça duyulan o tedirginlik… Öğleden sonra saat ikiye doğru, Sokrates ne yapardı dersiniz?
  • Dalgalanmalarımız dürüstlüğümüzün damgasını taşır, teminatımız ise sahtekarlığımızın.
  • Kendimize karşı uygulama alanına soktuğumuz bir teknik olan psikanaliz, risklerimizi, tehlikelerimizi, uçurumlarımızı küçültür; bizi bozukluklarımızdan, kendimize karşı meraklı olmamızı sağlayan her şeyden yoksun bırakır.
  • Istırap çekeriz: dış dünya var olmaya başlar…; çok ıstırap çekeriz: yitip gider. Acı onu sadece gerçekdışılığını açığa vurmak için uyandırmıştır.
  • Canı sıkılmak, zamanı çiğnemektir.
  • Tiksintilerimiz mi? Kendimizden tiksinmemizin dolambaçlı yolları…
  • Sadece bir kere bile sebepsiz yere hüzünlendiysen, bütün hayatın boyunca bilmeden öyle olmuştur.
  • Oluş; hallolmayan bir can çekişme.
  • Hüzün: hiçbir mutsuzluğun doyuramadığı bir iştah.
  • Doğu, çiçekler ve feragat üzerine eğildi. Biz, ona karşı makinaları ve çabayı çıkarıyoruz, bir de o dörtnala melankoliyi – Batı’nın son sıçramasını.
  • Bin yıllık savaşlar Batı’yı sağlamlaştırdı; yüz yıllık “psikoloji” ise can havline kaptırdı.
  • Fransızlarla görüşe görüşe insan nazik bir şekilde mutsuz olmayı öğrenir.
  • Netice itibarıyla, bu kıta belki de son kartını oynamıştır. Ya dünyanın artakalan kısmının ahlâkını bozmaya, kendi pis kokularını oralara da yaymaya koyulursa? Ona göre, itibarını muhafaza etmenin ve çevresine ışık yaymanın bir biçimi olurdu bu.
  • Düşmanlarımızı seçmeyi bırakıp elimizin altındakilerle yetinmeye başladığımız zaman artık genç değiliz demektir.
  • Avâmı, hayal kırıklığına uğramayı reddedişi kadar hiçbir şey ele vermez.
  • Gülünç bir insanın önünde duyduğumuz rahatsızlık, onu ölüm döşeğinde hayal etmenin imkansızlığından gelir.
  • “Nesnel olacaksın!” – her şeye inanan bir nihilistin bedduası.
  • Dinî tecrübe konusunda artık sadece teferruatlı bilginin endişelerini yaşayan modernler, Mutlağı tartar, onun çeşitlerini inceler ve ürpertilerini mitoslara saklarlar – tarih meraklısı bilinçler için baş döndürücü olan o mitoslara. Artık dua etmez olunduğundan, dua üzerine uzun uzadıya yorumlar yapılır. Artık hayret nidaları yoktur; sadece teoriler… Din, imanı boykot eder. Bir zamanlar, ama sevgiyle ama nefretle, Tanrı’nın içinde maceraya çıkılıyordu; tükenmez bir Hiçlik iken, artık sadece bir mesele olmuştur – ve bu durum mistiklerle Allahsızları çok üzer.
  • Mezhep değiştirme yoluyla kendini yenileyebilme imkânı, mümine imansız karşısında açık bir üstünlük verir.
  • Ruhumuzdan Tanrı’yı çıkarttığımızı zannettiğimiz zaman bile O hâlâ oralardadır: Orada sıkıldığını biz de hissederiz, fakat artık O’nu eğlendirecek kadar imanımız yoktur.
  • Her inanç küstahlaştırır; yeni edinildiğinde, kötü içgüdüleri harlandırır; onu paylaşmayanlar, sadece acıma ve horgörüyü hak eden mağlup ve yeteneksizler gibi görünür. Politikadaki, özellikle de dindeki çömezleri gözlemleyiniz; dümenleriyle Tanrı’nın ilgisini çekmeyi başaranların hepsini, din değiştirenleri, Mutlak’ın sonradan görmelerini… Bunların haddini bilmezliğiyle, iman ve kanaatlerini kaybetmek üzere olanların tevazuunu ve görgülülüğünü karşılaştırın…
  • Bitip giden bir aşk öylesine zengin bir felsefî sınavdır ki berberi Sokrates’in dengi yapar.
  • Yine de daima severiz; ve bu “yine de”, içinde bir sonsuzu barındırır.
  • Kavramın emperyalizmi olmasaydı, felsefenin yerini müzik tutardı: İfadesi imkansız apaçıklığın cenneti olurdu bu, vecd salgını…
  • O gökbilimci halkları seviyorum: göğün zevki için tarihte iflas eden Keldaniler, Asuriler, Kolomb’dan öncekiler…
  • Aslen seçilmiş halk olan Çingeneler, ne bir olayın ne de bir kurumun sorumluluğunu taşırlar. Hiçbir şey kurmama tasalarıyla yeryüzüne egemen olmuşlardır.
  • Halklar, tehlike içinde sağlamlaşır, yansızlık içinde körelirler. Barışın, sağlığın ve konforun kasıp kavurduğu yerde psikozlar çoğalır. Mutluluğu tatmadığından, tek bir psikanalist çıkaran bir ülkeden geliyorum.
  • Tiranlar kana doyduklarında babacanlaşırlar; köleler kıskançlaşıp kendileri de doymaya kalkışmasalar her şey düzene girerdi. Olayların çoğuna, kuzunun kurt olma özlemi yol açar.
  • Savaş üzerine bir kitap – Clausewitz’inki-, Lenin ve Hitler’in başucu kitabı olmuştur. Hala da bu yüzyılın sonunun neden hayırlı olmadığını sorarız!
  • Dertlerimizi abartma melekemiz olmasa, tahammül etmemiz imkansızlaşırdı. Onlara alışılmamış boyutlar atfederek kendimizi, nasipsizliğin pohpohlayıp teşvik ettiği seçme cehennemlikler, huysuz sevgili kullar addederiz. Hepimizin iyiliğine, her birimizin içinde bir Devasızlık palavracısı vardır.
  • Hırslı bir genç için, insan sarraflarıyla düşüp kalkmaktan büyük bir talihsizlik olamaz. Üç-dört tanesiyle uzun süre görüştüm: beni yirmi yaşımda bitirdiler.
  • “Tıraş olduğum zaman,” diyordu yarı-delinin biri, “Tanrı değilse kim, gırtlağımı kesmeme engel oluyor?”
  • İstesek de istemesek de hepimiz psikanalistiz; kalbin ve donun sırlarının meraklıları, dehşetin dalgıçları. Berrak uçurumları olan ruhun vay haline!
Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
53

4 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin