arrival film
arrival film

Başrollerini Amy Adams, Jeremy Renner ve Forrest Whitager’in paylaştığı Arrival, 2016 yapımı bir sci-fi drama filmi. Yönetmen koltuğunda Incendies (İçimdeki Yangın), Prisoner (Tutsak), Sicario ve Enemy (Düşman) gibi başarılı filmlerin altına imza atan Denis Villeneuve oturuyor. Senaryosu Ted Chiang’ın “Story of your life” adlı kısa hikayesinden uyarlanan film, prömiyerini 2016’da Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Festivalde büyük yankı uyandıran film, 89. Akademi Ödülleri, 74. Altın Küre Ödülleri ve 70. Bafta Ödülleri’nde birçok adaylık elde etti.

arrival
arrival

İlk bakışta bir uzay filmi klişesi olarak düşünülse de, Arrival, uzaylıların dünyaya gelmesini bambaşka bir perspektifte ele alan, türler arasında gezinen bir yapım. Bu teknik söz konusu olunca akla ilk gelen isimlerden birisi şüphesiz Christopher Nolan. Rüya, benlik, gerçek ya da teoride kalan bilime yaptığı yepyeni bakış açılarıyla sinema dünyasının devrimcilerinden biri olan Nolan gibi, özgün bir dile sahip olan yönetmen sayısı oldukça az olsa da Denis Villeneuve de risk almaktan korkmayan yönetmenlerden. Gereksiz pahalı efektler, basit ölçülü gerilim sahneleri, abartılı bir dil yerine, bireye, zaman, evren ve kendi varoluşlarına dair sorular sorduran başarılı bir hikaye Arrival.

Arrival - Arrival film yorumu - Arrival film analizi - Arrival özet
Arrival

Bir bilim kurgu tutkunu olmamam nedeniyle, film hafızam daha önceki bilim kurgularla karşılaştırma yapmam açısından yetersiz kaldı. Ancak Arrival’ı izlerken, bilinçli bir izleyici için salt bir bilim-kurgu izlemediği, uzay filmi klişelerinden uzak olduğunu farketmesi çok da zor olmayacaktır. Uzaylı teması daha önce sinemaya birçok defa taşınsa da dünyayı kurtarma ve istila düzleminden kopamamıştı. Ancak son dönem yapımlarında da olduğu gibi (Gravity, The Martian) Arrival bu yaklaşımı kırmaya çalışıyor. Tuhaf görünümlü, yeşil renkli ve insan kadar estetik olmayan varlıklar olarak tasvir edilen uzaylı klişesini aşarak sofistike bir senaryoyla çıkıyor karşımıza.

Arrival filmi
Arrival filmi

Film özetle, 12 uzay gemisinin beklenmedik bir şekilde dünyanın farklı bölgelerine inmesi ve tüm dünyadaki askeri güçlerin panik haline bürünmesi etrafında şekilleniyor. Ancak -tahmin edilmesi zor olmayacağı üzere – Amerikan hükümeti sağduyulu davranmış ve bu geminin indiği Montana eyaletinin yakın çevresine bir iletişim noktası ve askeri kamp kurmuştur. Bu iletişim noktasına getirilen iki uzman ile uzaylılarla iletişim kurmak amaçlanmaktadır. Uzmanlardan birisi az bilinen dillerin çevirisinde uzmanlaşmış Louise Banks (Amy Adams) ve diğeri insanlar arası iletişim halini sayısal denklemleri çözdüğü gibi tahlil eden (decostruct) matematikçi Lan Donnelly’dir (Jeremy Renner).

Arrival film analizi
Arrival film analizi

Uzaylılara nükleer silahla saldırmadan önce iletişim kurabilme çabası tüm dünyada yeni bir yarış haline gelir. Yere değmeyen elips şeklindeki araçların kapıları 18 saatte bir kısa süreliğine açılır ve deniz yıldızına benzeyen yaratıklar (ya da uzaylılar) vantuzlarından çıkardıkları buharlarla belirli şekiller çizerler. Dairelerin çıkıntılarından meydana gelen her şekil bir cümleyi ifade eder. Bu şekillerden çıkarım yapmak Louise için aylar alır ve dünya genelindeki gerilim ve kaos hali giderek artmaktadır. Nihayet şekillerin anlaşılması ve Lousie’nin “Neden geldiniz?” sorusuna karşılık “Silah hazırlamak” cevabını veren uzaylılar, başta Çin olmak üzere diğer ülkelerin silahlı saldırı eğilimini tetikler. Ancak uzaylıların gerçekten bunu mu anlatmak istedikleri hala tartışmalıdır.

Arrival poster
Arrival poster

Filmde Louise tarafından şekiller üzerinde yapılan çıkarımlar elbette varsayımsal olgular. İşte tam da bu noktada filmin “dünya dışı mültecilerin istilası” formatından sıyrılıp bu varlıklarla ortak dil bulma çabası temasına evrildiği ve Close Encounters of the Third Kind filminin temasına yaklaştığını söylemek mümkün.

Filmin büyük ölçüde yoğunlaştığı konulardan birisi, insan düşüncesinin yerel dillerden yoğun biçimde etkilendiği teorisi. Bilimsel olarak Sapir-Whorf olarak adlandırılan bu teori, insanları kendi dilleri içerisinde belirli bir düşünce yapısının oluştuğu ve başka dilleri hiçbir zaman tam anlamıyla algılayamayacağı anlayışı üzerine kurulu. Ancak dilin sınırları içerisinde dış dünyayı algılayabileceğimiz ve düşünce yapımızı ve hatta kültürü şekillendiren unsurun dil olduğuna dair bu izafi hipotez, film için temel konuyu teşkil etmektedir.

geliş
geliş

Filmdeki bir diğer önemli tema ise zaman kavramı. İlk sahnelerinde kızının ölümü ile Louise’nin yaşadığı trajediyi izlerken filmin sonunda aslında bu olayın gelecekte vuku bulduğunu görüyoruz. Geçmiş ve gelecek eksenindeki zaman atlamaları bir tutarsızlığa sebep oluyor gibi görünse de bu durum aslında geleceğin önceden manipüle edilmiş olduğunu anlatıyor. Özellikle olayların başlamasından 18 ay sonra yapılan kutlamada Louise’nin öğrendiği bilgi, gelecekten geçmişi değiştirmek için elde edilmiştir. Louise ile birlikte filmde zamanın doğrusallığından çıkma deneyimleri yaşıyoruz. Şimdi, geçmiş ve gelecek kavramlarımızın yerle bir olduğu film, zaman kavramının algılarımız üzerindeki tahakkümünün kırılmasına neden oluyor.

geliş film
geliş film

Zaman kavramı ile ilgili bu komplike durum yalnızca insanlar için anlatılmamış. Uzaylıların bizimkinden çok farklı bir dilleri, dolayısıyla farklı düşünce yapıları olduğu, tek bir sembolle uzun bir zamana yayılmış bir düşüncenin deklare edildiği, aslında bizde olduğu gibi net yani zamana bağlı bir düşünce yapılarının olmadığı gösteriliyor. Uzaylıların lineer biçimde ilerleyen bir dillerinin olmayışı ve zamandan bağımsız düşünmeleri de tam da bu yüzden, bu dili öğrenen Louise’ye geleceği görme kabiliyeti bahşediyor. Ancak bu hediye yalnızca Louise’e değil, tüm insanlığa verilmiş bir hediyedir zira Louise, bu dili yayarak, zaman kavramından bağımsız düşünmeyi sağlamış ve uzaylı sembollerinin olduğu bayrakların da içinde olduğunu gördüğümüz dünya barışı sağlanmıştır. Dünya ülkeleri yayılan bu dil sayesinde Heptapodlara yardım etmiş ve herkes için bir win-win durumu söz konusu olmuştur.

uzaylılarla tanışma
uzaylılarla tanışma

Filmde sorulan “Hayatınızın nasıl olacağını bilseydiniz yine de hiçbir şeyi değiştirmeden yaşamaya devam eder miydiniz?” sorusu ise zaman kavramı bağlamında Louise’nin psikolojik halini yorumlamaya yardımcı oluyor. Dili öğrendikten sonra zaman kavramı olmadan yaşamaya başlayan dilbilimcimiz, olayları gelecekte meydana geleceklerden görerek çözebiliyor. Kızının ölümünü görebilmesine rağmen tüm bunları yaşamayı seçen Louise, sarf ettiği “Bize düşen tek şey yaşayacağımız her anı kucaklamak olmalı. Neler olacağını bilsek bile, bizim için ne kadar zor olsa bile her ana sıkıca sarılmalıyız” cümleleriyle bu durumu net biçimde açıklamış olur.

Arrival, felsefesi nedensellik üzerine kurulu bir film. Evrenin işleyişinin, her bir olayın belirlenmiş olduğunun ve dolayısıyla yaşanması gerektiğinin öne sürülmesi, filmi salt bir bilim kurgu olmaktan çıkarıp, seyirciyi insan ve evren bağlamında nitelikli bir sorgulayışa sevk ediyor. Ancak filmin, tamamıyla klişelerden arındırılmış, propoganda aracı olmaktan kurtulmuş özgün bir yapıya sahip olduğu da söylenemez. Çin ve Rusya’nın gaddar ve düşman telakki edildiği filmde, Amerika dünyayı kurtarıyor. Hollywood’un bu bitmek bilmeyen soğuk savaş refleksi, “Yaptığın seçimin olasılıklarını bilmene rağmen bir başkasını da bu seçimin parçası yapar mısın?” ana fikrinin Max Richter’in müzikleriyle anlamsızca melodramatik hale getirilmesi filmin eksi hanesine yazılıyor. Ancak filmin tüm bu Amerikancı yaklaşımına karşın “iletişimsizlik” noktasında önce kendi toplumunu eleştirmesinden bahsetmemek haksızlık olacaktır.

human
human

Derin mesajlarının yanı sıra, Arrival, ustaca çekilmiş, iyi tempolu, nadir bilim kurgu filmlerinden. Görüntü yönetimi, kurgusu, orijinal müzikleri ve oyunculuğu ile adeta bir sinema işçiliğinin yapıldığı, kişisel bir trajediye dayanmasına rağmen bunu zarif bir biçimde senaryosuna yedirmeyi başarabilen güçlü bir film. Amy Adams’ı oyuncu olarak her ne kadar donuk ifadesi ve karmaşık duruşuyla eleştirsem de, filmi izlerken bu kadar karmaşık bir duygu dünyasına sahip bir rolü başka kimsenin oynayamayacağını düşündüm. Aronofsky/Mansell’in minimalist besteleri ise filmin kaotik atmosferine güçlü bir katkı yapıyor. Ancak daha önce The Leftovers adlı dizide dinlediğimiz Max Richter’in muhteşem bir eseri “One the Nature of Daylight” melodramatik sahnelerde kullanılarak görüntünün önüne geçiyor. Anlattığı konu itibariyle bu müziğin filmde eğreti durduğunu söylememiz gerek.

geliş film yorumu
geliş film yorumu

Arrival, bilim kurgu filmlerinin diğer örnekleri gibi, küresel politik çevrede nelerin olup bittiğini ve filmin vermek istediği mesajları almazsak nelerin olabileceğini anlatıyor bizlere. Ayrıca dışarıdan tipik bir uzaylı filmi gibi görünen bir yapımın içinden bu kadar insani bir hikaye çıkması da oldukça başarılı. En iyi becerimiz olan iletişim kurmanın, bizi çatışmalardan uyuşmalara götürebileceğini, insanlığa dair umudun hala olduğunu göstermesi açısından da iç açıcı bir etkiye sahip. Uzaylılarla ilk temasın psikolojik etkisini tattırması, tanrı algısı ve gerçekliğin doğasını, zaman ve mekan düzleminde sorgulaması bakımından kesinlikle izlenmesi gereken önemli bir yapım.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
102

7 YORUMLAR

  1. Çok kapsamlı ve güzel bir analizdi. Filmi izleyen birisi olarak yazıyı okurken tüm sahneleri kafamda yeniden canlandırdım. Fotoğraf seçiminiz de keza aynı şekilde çok iyiydi. Filmin konusunu, Louise’nin cümleleriyle destekleyerek vermeniz de oldukça yerindeydi. Tebrik ediyorum. Sonraki yazılarınızı da merakla bekliyor olacağım 🙂

  2. Koşarak geldim. Yani nasıl denir bilmiyorum ancak soluksuz okudum. Süperrrrdiiiiii. Filmi zaten izlemiştim ama okurken keyif aldım. Harikaydı. Şimdi diğer yazılarınıza bakma vakti -))

  3. Gerçekten çok güzel bir analizdi. Okuduğum en iyi analizlerden birisi diyebilirim film bağlamında. Teşekkürler.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin