asiye-firavun
asiye

“Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice binti Huveylid, Fatıma binti Muhammed, Meryem binti İmran, Firavun zevcesi Asiye binti Muzahimdir.”

Hadis-i Şerif

Yüzyıllar öncesinden bir İslam şehidi değerli kadın…

Soyu mısır sultanı olan ve Hz. Yusuf’a da iman etmiş Reyyan bin Velid’den gelen aziz bir kadındı. Hz. Asiye çölde bir gül yetiştirmiştir. İslamın peygamberini, islamın düşmanı Firavun’un sarayında büyütmüş ve ona ilk iman eden olmuştur. Gösterdiği imanıyla peygamber hadisine konu olmuş, cennetle müjdelenmiştir. Ve üstünden yüzyıllar geçmesine rağmen bugün hala İslam şehidi olarak dilimizden düşmeyen hatıralardaki şehit kadındır.

Hz. Asiye Mısır firavununun eşi idi. Kendini ilah ilan eden bahtsız firavunun tertemiz pür pak eşi Asiye. Bizlere yüzyıllar öncesinden imanın gücünün ne denli büyük olduğunu gösteren ve Allah katında kıymetli olmak için firavun eşi olmanın bile engel olamadığını gösteren şehit kadın…

Nazirat suresi 24. Ayeti firavunun ilahlık iddiasına şöyle işaret ediyor. “Dedi ki: Sizin en yüce Rabbiniz benim.” Yani öyle bir eş ki yoldan çıkmışların en büyüğü, tabiri caizse en kudurmuşu. Ama buna rağmen o kocasının kudurmuşluğuna ayak uydurmadı tertemiz olarak kalmayı başarabildi. Öyle ki Allah ona bir peygamber emanet etti.

Bir gece firavunun rüyasında gördükleri öyle dehşetli idi ki uyanır uyanmaz rüyasını tabir ettirdi. Ama rüyanın tabiri firavunun sonunun habercisiydi. Rüyaya göre İsrail oğullarından dünyaya gelecek bir erkek çocuk firavunun sonunu getirecekti. Öylesine korkmuştu ki ‘sözde ilah’ firavun, doğacak bütün erkek çocuklarını öldürme kararı almıştı. Ama unuttuğu bir şey vardı ki Allah’ın gücü ve kudretinin önüne hiçbir korkakça tedbir geçemezdi. Öyle de oldu.

Hz. Musa’nın annesi doğum yaptıktan sonra firavunun onun evladını da öldüreceği korkusuna kapılmıştı. Allah annenin kalbine vahiy yoluyla hem ferahlık göndermişti hem de ne yapacağını bildirmişti. Vahiy şöyle diyordu:

“ ‘Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil’e) bırak. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız.’ diye bildirmiştik.” (Kasas Suresi/7)

Hz. Musa’nın annesi kendine bildirileni aynen yerine getirdi. Böylelikle Hz. Asiye nehirde sandık benzeri bir eşyanın içinde bir bebek fark etti. Bu bebek Allah’ın elçisi Musa’dan başkası değildi. Kocasının zulümleri karşısında her gün perişan olan kadıncağıza bir hediye gibiydi bu çocuk. Onu hemen sudan çıkarttırdı. Bir annenin evladını korumaya çalıştığını ve bu yüzden suya bıraktığını hemen anladı. Firavuna rağmen bu yavruyu sahiplenecekti. Zalim firavunu ikna etmek zor olacaktı ancak firavun Asiye’ye hayır diyemedi. Kader işte burada firavun için zor bir yola girmişti. Üstelik onun kabulüyle ve onun sarayında sonunu getirecek olan çocuğu yetiştirecekti. Yani zalimler zalimi firavun da olsa, tedbir için katliam da yapsa, ben ilahım diyerek şirke koşanın sonu işte böyle yine kendi elinden olurdu. Kasas suresi 9. Ayette ise Hz. Asiye’nin firavunu nasıl ikna ettiği de bildirilmiştir. “Benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır o; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur, yahut onu evlat ediniriz.” Böylelikle güzeller güzeli Asiye’ye küfrün ortasında bir peygamber yetiştirmek nasip olmuştu.

Diğer tarafta Hz. Musa’nın ablası Meryem yol boyunca kardeşini izlemişti. Onu bulan kişin kim olduğunu öğrenip annesinin yüreğine su serpmişti. Ama şimdi de başka bir problem vardı ki Musa kimsenin sütünü içemiyordu. Bunun üzerine Meryem Asiye’nin huzuruna çıktı ve ona sütannelik edebilecek birini tanıdığını söyledi. Bahsettiği kişi kendi annesinden başkası değildi. Böylelikle Hz. Musa’ya yine kendi annesinin sütüyle büyümek nasip oldu.

Gün geldi Musa büyüdü ve ona peygamberlik görevi verildi. İlk iman eden ise Asiye oldu. Gün geçtikçe Allah’a iman edenlerin sayısı artıyordu. Sayı arttıkça Firavun’un gözü daha da dönüyor, iman edenlere türlü işkenceler ediyordu. Bir gün yine yaptığı zalimce işkenceleri anlatırken zavallı kadıncağızın hassas kalbi dayanamadı ve ona cevap verdi. Verdiği cevaptan karısının imanını anlayan Firavun’un gözü dönmüştü. Kendi karısı bile ona itaat etmezken halkı nasıl ona inanırdı. Zaten insanları korku ve işkencelerle kendisine zorla iman ettirirken bir de Asiye’nin bu durumuna dayanamadı. Onu ikna etmek için çeşitli yollara başvurdu. Ancak bunlar Asiye’yi daha fazla Allah’a yaklaştırmaktan başka bir şeye yaramıyordu. En sonunda gözü dönen zalim Firavun Asiye’ye bir tercih yapmasını söyledi. Ya kendisine iman edip eski lüks hayatını ve rahatın içinde yaşamayı tercih edecekti ya da Allah’a iman edip bunun bedelini ödeyecekti. Asiye’nin içindeki Allah aşkı öyle bir boyuta gelmişti ki bir an bile başına geleceklerden korkmadı, bir an bile dünya hayatına tenezzül etmedi o onurlu kadın. Asiye peygamber hadisine konu olacak kadar yüce bir imana sahip olduğunu işte o an gözünü bile kırpmayışıyla kanıtlamıştı. Asiye zalim ve korkak firavunun elinde çektiği işkencelerle çileli bir dünya hayatını dolduruyordu. En sonunda firavunun gözü iyice dönmüştü ancak karısı ona inanmamakta hala ısrarcıydı. Asiye’yi ellerinden ve kollarından bağlayıp çekerek işkencelerinde zirveye ulaşmıştı artık. Asiye acıların en ağrını, imtihanların en zorunu yaşıyordu beklide. Ama vazgeçmedi. Gözü dönen zalim Firavun en sonunda kafasını taşla ezerek korkunç bir şekilde öldürmüştü onu. O ölmüştü belki ama sonu cennet olan bir hediyesi vardı. Ölmüştü, ama kazanmıştı. Firavun ise nefsine ve şeytana uyarak bu dünyada kazandığını sanıp zelil olup gitmişti.

Ve Asiye biz bir ders bırakarak gitti. Bu dünyada Firavun’un karsı olmak da nasipti. Ama mühim olan insanın kalbindeki imandır. Çünkü bizi kurtaracak olan yine bizim imanımız ve amellerimizdir. Firavunun karısı olup peygamber hadisinde onurlanmak da mümkün Hz. Lut gibi bir peygamberin karısı olup cehennemlik olmak da. Hayat verdiğiniz kararlar ve inancınızın derecesiyle güzelleşir ve hatta kaliteli olur. Belki nefsimize biraz ağır gelecek ama bu bir gerçek ki bu dünyada inancımız kadarız. Diğer her şey öldüğümüzde arkamızda kalacak. Kendimizle sadece inancımızı götüreceğiz tıpkı Asiye gibi.

Zalim de olsa bir hükümdarın eşiydi Asiye. Bu dünyada prestiji çoktu ancak o hükümdar eşi olmaya kıymet vermedi. Daha mühim olanı, inancını seçti. Bu dünyada zulüm gördü ama Allah katında kıymetli oldu.

Bu dünyada her kim olursanız olun ama imanınızı hiçbir şeyin altına koymayın. Vesselam ahali…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
22

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin