casablanca
casablanca

Henüz sinemanın icadının üzerinden yarım asır bile geçmemişken Michael Curtis tarafından çekilen Casablanca, tüm zamanların en iyi filmleri arasında olmayı başardı. 1942 yapımı film, Amerikan propogandasının en güzel örneklerinden biri olup, etkileyici bir aşk hikayesidir de aynı zamanda.

Ne var ki Casablanca için salt bir aşk filmi demek doğru değil. Soğuk savaş döneminin baş yapıtı olan film aynı zamanda siyasi sembollerle dolu. Filmin ilk sahnesinde gördüğümüz eksik evrakları gerekçesiyle polis tarafından kovalanan kişi Vichy Fransa’sı başkanı Mareşal Philippe Petain’in posteri önünde vurulur ve elindeki kağıtta General De Gaulle’ün Londra’da kurmuş olduğu direniş örgütünün simgesi Lorraine Haçı bulunur, polis merkezinin girişindeki “Liberte, Egalite, Fraternite” yazıları dikkat çeker. Tüm bu göndermeler, filmin Nazizme karşı olan açık tavrını gözler önüne sermektedir.

Baş karakter Rick Blaine’nin (Humphrey Bogart) tamamen apolitik bir tavır sergilemesi, “kimse için kendimi riske atamam sözleri” ve barında her türden insana yer vererek çok uluslu bir imaj çizmesi kendi ülkesi olan Amerika’yı temsil ettiğini açıkça gösterir seyirciye.

Casablanca’da sıkışıp kalan insanların Amerika’ya kaçma istekleri, Amerika’nın herkes için özgürlük ve umut anlamına geldiğini simgelemektedir. Ilsa’nın kocası olan Victor ise adından da anlaşılacağı üzere zaferi temsil eder ve Özgür Fransa hayalleri kurarak, Nazi Almanya’sına karşı olan tavrını en sert biçimde dile getirir. Ilsa ise kelimenin tam anlamıyla Avrupa’dır.

Hayatının buruk bir anında Rick ile yani Amerika’yla yakın ilişkiler kursa da “zafer”e olan beklentisinden asla kopamamaktadır. Tam da bu noktada birçok eleştirmenin de dile getirdiği gibi Amerikanın, Avrupa’nın ondan bağımsız olarak kendi inançlarıyla var olmasını anlaması gerektiği düşüncesidir. İşte bu yüzden Amerika, Özgür Fransa yararına savaşa dahil olmuştur.

Rick, elindeki evrakları Ilsa ve Victor’un kaçması için kullanmalarına izin vermiştir. Bu durum aynı zamanda Amerikan dış politikasının değişimi ile de bağlantılıdır. Öyle ki filmden çok kısa bir süre sonra Amerika savaşa doğrudan dahil olmuştur. Filmin sonunda Victor’un Rick’e “Welcome to the war. This time our side is going to win- savaşa hoşgeldin, bu kez bizim taraf kazanacak” cümlelerinde ise Özgür Fransa Hareketi’nin Amerika’ya teşekkürü gizlidir.

casablanca
casablanca

Yine filmin ismini aldığı Casablanca şehrinin İspanyolca’daki kelime anlamı “Beyaz Saray” demektir ve burada da Amerika ile doğrudan bağlantı kurmamız mümkündür. Aynı zamanda Pearl Harbor baskınından sonra Amerika’nın savaşa girme kararı, Almanya’nın çevrelenmesi gerektiği gerekçesiyle müttefik güçlerinin Casablanca’ya çıkması kararı ile devam eder. Bu çıkarma ile Alman’ların Afrika’dan tamamen atılıp, Avrupa’dan temizleneceği düşünülür.

Böylece Amerika’nın Torch (Meşale) operasyonu, Avrupa’nın bağımsızlık iddiasını güçlendirir. Amerika’nın bu çıkartmada oyadığı ”öncü, ideal ve düşünce” rolü Avrupa’nın yani Ilsa’nın özlediği değerlerin bütünüdür. Dolayısıyla filmin adının Casablanca olarak belirlenmesinde Meşale Operasyonunun da etkili olduğu düşünülebilir. Kaldı ki Fransız komser tarafından tanıştırılan Rick ve Nazi binbaşının el sıkışmamasının arkasında da, bir Amerikan müdahalesi korkusuyla yaşayan Nazi’lerin korkularının gerçeğe dönüştüğü Meşale Operasyonu yatar.

Filmin kilit sahnelerinden birisi olan ve Ilsa’nın o meşhur “With the whole world crumbling, we pick this time to fall in love” cümlesini sarfettiği, Alman’ların Fransa’yı işgali esnasında, Nazi’lerin siyah ve Ilsa’nın mavi giymesi film içerisinde verilen başka bir mesajdır. Filmin son sahnesinde Rick’in “sanırım bu güzel bir arkadaşlığın başlangıcı olacak” sözü Avrupa ve Amerika’nın ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine dair de ipucu verir.

Hitler’in “üstün ırk” veya “ırksal bozulma” kavramlarını defaatle gündemde tuttuğu bu dönemde, bir siyahi piyano sanatçısı olan Sam’in, filmde bir İtalyan tarafından satın alınıp kendi mekanında çalıştırılmak üzere Rick’e para talep etmesi, Rick’in “ben adam alıp satmam” yanıtı ile karşılık bulur. Böylece savaşın en kötü saflarında yer alan “zenci” askerlerin gönülleri feth edilirken, Amerika’nın ırkçılık iddialarına ve Hitler’in ırkçı söylemlerine bir yanıt verilir. Ancak tüm bu iddialar filmde dahi gerçekliği yansıtmamaktadır. Casablanca şehrinin ilk kez görüntülendiği esnada sahneye iki büyük maymun yerleştirilmiştir ve Batı emperyalizminin, oryantalist ve ırkçı zihniyeti bir kez daha kendini belli etmekten kaçınamamıştır.

Filmde yan karakter olarak izlediğimiz Victor’a aslında düşünüldüğünden daha büyük bir rol atfedilmiştir. Victor’un bir Çekoslovak oluşu Nazi’lerin Çekoslovakyayı işgali sırasında İngiliz ve Fransız’ların herhangi bir girişimde bulunmayışına, Amerika tarafından getirilen bir eleştiri olarak sayılabilir. Buna rağmen Victor’un “hepimizi öldürseniz dahi Avrupa’nın her köşesinden binlercesi yerimizi alacaktır” sözleri Batı ideallerinin bir bütün olduğunun ve yeri geldiğinde Alman’ların dahi bu idealler uğruna savaşacağının vurgulanması açısından önem taşır.

casablanca
casablanca

Filmin ilk sahnesinde, elinde “Free France” yazılı kağıtlar bulunan bir direnişçi “je tiens mes promesses, meme celles des autres” sözlerinin yazılı olduğu Mareşal Phileppe Petain’nin duvar resminin altında sırtından vurularak öldürülür. Vurulmadan önce kurtuluşu onda ararmışcasına Petain’in posterine doğru koşan adamın öldürülmesi, Nazi’lerle işbirliği yapmış olan Petain’den hâlâ medet uman Fransızların zaten ölmüş olduklarının mesajının verildiği müthiş bir sahnedir.

Hemen sonra resme yapılan yakın çekimde Mareşal’in soğuk kanlı duruşu ile, halkının ölümü pahasına onun ihaneti sarsıcı bir şekilde vurgulanmıştır. Filmde aynı zamanda Özgür Fransa vurgusu da pek çok kez yapılmıştır. Almanlarla işbirliği yapan sözde Vichy Hükümetine karşı çıkan ve daha sonra imzalanan ateşkesi tanımayarak savaşın devam etmesi gerektiğini düşünerek Londra’da “Özgür Fransa” harekatını kuran De Gaulle’ye oldukça gönderme yapılmaktadır. Direnişçilerin kendi aralarında sembolleri olarak kullandıkları Loraine Haçı, filmin birçok yerinde de seyirciye gösterilmiştir.

Bahsetmeden geçmek istemediğim bir diğer önemli sahne ise Ilsa’nın Sam’e “as time goes by” parçasını çalmasını istediği sahnedir. Rick’in ona Ilsa’yı hatırlatmasından dolayı çalmayı yasakladığı bu müthiş jazz klasiği filmle adeta özdeşleşmiştir. Nihayetinde Sam Ilsa’nın ısrarlarına dayanamaz ve o an müthiş oyunculuğu ile Ingrid Bergman’nın yüzünden hüzün, çaresizlik ve aşk’ı aynı anda okuyabiliriz. Bu sahne sayesinde bir parçanızı bu nefis filmle birlikte bırakmamak mümkün değildir.

Filmin baş karakteri Rick (Humprey Bogard) beyaz takımları ve ağzından düşürmediği sigarasıyla karizmasını ve ruh gölgesini seyirciye daha ilk dakikalarda hissettirir. Rick rolü için daha önceden Ronald Reagan düşünülse de hiçbir eleştirmen Humprey Bogard’dan daha iyi bir oyuncu düşünememiştir bu karakter için.

casablanca
casablanca

Amerikan ve Avrupa halklarına seslenen mükemmel bir propoganda filmi olan Casablanca, her ne kadar bazı eleştirmenlerce ticari kaygı ile çekildiği iddia edilse de klasikler arasına girmeyi başarmıştır. Zaman içinde bu propoganda yönünden sıyrılarak etkileyici bir aşk filmi olarak anılması yine filmin reddedilemeyecek kadar başarıı olduğunun kanıtıdır.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
21

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin