birçok konuya değinen yazı
birçok konuya değinen yazı

Olgunluğuyla meşhur bir yazarın mecmuasında yer alan bir haberde, dikkat çekici bir ayrıntı yakalandı. Bu yazarın anlattıklarında ve yazdıklarında geçmiş acemiliklerinin payı epeyce fazla. Bugünlere kolay gelmediğini anladığımız yazar, kendince bir hayatı yorumlama tarzı edinmiş ve bunu farklı metaforlarla açıklama gereği duymuş.

Yıllarını metaforlar üretip insanlara açıklama gayretine adayan yazar, insanlığa hizmet etme adına bu yöntemi seçmiş. Soranlara da “Ben bir taşım ve ağırlığım bu, unutulmaya yüz tutmuş, üzerinde yazı yazan bir kağıt parçası da olabilirdim ama ben bir taş olmayı seçtim. Rüzgarda savrulan ve savrulduğu yerde ağırlığınca iz bırakan küçük bir taş.” demiş. Yazarın bu cümlelerinden sonra okuyanların zihin dünyasında; cılız, ince bilekli bir isyan doğdu. Bu isyan, sonrasında bir ihtilal edasıyla artarak devam etti ve o iğrenç farkındalığın misafir olduğu zihinler şu cümlelerle sarsıldı:

“Kırık bir bardaktan içilen su, sonrasında oluşan kan pıhtısının vücuttan yere damlaması, oluşan kan gölünün odayı kaplaması, boğulmak, kanların çekilmesi, hayata dönüş. Bir ayna tüm şu acizliği yansıtıyor. Evinden kovuluyorsun. Evsizliğin özgürlük olduğunu anlıyorsun. Soğuk su arıyorsun, tepedeki güneş izin vermiyor. Bir çam ağacının terk edilmiş sessizliğinde kuruyan toprağına bir damla su bulamıyorsun. Erozyondan yıpranmış düşüncelerine bir miktar oksijen bulsan da küresel ısınmaya engel olamıyorsun. Doğal afetlerin savaşları çağrıştırması geliyor aklına. Bir köstebeğin toprak altında gözden kaybolması gibi kaybolmak istiyorsun ama gidemiyorsun, dikenli tellerle çevrilmişsin.”

Hayasızca savrulan birkaç cümle kırıntısından ibaret. Bir uçağın donanımsal bilgisini keskin olarak bilecek ama bir duygunun felaketiyle sürüklenecek kadar aciz hissediyorum. Bir kelebeğin, bir kuşun yaşam belirtisinin, milyonda bir olasılığının vuku bulduğu bir şiir okundu içimde.

Hayatın içindeki gereksiz kalabalığı temizleyen bir çöpçüye ihtiyacım var. Gelen her başvuruyu ayrı bir dikkatle inceliyorum. Bir sahil kasabasından bir şehir merkezine kimsenin hakkını yememek için çırpınıyorum. Ben bunları düşünürken havanın iyice bozmasıyla birlikte, yere düşen yapraklar rüzgarın da etkisiyle, başka bölgelere düzenli düzensiz biçimde göç etmeye başladı… Her bir yaprağın toprağa ağırlığınca bıraktığı hacimsel izi de süpürmeli, işe alacağım çöpçü.

Sonuçta kapsamlı bir temizlikle günahlarından bile kurtuluyor insan. Ben de kurtulabilirdim öyleyse. Nefertiti’nin gözyaşının bulunduğu bir eve baskın yapan hırsızların ayakta olduğu bir saatteyim. Hırsızlar kadar düşünce polisleri de devriyedeler. Bazı polislerin uyuyakaldığını hissediyorum. Bana yapılan bu terbiyesizlik affedilemez! Koca bir imparatorluk yönetiyorum. Bana biraz daha fazla saygı gösterilmesi gerekmez mi?

Neyse ki, sinirimi okul çıkışı duyulan cıvıl cıvıl çocuk sesleri dindiriyor. Ah çocuklar! Onlar da olmasa herhalde çoktan kafayı tırlatmıştım. İmparatorluk sınırlarım içerisinde bazı çocuklara büyüme yasağı getirdim. Bu ülkede eğer çocuk nüfusu tükenirse, işte o zaman bittiğimin resmidir. Şimdilik durumlar iyi gibi gözüküyor. Bazı yıllar nükseden isyanlar imparatorluğumun belli yerlerinde zorluklar oluştursa da bastırmayı bildim elbet. Tabii ki bastıracaktım! Ben güçlü bir hükümdardım.

Namım imparatorluk sınırlarını aşmış, diyorlar ki, şu hükümdarın filanca imparatorluğunda adalet o kadar muntazam işliyor ki, gerektiğinde karıncalar da filleri cezalandırabilir. Bu gurur verici gelişme yılın imparatoru seçilmemi sağladı. Basına açık gerçekleştirilen bir röportajda bana bunu nasıl başarabildiğimi sordular. Onlara, diğer imparatorluklarda; insanlar kurallara uymuyor, kurallar insanlara uyuyor. İnsanlar adalete uymuyor, adalet insanlara uyuyor, şeklinde verdiğim cevap epeyce ses getirdi. Basına açık gerçekleştirdiğim bu röportajın kaydını saklayarak, bu haklı gururumu ilerde evlatlarıma
miras bırakma niyetindeyim.

Bilirsiniz güzel şeyleri göstermeye meraklıdır insan. Yoksa insanın sandıkta saklı kalıp çürüyen bir eşyadan farkı kalır mı? Duygu sandığımın sürekli açık kalması bu yüzdendir. Şimdilik imparatorluğumla ilgili edindiğiniz bu bilgileri çarpıtmamanızı rica ediyorum. Size söyleyeceklerim bitmedi elbette.

Bazı zamanlarda içimde kendime sorduğum ve yine kendimin cevapladığı soruları da size söylemek isterim. Nedensizce bir soru sorma isteğim var. Bir insanın yaşayıp yaşamadığını nasıl anlarsınız? -On saniye süren ve hiç kimseden almadığım cevap doğrultusunda oluşan sessizlik yine beni harekete geçirdi- Ben sizlere söyleyeyim: Yeni anılar üretecek olasılığa sahip insanlar yaşıyor sayılır. Yeni anı veya anılar üretme olasılığı bulunmayan insan ölüdür. İçinizden nasıl yani, diye sorabilirsiniz. Bunu şöyle açıklayayım: Çünkü ölü insanlar sadece hatıralarda yaşar. Ha bir de hatıralara hiç isabet etmeyenler var.

Yani uzatmadan şunu belirtmeliyim ki, yeni anılar üretemeyecek ve artık sadece hatıralarda yaşayacak olan insanlar var. Bu hayatın bir cilvesi. Tek başıma kaldığımda zihnime gelen düşünceleri hazır sizleri bulmuşken biraz söylemek istiyorum. Kendime sakladığım düşünceleri tuttukça ruhumun ağırlaştığını fark ettim. Sanki tartılsam bir dünya kadar ağır gelecektim. Tartıldığım tartının dengesini bozacaktım. Zaten ben şu ana kadar birçok tartının dengesini bozmuşumdur.

Unutmayın! Deneyimledikçe özgürleşirsiniz. Özgürleştikçe değiştiğinizi fark edersiniz çünkü artık eski siz değilsinizdir. Değiştikçe asıl olan siz açığa çıkar. Çevrenizdeki insanların renkleri solar, gizemlerini kaybederler. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır. Gelişeceksiniz, daha da gelişeceksiniz. Sonrasında yolda bir ara sizinle beraber yürüyen insanlardan ileride olduğunuzun farkındalığı belirir içinizde. Ne siz eski sizsinizdir, ne de düşünceleriniz eskidir. Bunların hepsi hayatınızı oluşturur.

Öğrendiğiniz bilgiler ağırlığınca dünyaya kafa tutabilirsiniz. İçinizden bana şunu da söylüyor olabilirsiniz: “Nasıl kafa tutacaksın dünyaya? Birini ikisini alt etsen, üçü dördü var. Benzinin bitecek elbet, yenilmekten korkmuyor musun? Yenilgi sonrasında insanların seni alaya almaları hiç ürkütmüyor mu? Bu devran hep böyle döndü, sen mi değiştireceksin?” Cevap veriyorum, “EVET”. ama sizler sadece duymak istediğiniz şeyleri söyleyenleri dinleme hassasiyetinde bulunuyorsunuz. Geri kalanların söylediklerine bir safsata gibi yaklaşıp söylediklerini dinlemiyorsunuz bile!

Söylediğim şeylere değişimden korktuğunuz için hiç yeltenmemiş olabilirsiniz ama ben başarısızlıktan korkmuyorum, denememekten korkuyorum. Sizler söyleyeceklerinizi de, yazdıklarınızı da kumsala yazdınız. Biliyorum ki, kumsala yazı yazanlar, denizlerden korkarlar. Ben söyleyeceklerimi de, yazdıklarımı da zihinlere yazma amacındayım; ister dinleyin, ister dinlemeyin!

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
43

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin