biz siz, onlar biz
biz siz, onlar biz

Günümüzde yepyeni bir deyim çıktı ortaya: “Kanla abdest almak.” Belki duymuşsunuzdur. Çok karışık bir anlamı vardır. Nereye çekerseniz oraya gider ama temelde insanı anlatır bizlere. İnsanın özünü, yaratılma gayesinin dışında kalan her türlü pisliği, kiri, tozu, kireci. Nefes alıp verişindeki kini, kibri.

Konunun asıl merceğine dalmadan önce insanın özüne odaklanmak gerekebilir. İnsan nedir ki özü ne ola? Aslında bakarsanız insan denilen varlık her şeyin sembolüdür. Masumluğun, acımasızlığın, iyiliğin, kötülüğün… Çünkü hepsini barındırır içinde. Verilen ağırlığa göre de kimliği şekillenir, sıfatlarını kazanır. O şekilde tanınır artık. Artık o şekilde tanıtır kendini. O sıfatlarla bakar Dünya’ya ve o sıfatlarla örer duvarlarını. Kalın, körpe, aşılmaz duvarlar… Sağlamdır sağlam olmasına lakin kırılmaz da değildir. Hem tohum değil midir ki betonu delip göklere ulaşsın, büyüsün, meyve versin. İnsanda kabaca budur işte. Evet, örer duvarlarını lakin kırılmaz da değildir o duvarlar. Bütün bu bilmece içinde insanın sahip olduğu olumlu yahut olumsuz sıfatlardan bir tanesi vardır ki asıl o bahse eğilmemiz gereklidir deyimin anlamını çözmek için: bencillik.

Eski dilde “enaniyet”, kelimenin kökü “ene” yani ben. Birçok sıfatla iç içedir bencillik. Açgözlülükle, cimrilikle ise girift haldedir. Dolaylı yoldan bakıldığında insanın Dünya’ya gönderilme sebebi ve dahi en büyük imtihanlarından biridir. Yine dolaylı yoldan bakıldığında işlenen günahlarla da çakışır bencillik: Benim param, benim evim, benim saatim, benim canım, benim namusum, benim kadınım, ya benimsin ya kara toprağın.

Bencillik insana suç işletir ve vicdanını öldürür ama bencillik asıl insanın gözünü kapatmasına sebep olur. Sırtını dönmesine, görmezden gelmesine ve alışmasına… Bencillik insana “ateş düştüğü yeri yakar, her koyun kendi bacağından asılır” sözlerini söylettirir. Bencillik sadece kendini düşünmek değildir, karşındaki kişiyi yok saymaktır. Bencillik aslında, yaratılanı kendinden daha az düşünmek, onlara kendine gösterdiğin önemden ve dikkatten daha az önem ve dikkat göstermektir. Bencillik benden önce sen diyememektir.

Bazen yürümek gerek sokaklarda. Çeşit çeşit insan serpilmiştir beyaz, kırmızı kaldırım taşlarına. Kimi evlerinde harcar vaktini kimi işinde. Kimi aşıyla meşgul olur iken kimi banka hesaplarında dolaşır. Havaleler, EFT’ler, krediler, icralar say sayabildiğine, al alabildiğine. İnsan, çeşit çeşit. Ama bazen yürümek lazım sokaklarda. Lakin sokaklarda. Ana caddelerden uzaklaşmak gerek bazen. Aralara dalmak gerek. Hayatı sadece düz anlamamak gerek satır aralarında bahsedilen oymaları da incelemek gerek bazen. Sadece masada değil bazen yer sofrasında da yemek yemek gerek. Sadece bayramdan bayrama değil rastgele günlerde de aramak gerek tanımadığımız insanları. Sadece kendi çocuklarımızın değil bazen de kimsesizlerin başını okşamak gerek. Sadece kendi evimize ekmek almak değil bazen komşumuzu da düşünmek gerek. Aslında sıyrılmak gerek kocaman apartmanlardan, insan yiyen şehirlerden, şatafattan, gösterişten. Bazen sadece aşkı düşünmek gerek. Aşkı bilmek aşığı düşünmek.

Bazen sadece durmak gerek. Yüksek tepelerde değil Fatih’in ara sokaklarında durmak gerek. Süleymaniye’nin aşağılarına inmek gerek. İzlemek gerek insanları. Yerde sürünenleri, mendil satanları, ekmek çalan çocukları, restoranların önünde sabahtan akşama kadar bekleyen gençleri izlemek gerek. Bazen bir engelliyi, bazen engelsiz engelleri bazen kanadı kırık bir kuşu, susuz kalmış bir kediyi izlemek gerek. Çünkü bilmek gerek yalnız olmadığımızı aslında hep beraber olduğumuzu. Çünkü bilmek gerek “Kanla Abdest Alanları”. Çünkü bilmek gerek çaresizleri, ihtiyacı olanı. Çünkü bilmek gerek o ihtiyaç sahibinin ihtiyacını bizim giderebileceğimizi. Çünkü bilmek gerek “Bizim Siz olduğumuzu ve “Onlarında Biz” olduğunu. Çünkü bilmek gerek aynı gök kubbenin altında yaşadığımızı. Çünkü bilmek gerek arzularımızdan çok insan olduğumuzu.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
9112

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin