sirius - hikaye - kısa hikaye - edebi -edebiyat
sirius

Otobüs durağında beklemeye başladı. Rüzgar esiyordu, saçları zaten dağınıktı hepten birbirine girdiler. Güneş ışığının altında sarıya dönmüştü kahverengi saçları. Durağın yanındaki merdivenlere baktı, içindeki bir his o tarafa bakması gerektiğini söylemişti. Ve o geliyordu uzaktan uzağa gördüğü ve gördükçe tanıdığını düşündüğü kız. Ortak arkadaşları çoktu ama aynı ortamda bulunmamışlardı bu arkadaşlarla beraber. Kızın yüzünde bir hüzün vardı. Genelde güleçliği ile tanınırdı ama o kızdaki bu hüznü hissederdi. Kıza Jenny ismini vermişti onun gerçek ismini söylemek zordu , çünkü kendine bile itiraf edemiyordu hissetmeye başladığı şeyleri. O, onun Jenny’siydi. Tıpkı Forrest’ın Jenny’si gibi. Bulunduğu ana geri döndü. Jenny’nin ellerinde ders kitapları vardı. Acaba onu fark etmiş miydi? Çevreye meraklı gözlerle bakıyordu Jenny ama onun olduğu tarafa baktığını yakalayamamıştı, hissedememişti. Birden gözlerini ona çevirdiğini hissetti kalbinde bir ağrı hissetti. Jenny onu gördü. Jenny de onun yüzüne aşinaydı, onun dinlediği müzikleri biliyordu. Jenny, onunla neden daha önce tanışmadıklarını soruyordu kendine. Çünkü bir çok ortak noktaları vardı. Demek ki zamanı gelmemişti tanışmalarının diye düşündü Jenny. O ise ne yapacağını düşündü. Gidip çarpsaydı ya özür dilerdi daha sonra ve bir şekilde tanışırlardı ama böyle bir şeyi yapamazdı çünkü korkuyordu olmamasından, onunla istediği gibi konuşamamaktan korkuyordu. Korkaktı işte ne diye hayaller alemindeydi ki. Otobüsü geldi gitmeliydi ama gitmek istemiyordu sonra içindeki korkağı dinledi ve gelen otobüse bindi. Jenny’e baktı giderken uzakları izliyordu. Neydi yüzündeki bu hüzün? Gerçi Jenny’e gülmektense bu hüzün yakışıyordu. Hüzünlü yanını ise nadiren gösteriyordu. Çok mu güzeldi? Hayır değildi ama farklıydı, ne yapacağı belli olmazdı öğretmemişlerdi belki de ona aşkını,sevgisini,öfkesini nasıl göstermesi gerektiğini . Aynı zamanda hırçındı da. Gerçi toplasan 10 defa görmemişti ama o öyle hissediyordu…

3 ay sonra yine Jenny i gördü. Jenny yine duraktaydı, o ise kafenin terasından onu izliyordu. Kalbi acıdı. Niye bu kadar uzaktı? Kalbine bu kadar yakınken niye kilometreler vardı aralarında? Hep korkaklığından, korkmamalıydı. Hayır korkmalıydı, korkmamalıydı, korkmalıydı. Deli gibi korkuyordu. Geçen gün o sosyal paylaşım sitesinde fotoğrafını görmüştü, işte orada Forrest’ın Jenny tarafından terk edildiği sahnedeki Jenny’e benziyordu. Kaşlarını çatmış hippi tarzıyla onun Jenny’siydi işte. Şu anda o durakta kaşlarını çatmıştı yine, gelen geçeni izliyordu. Jenny herkesi görüyordu ama onu göremiyordu, onun hissettiği gibi hissedemiyordur. “Sahi beni tanıyor muydu? Hayır tabi ki nereden tanısın.” diye sorular soruyor kendisine ama cevabını alamıyordu. Sustu, gözlerini onun sinirli çatık kaşlı yüz ifadesiyle doldurdu. Jenny birden çantasından kitabını çıkardı. Jenny’nin yüzündeki huzur ona yansıdı. O da gülmeye başladı. Sonra onun ilkokuldaki arkadaşlarından biri geldi Jenny nin yanına, adı Eda’ydı. Jenny gülmeye başladı. Gerçekten gülmüyordu. O hissederdi bunu, bu hissi neden hissettiğini bilmezdi ama hissederdi. Bir gün onu gerçekten güldürecekti.  Jenny uzaklaştı.

Uzun bir süre Jenny’nin kalbindeki varlığını görmezden gelmeye çalıştı, yaklaşık bir yıl düşünmemeyi düşündü. Daha sonra Jenny ile bir kafede karşılaştı. Jenny güzelleşmiş miydi? Güzelleşmesi önemli değildi huzur verici hüznü yüzündeydi. Jenny’nin yanında onun bu yıl aynı sınıfta olduğu kız vardı. Sırtı dönüktü Jenny’nin. Birden Jenny’e bir yerden ulaşması gerektiğini hissetti  ve artık korkusunu yenecekti çünkü yenmeliydi. Yaklaşık bir ay Jenny ile konuştu. Tahmin ettiğinden de farklıydı Jenny. Duygusaldı, hem de tahmin ettiğinden daha duygusal, gelgitleri vardı. Çok meraklıydı, onun kim olduğunu merak ediyordu. Bir bakıma haklıydı ama o, içindeki korkuyu yenememişti. Jenny’ e güzel şeyler söyledi ama kim olduğunu söylemedi. Jenny’nin üzüldüğünü biliyordu ama bu korku ona fazlaydı.  Duygularının kirlenmesinden korkuyordu. Yapamadı, Jenny ona gel dediğinde gidemedi. Jenny ona çok kızdı. Jenny’nin kızması severdi ama Jenny ileri gitti. Ya kim olduğunu söyleyecekti ya da artık konuşmayacaklardı. Söylemedi, söyleyemedi. Kalbi ağrıyordu, fiziksel değildi kesinlikle. İşte korktuğu başına gelmişti. Jenny gitmişti. Jenny’ i unutmaya karar verdi. Unutabilir miydi? Bilmiyordu. Tek bildiği şey Jenny onu unutmayacaktı, unutamayacaktı. Bunu hissediyordu. Jenny’nin cezası da bu olucaktı, Sirius’u asla unutamamak…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
31
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyorum. Üçüncü sınıf öğrencisiyim. Kitapların insanlar için oluşturduğu farklılıkları seviyorum ve bunları, kendi bakış açımla yorumluyorum. Kitap, müzik ve ilgilendiğim pek çok sanat dalıyla Xyazar.com'dayım :) Soru, eleştiri ve önerileriniz için aysegulerdol@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin