bilye
bilye

Saat 10:19. Kafenin üçüncü katında sağ tarafta cam kenarının orada deri koltuğa yaslanıp uyumuştu. En fazla on altı yaşındaydı ya da en az on iki. Orta boyluydu, yaşını pek belli etmezdi. Üstüne giydiği üç çizgili kırmızı polar onun yegane kıyafetiydi. Renkli şeyleri oldu olası severdi, sonuçta damarlarında Roman kanı vardı. Renklerin olmadığı bir dünya yoktu onların mahallelerinde, en azından yüreklere yansımasa da kıyafetlere yansırdı bu renkler.

Babası bugün onu eve almadı çünkü satmasını söylediği suları satamamıştı, en azından babasına öyle söylemişti. Halbuki hakikat farklıydı, Hüseyin’le su savaşı yapmıştı. Hayatta yaşamaya hissettiği, istediği nadir anlardan biriydi bu yaptıkları su savaşı. Dün güneş kavurucu etkide olduğu için üstü de hemen kurumuştu. Su savaşına dair bir iz yoktu üstünde.

Babası, paraları sakladığını düşünüyordu. Halbuki ortada boşa sarf edilen sudan başka bir şey yoktu. Babasını inandırmak güçtü. İç çekti ve çoğu akşam olduğu gibi şehrin ıssız sokaklarına doğru yürüdü. Osman çıktı karşısına. Osman. -bilye Osman- Küçükken yani sokaklarda bir şeyler satmaya başlamadığı günlerde mahallede oynanan tek oyundu, bilye. Beş bilyesi olan zengindi onun gözünde. Onun hiç bilyesi olmamıştı. Mahallede oyun oynarken mahalledeki çocukların 2 tane bilyesi olurdu, oyun da bir bilyeyle oynanırdı.

Çocuklardan birinden bilyesini yalvar yakar ödünç alırdı. Bir kere o ödünç verilen bilyeyle kendine bilye kazanacak gibi oldu. Kalbi çok hızlı atıyordu, diğerlerinden bilye istemeyecekti artık ama o sırada Osman bilyesinin elinden gidiyor olduğunun farkına varıp dağıttı oyunu. Kurtardı bilyesini Osman. İşte o zamandan beri Osman’a karşı bir kızgınlık vardı içinde. Osman’ı iyi tanımazdı ama küçücük bir şeye sahip olmasını engellediği içindi bu bitmez, tükenmez kızgınlık.

Osman’ı gördüğünde nüksetti olaylar düşüncelerinde. Osman pek akıllı biri değildi, onun yüz ifadesine bakarak anlayamazdı bu öfkeyi. Hemen yanaştı Osman, onun yanına. Yüzünde hayatın aynı yere sürüklediği kader ortaklığıyız bakışı vardı. Belki de bir tutam anlayış sergileyecekti ona. Ama o gözlerini kaçırdı sanki Osman hiç var olmamıştı. Ve o, o bilyeye sahip olmuştu, bilyesini avucunun içinde sımsıkı kavrayarak yürümeye başladı. Elinde bilyeyi hissetti ve daha sıkı kapattı. Parmakları öyle sıkıydı ki ne Osman ne Hüseyin hiç kimse alamazdı o bilyeyi elinden.

Sokak lambaları anlamışçasına sıra sıra yanıyorlardı. Biri yanıyorsa devamında gelen ışığını saklıyordu. O alışmıştı karanlığa, içindeki aydınlığın, umudunun gittikçe kaybolduğunu, çıkış yolu bulamadığını hissediyordu. O buna aydınlık demese da aklından aydınlığı çağrıştıran şeyler geçiyordu. Tıpkı avucunun içindeki bilye gibi. Bir banka oturdu. Uyumamalıydı. Uyumamalıydı çünkü dışarısı onun gibi yokluğu ve varlığı anlaşılmayan biri için bile tehlikeliydi. Hem elinde sımsıkı kavradığı bilyesi vardı. Bilyesini kaybederse dört tane daha bilye kazanıp mahallenin en zengini olamazdı. Bu ihtimal onu yıkıma götürecekmiş gibi hissettiriyordu ya da düşüncelerinden geçen terimle bok gibi hissettiriyordu bilyesini kaybetmeyi düşünmek . Gerçi öyle hissettiği zamanlar çoktu. Sokakta büyüyorsanız insanların size acındığını belirten gözlerle bakmasına alışırdınız ama bu acındığını bilme duygusu bok gibiydi ve öyle hissettiriyordu, bunu engelleyemiyordu.

Birden karnı guruldadı. Sahi en son ne yemişti? Hatırlayamadı. Bu açlık da yabancı değildi. Bazı zamanlarda soğuk duvarların tadına bakardı, o duvarın metalik tadı hiçbir şey yememesini sağlardı çünkü yerse tüm fakirliğini kusacakmış gibi hissederdi. Uyku bastırıyordu. Şu PTT’nin karşısındaki kahve dükkanı saat 06.00 da açılacaktı, nereden mi biliyordu? Çoğu zaman evden kovuluyordu. Bu yeri yeni keşfetmişti. İçeri girer uyurdu ve orada çalışanlar da haline acırlardı. Evet yine aynı kötü duygu içini sarardı ama sıcacıktı, zarar verecek birileri olmazdı. İçeri girdi. Üçüncü kata çıktı. Sağda can kenarında en köşe tarafa oturdu. Kafasını deri koltuğa gömdü ve uykuya daldı. Rüyasında beş tane bilyesi vardı ve Osman’ın hiç bilyesi yoktu.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
552
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyorum. Üçüncü sınıf öğrencisiyim. Kitapların insanlar için oluşturduğu farklılıkları seviyorum ve bunları, kendi bakış açımla yorumluyorum. Kitap, müzik ve ilgilendiğim pek çok sanat dalıyla Xyazar.com'dayım :) Soru, eleştiri ve önerileriniz için aysegulerdol@xyazar.com

9 YORUMLAR

  1. Ayşegül sitemizdeki ilk yazın hayırlı olsun. Senden böyle sağlam bir giriş bekliyorduk. Yanıltmadın 🙂 Serinin devamını da merakla bekliyoruz. Kalemine sağlık

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin