dil üzerine
dil üzerine

İnsanlık, var olduğundan beri çevresindeki canlı yahut cansız nesnelerle iletişim kurma ihtiyacı hissetmiştir. İçinde bulunduğu doğa, etrafındaki insanlar ile iletişim kurma arzusu onu daha anlaşılabilir olmaya itmiş ve böylelikle kendince bir iletişim enstrümanı oluşturmuştur.

Çoktandır bir dilin nasıl var olabileceği üzerine düşünüyorum. Tarihteki başlangıcına gidecek olduğumda aklımda oluşan senaryolar anlamsız ve komik bir hal alıyor. Bir ses bütünlüğü ile iradesini, beyanını, davranışını, duygusunu, tepkisini muhatabına iletmek isteyen ve hayatına günümüzdeki modern dillerden yoksun biçimde devam eden ilkel insan, bu ses bütünlüğünü neye göre oluşturuyordu?

Varsayalım ki, kendince oluşturmuş olduğu ses bütünlüğü ona anlamlı gelsin. Bu halde, çevresindeki diğer insanlar onun oluşturmuş olduğu dile, ses bütünlüğüne ne tepkiler verdiler? Ne düşündüler? Düşündüklerini ise nasıl ifade ettiler? Eminim ki, hayatınızın bir döneminde bu soruları siz de sordunuz. Bu yazımla bu sorulara cevap bulmak gayesi taşımadan, soruları özümseme yolu ile merakımıza sebep olanın kaynağına inme teşvikini sağlamayı amaçlıyorum. Takdir edersiniz ki dilbilimin, filolojinin uğraş konusu olan alanda deneme yazısı içerisinde yargı bildirmek yahut kaynakçasız biçimde yargıda bulunmak etik olmamakla beraber güvenilir içerik taşımayacaktır. Bu sebeple, ileriki zamanlarda doğru kaynaklarla sorulara yanıtlar getirmeyi arzuladığım bu konu hakkında interaktif biçimde fikir kazanma taraftarıyım. Diğer bir deyişle okuyucuların da kendi düşünce ve sorularını bana iletmelerinden büyük bir keyif duyacağım.

Çevresindeki nesneleri, durumları, olgu ve olayları imgeleştiren insanlığın, bunu bir başka muhataba aktarmak için geliştirmiş olduğu bu enstrüman üzerine bir an için düşünüldüğünde bunun ne denli büyülü bir dünya olduğu sonucuna varmış oluruz. Zira, günlük konuşmada ortalama Türkçe bilgisine sahip muhatabımıza “Nasılsın tırıvırı?” şeklinde absürt bir adlaşmış sıfat ile onun halini vaktini, nasıl hissettiğini sorduğumuzda muhatabımız, binlerce kelimeyi beyniyle saliseler içerisinde tarayacak ve devamında kendisince uygun gördüğü şekilde diyaloğu sürdürecektir. “Tırıvırı” kelimesinin soru içermediğini, bir nesne adı olmadığını algılaması için gerekecek süre 1 saniyenin altında. Üstelik bu kelimenin ne olduğu hakkında çok büyük bir çoğunluğun sözlüğe bakmamasına rağmen çıkarım yolu ile ses bütünlüğünün ahenginden uzaklaşmaması bu enstrümanın sihirli notalar oluşturduğunu gösterir niteliktedir.

Benzer biçimde, alakasız kelime tamlamaları ile muhatabını güldürmeyi ya da düşündürmeyi beceren dilin kullanıcısı, tek bir cümle ile muhataplarını kahkaha tufanının içine sokabilmekte. Yahut dilin kullanıcısı, muhatabını üzebilecek, onu manen yaralayacak kelime silsilesi ile muhatabının gözyaşlarına sebep olabilmekte.

İfade ettiğim nedenlerle, dilin ortaya çıkma gizemini ortaya koyarken derin araştırmalarla dahi kesin yargılara varmanın nâmümkün olduğunu da belirtmek gerekir. Yazının ruhu itibariyle, kullanırken sihrine odaklanamadığımız bu enstrümanı okuyucularla karşılıklı sohbet havasında düşünmeye davet etme gayretinde oldum.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
711

2 YORUMLAR

  1. Bu konu benim de aklımı kurcalamıştı daha önce Barış Özcan’ın 100 Bebek videosunu izleyin, tavsiye ederim

  2. Bence asil sorulmasi gereken daha dogrusu sorgulanmasi gereken insanin bir dil olusturma ihtiyaci. Dilin olusumu bana nispeten daha basit geliyor ornegin insan grubunda daha dominant olan biri suyu gostererek su demistir (bunun da suyun akisindan gelen yansima bir ses oldugunu dusunuyorum) sonra hepsi ona su demistir. Ama neden dil olusturmaya ihtiyacimiz var yani neden sadece isaretlerle anlasmadik tarih boyunca? İste bu benim de sık sık sorguladigim bisi

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin