sonbahar - yaprak - autumn - sonbahar yaprakları - sonbahar yol - ağaç - eylül - ekim - kasım
sonbahar

Uzunca bir süre dökülmüş yaprakların üzerinde yürüdüm. Çıkan hışırtıları dinleyerek huzur buldum. Sonbahar böyle anlatıyor derdini. Üzerine ağırlık yapan her şeyi kucağıma dökerek.

Yolun kenarındaki ağaçlardan biriydim o gece. Yalnızca ağırlık yapan, çoktan solmuş yapraklarımı kucaklarına dökmek istedim.

22.07

– Sende neler var?

– Her şey bomboş, her zamanki gibi. Hiçbir şey yok.

– Hiç mi?

– Hiç.

– Konuştunuz mu hiç?

– Maalesef. Bir daha hiç göremedim. Son kez görebilseydim keşke. O zaman konuşacaktım. Demek ki konuşmamamız gerekiyormuş.

– Konuşmanız gerekir belki. Ama zamanı doğru değildir.

– Bilmiyorum ki.

– Görürsün mutlaka gittiğinde.

– Bilmiyorum artık. Bu durum beni gerçekten mahvediyor. Sürekli aynı şeyi yaşamaktan sıkıldım, hiç geçmiyor. Yıllar oldu. Hep aynı şeyi hissediyorum. İnsan nasıl sürekli aynı şeyi hisseder?

– Ne kadar derinden seviyorsun..Boğulursun.

– Boğuldum ki zaten. Ondan böyle.

22.34

– Seni anlamaya çalışıyorum. Ama inan hiç böyle bir şey yaşamadım.

– Ben de anlayamıyorum zaten. Boşver. Bitirdiğime inandırmaya çalıştım kendimi. İnsan kendine rol yapmak zorunda kalıyor. Şaka gibi.

– Evet, kendini olur olmadık şeylere inandırmaya çalışıyorsun.

– Ama olmuyor işte asla olmayacak, ben bunu biliyorum o da biliyor.

– Biliyorsun öyle olmadığını sanki karşında aptal biri var gibi kendini kandırıyorsun.

– Evet, ama artık böyle olsun istemiyorum ben.

– Onunla büyüdün resmen. Kendini böyle söyleyip rahatlatamazsın ki.

– Hepsini tek başıma yaşamak yıprattı beni.

– Kaç sene kolay mı…

– Sevgimi kocaman bir kitap olarak düşünsek ben ona yalnızca iki harfini söylemişim gibi. Asla bilemeyecek. İçimdeki bu şey yalnızca sarılıp hüngür hüngür ağlayarak geçecekmiş gibi.

– İşte senin bunu bilmen ve hep içinde taşıman. O kadar şeyi, cümleleri, anıları. Ve onun hiçbirini bilmemesi. Keşke onunla konuşsan.

– Seni anlamayacak birine konuşman bir şeyi değiştirmeyecek ki. Gerçekten çok istiyorum konuşmak. Bütün yapraklarımı dökmek.

23.00

– Bazen cidden düşünüyorum senin için. Nasıl katlanıyor diye. Bu kadar sene insan nasıl katlanır?

– Katlanamıyorum, aslında bak gerçekten katlanamıyorum sadece öyleymiş gibi davranıyorum. Artık hiçbir şeye takatim kalmadı.

O gece öyle geldi içimden. Kendi yaprak hışırtılarımda yürümek istedim. Sonbaharın hafif rüzgârı yapraklarımı benden uzağa savursun istedim. Dökülen yapraklarıma yağmurla karışık gözyaşlarım eklendi. Hiçbir şey olmamış gibi kafamı yastığa koydum. Nasıl böyle biri olduğuma bir kılıf uydurmaya çalıştım. Ne eklenmişti veya ne eksilmişti benden. Küçükken su tabancasıyla oynayan, taşlar sıcaktan bunalmasın diye suyu taşlara sıkan o küçük kız çocuğuna ne olmuştu? Islatamadığı taşlar için vicdan azabı çeken kız çocuğu bu hale nasıl gelmişti? Bilmiyorum. Rol mü yapıyordum gerçekten artık emin değilim. Belki de hiçbir şey hissetmemeye başladım artık. His eşiğini çoktan geçtiğim için böyleydi belki de. Bilmiyorum. O gece koyunları saymak yerine dökemediğim yapraklarımı sayarak uyudum.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
62

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin