düşman ceza hukuku
düşman ceza hukuku

GİRİŞ

Alman Ceza Hukukçusu Prof. Gunther Jacobs’un Düşman Ceza Hukuku kullanımından bu yana yıllar geçti. Jacobs’un ortaya attığı Düşman Ceza Hukuku vatandaş ile düşman ayrımına dayanan çerçevesiyle, ABD’ de ve Kıta Avrupa’sının büyük kısmında uygulanan bir yargılama sisteminin temelini oluşturan ve Terörle Mücadele Yasaları biçiminde yayılmış ceza hukuku anlayışının da adıdır. Dünya’da örneklerini gördüğümüz Düşman Ceza Hukuku, gerek insan hak ve hürriyetleriyle gerek birçok hukuk ilkesiyle bağdaşmaması, düşman ceza hukukunun meşru geçerliliğini engellemiştir. Düşman ceza hukukunu benimseyen ülkelerin hukuku, zamanla erimeye yüz tutacak ve hukukun üstünlüğü anlayışı yerine, iktidarın üstünlüğü anlayışı benimsenmiş olacaktır.

ceza hukuku
ceza hukuku

DEVLET – TOPLUM İLİŞKİSİ

Platon gibi Aristoteles de insanı toplumsal bir varlık olarak görmüş, onu daima içinde yaşadığı toplumla birlikte bir bütün halinde düşünmüştür. Ona göre toplum içinde yaşama yetisine sahip olmayan biri ya hayvandır ya da Tanrı. İnsan kendi amacına, iyisine, mutluluğa ancak toplum ve devlet düzeni içinde erişebilir. Ona göre devletin en büyük gayesi insanın en yüksek iyisini gerçekleştirmektir. Devletin varoluş amacı tam anlamıyla insanın mutluluğundan başka bir şey değildir.

Buradan yola çıkarak devlet toplumsuz, toplum ise insansız hiçbir şekilde ayakta kalamaz. Devlet, kendisine düşmanca davranan bireylerin kişilik haklarını hiçe sayarak yargısız infaz yapması, hem devletin  mevcut hukukuna hem de toplumsal hayata aykırıdır. Hüküm ekseriyete göre verilir. Sadece bazı kesimlere mâl edilmiş cezalar eşitlik ilkesine aykırılığı da beraberinde getirir. Pozitif hukuk ekseriyetle uygulanmalıdır. Tıpkı Jacobs’un yaptığı gibi insanlar arasında yapılan ayrım, hukukun güvenirliliğini yitirmesine ve  toplumun ayaklanıp mevcut düzene başkaldırmasına neden olur.

devlet ve toplum
devlet ve toplum

SİYASİ UYGULAMALARDA DÜŞMAN CEZA HUKUKU

Siyasi uygulamalarda düşmanın en somut örneği şüphesiz 11 Eylül saldırılarıdır. 11 Eylül saldırılarından sonra ABD dünyayı ikiye böldü. Bu taraftakiler ve karşıdaki düşmanlar. Amerika’nın düşman olarak kabul ettiği dünyanın büyük bir kısmıydı. ABD’ de 11 Eylül sonrası yürürlüğe giren, kolluk güçlerinin soruşturma ve araştırma yetkilerini oldukça genişleten, ev ve iş yerlerini habersiz aranmasını yasalaştıran, kişilere ait finans, sağlık ve eğitim ile ilgili kayıtlara izinsiz giriş yetkisini veren yargısal denetimi zayıflatarak yürütmeye oldukça geniş yetkiler tanıyan ve yürütmeye herhangi bir politik grubu terörist olarak tanımlamaya imkan sağlayan ” Patriot Kanunu ” denge yaklaşımındaki yerleşik anlayışı bozmamıştır. ABD’ de yürürlüğe giren anti terör kanunları, terörü önlemeye yönelik olarak tasarlanmış olsa da terörizmle ilişkisi olmayan ABD vatandaşlarının, azınlıkların, ve özellikle yabancıların özgürlüklerinde ciddi kısıtlamalar getirmiştir.
Özellikle Amerika’nın kurmuş olduğu Guantanamo kampı insan hakkının hiçe sayıldığı, Amerika’nın çıkarmış olduğu kanunlarla sözde meşruluğunu kazanan bir kamptır. Tam anlamıyla bir işkence mekanıydı. Başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan “şüphelenilen(?)” kişiler tutulmaktadır. İşkence ABD yasalarına göre ağır bir suç olmasına rağmen düşman ceza hukuku karşısında kimsenin ruhu duymadan insanlık dışı uygulamalar devam etti. Tıpkı ABD gibi hemen hemen her ülke böyle bir düşmanını icat etti ve bu düşmana da farklı bir ceza hukuku uygulaması geldi. Tıpkı Nazi Almanya’ sın da olduğu gibi. Hitler’ de kendi düşmanlarını  yahudiler olarak belirlemiş, insanlık ayıbı işlenen kamplar kurdurmuş ve burada insanlar çok ağır işkencelere maruz kalmıştır.

düşman ceza hukuku
düşman ceza hukuku

DÜŞMAN CEZA HUKUKUNUN, TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN İNCELENMESİ

Türkiye’ de düşman ceza hukuku kavramı 1991 yılında çıkartılan 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ile görünür hale geldi. Terör amaçlı çetelerin oluşturulmasının cezası-çetenin suç işlemesine gerek yok- adam öldürmeye teşebbüs suçunun cezası kadar ağırdır. Tıpkı Türk hukukunda, suçun gerçekleşmesi ile sonuçlanmamış, “teşvik” ve “tahrik” fiillerinin bağımsız suç olarak düzenlendikleri gibi.

Düşman ceza hukuku, Anayasamızın 10. maddesindeki kanun önünde eşitliğe, 13. maddesindeki demokratik toplum düzenine, laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine, 17.maddesindeki kişinin dokunulmazlığına, maddi ve manevi varlığına, 138. maddesindeki mahkemelerin bağımsızlığına aykırıdır. Bazen anayasamızın 141. maddesinde belirtildiği gibi (kararların gerekçelendirilmesi kısmı) mahkeme kararlarındaki adaletsiz gerekçelendirme, düşman ceza hukukunun varlığına delil oluşturur.

türk ceza hukuku
türk ceza hukuku

GENEL OLARAK

Düşman ceza hukukunda, “masumiyet karinesi”, “şüpheden sanık yararlanır ilkesi”, “savunma hakkı”, “tabi hakim ilkesi”, “yargı bağımsızlığı”, “delillerin yasallığı”, “silahların eşitliği”, “orantılılık ilkesi” gibi ilkeler askıya alınabilir. Ayrıca düşman ceza hukuku, hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz. Bu durumda hukuk devleti ilkesi temelinden sarsılacak ve belli bir süreden sonra hukuk eriyip gidecektir. Düşman ceza hukukunun faile insan onuruna aykırı bir şekilde davranılmasını öngören tutumu ve devlet erkinin bu şekilde vahşileştirilmesi, faşist bir toplum düzenine neden olur.

düşman ceza hukuku
düşman ceza hukuku

SONUÇ

Düşman ceza hukuku insan onur ve haysiyetini ayaklar altına almasıyla birlikte dünya üzerinde vatandaş ceza hukukuna diş geçirerek yaygınlaşmaya başlamıştır. Her ne kadar devlet kendi meşruluğunu, anayasal düzenini korumaya çalışsa da insanı düşman yerine koyarak kendi hukukunu güvensiz bir hale getirmektedir. Thomas Hobbes, J.J. Rousseau tarafından savunulan toplum sözleşme teorilerinde devletin düzen, adalet ve yaptırım sisteminden oluştuğunu görmekteyiz. Düzenin var olabilmesi için adaletin, adaletin var olabilmesi için de yaptırım tam anlamıyla mükemmel ve tarafsız olması gerekir. Düzen, adalet ve yaptırım, ölçülülük ve orantılılık ilkesine aykırı olmamalıdır. Hümanist, liberal ve insan haklarına saygılı olmalı, bu çerçeveden insanlara bakmalıdır. Peşin hükümler verilmemelidir. “Peşin hükümler muhakemesiz hükümlerdir.”  Ayrıca faile adavet çerçevesiyle değil, adalet çerçevesiyle bakılmalıdır. Hukukun ilkelerine dayanarak hukuki kararlar verilmelidir. Türk hukukunda, HMK m.27 de belirtildiği üzere mahkemelerin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesi ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi, ‘hukuki dinlenilme hakkının‘ da gereğidir.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
11

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin