garip akımının temsilcileri
garip akımının temsilcileri

Bir Garip: Orhan Veli

Garip; TDK: Sıfat, kimsesiz, zavallı. Bir türlü anlaşılamayıp anlatılamayan, tuhaf, farklı.

Lisede zorunlu olan Türk Dili ve Edebiyatı dersi sebebiyle, lise mezunu her insan edebiyatımızın “garip”lerini tanır, hikayelerini bilir. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat bir gün bir şiir kitabı çıkarırlar ve önsözünde de şiire yeni bir bakış açısı getirdiklerini, mecazlardan ve soyutluktan uzak sade, öz bir şiir anlayışı benimsediklerini anlatırlar. Şiir kitaplarının ismi de “Garip”tir. Böylece bu 3 arkadaş “Garipçiler” olarak tanınır.

Küllük Kahvesinde dedikoduları yapılmış günlerce. Refik Halit Karay, Üç Nesil Üç Hayat isimli kitabındaki “şiirler ve şairler” başlıklı bölümde, Küllük müdavimlerini eleştirir. Bu eleştirilerden Garipçiler de nasibini alır, alaycı bir dille Küllük’te oturanlardan birinin şu dizeleri okuduğunu söyler;

Ağaca bir taş attım / Taşımı ağaç yedi / Gözlerim /Gözlerim nerede? / Şeytan aldı götürdü / Satamadan getirdi“.

Fakat belki de Vladimir Nabokov’un deyişiyle; “Ulaşmak istedikleri giz basitlikti, insanı en karmaşık büyüden daha fazla etkileyen”. Meseleye daha derinden bakacak olursak, bu 3 müstesna insan yalnızca şiir anlayışları sebebiyle Garip değillerdi, hele ki Orhan Veli…

Dönemin edebiyat anlayışına yeni bir soluk getiren Garipler’den Orhan Veli’nin hayatına bir bakış atalım.

13 Nisan 1914’te Beykoz’a bağlı Yalıköy’de Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şefi, klarnet ustası Mehmet Veli Kanık ile Fatma Nigar Hanım’ın ilk çocukları olarak dünyaya gelmiş ve çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçmiştir. Orhan Veli, mizah yazarı Adnan Veli Kanık‘ın ağabeyidir. Füruzan adında bir kız kardeşi vardır. Mütareke sırasında Akaretler’de bulunan Anafartalar İlkokulu’nun ana sınıfına devam eder. Edebiyatın zihninde yoğrulması daha çok küçük yaşlarda olur. İlkokul döneminde edebiyatla ilgilenmeye başlayan Orhan Veli’nin, bu dönemde “Çocuk Dünyası” isimli dergide ilk hikâyesi basılır. Garip akımını beraber omuzlayacağı arkadaşları ile tanışması da bu dönemlere rastlar. 7.sınıf öğrencisiyken Oktay Rifat ile tanışır. Bundan birkaç yıl sonra halk evlerinde bir müsamere sırasında Melih Cevdet Anday ile yolları kesişir.

Lise öğrencisi iken Orhan Veli için büyük bir şanstı edebiyat öğretmeninin büyük edebiyat adamı Ahmet Hamdi Tanpınar olması. Türk Edebiyatının akademi ve sanat dünyasında en büyük üstadlarından olan Tanpınar’ın yanı sıra onun için diğer bir talih ise, kalem arkadaşlarıyla aynı sıraları paylaşmasıydı. Lise yılları Orhan Veli’nin gerçek anlamda edebiyata adım attığı dönemdir. Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte “Sesimiz” adlı bir dergi çıkarır.

Üç genç şair, çıktıkları bu edebiyat yolculuğunda öğretmenleri arasında yer alan ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar başta olmak üzere, Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu‘nun büyük desteğini görürler.

Fakat Orhan Veli’nin geçim kaynağı şairlik değil, devlet memurluğudur. Ankara’da PTT Genel Müdürlüğü’nde Telgraf İşleri Şefliği emrinde muamelat memuru olarak göreve başlıyor ve 1941 yılına kadar da PTT’nin bir memuru olarak çalışıyor. Memurluğun sıkı disiplini ve tek düzeliği onu sıkıyor ve işe gitmediği günlerin sayısı giderek artıyor. Memurluğu karakterine uygun bulmuyor ve 41 yılında istifa ediyor.

“Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.”

Babası, Orhan Veli’ye işten ayrıldığı için kızmış fakat kız kardeşinin anlattığına göre o kadar melek gibi bir insanmış ki babası ona küsemezmiş. Bir gün sokakta yürürlerken babası eski bir arkadaşını görmüş ve konuşmaya başlamışlar. Adam: “Oo çocuklar büyümüş, Füruzan da Orhan da kocaman olmuş. Şimdi Orhan ne iş yapıyor?” diye sormuş. Babası da “Ne iş yapacak, kaldırım mühendisi.” diye esprili bir cevap vermiş fakat o zat bu cevabı ciddi sanmış ve yol mühendisi olduğu için Orhan Veli’yi tebrik etmiş. Bu hikaye aile içinde hep gülüşmelerle hatırlanırmış.

Orhan Veli’yi tüm arkadaşları kimseye zararı olmayan, kendi halinde, kibar bir adam olarak anlatıyor. Sessiz, sakin geçen 36 yıla birçok eser bırakmış. Aşk Resmi Geçidi isimli şiirinde hayatına giren kadınları anlatır. Edebiyatçılara göre bu şiirin son dizeleri, Edebiyat öğretmeni Nahit Hanım’a yazılmıştır. Anlatılanlara göre Ankara’da yaşayan tüm şair ve yazarlar Nahit Hanım’ı tanırmış ve hepsi de ona aşıkmış. Bunlardan biri de Orhan Veli imiş. Nahit Hanım’ın arkadaşının anlattığına göre yalnız kaldıkları zamanlarda Nahit Hanım ve Orhan Veli uzun yürüyüşler yapar, at yarışlarına giderlermiş, her seferinde de kaybedermiş Orhan Veli, zaten parasızmış ama paraya hiç önem vermediği için daha fazla kaybetmeyi umursamazmış. Nahit Hanım’a yazdığı bir mektupta “Nahit tekrar ediyorum,benim seni düşünecek vaktim seninkinden daha çok. Hayatımdan şüphe etmen de manasız.Hayatımı bütün gerçekleriyle bilmeni çok isterdim. Bilhassa son günlerde yeni zevkler yeni maceralar aramak şöyle dursun en basit en alelade ihtiyaçlarımı bile halledemiyorum. Değil eğlenmek gezmek herhangi bir insanla konuşmak imkanından bile mahrumum. Çektiğim sefaleti, çektiğim sıkıntıları bilsen beni bu türlü şüphelerle üzdüğün için cidden utanırsın. Bir çorap alamadığıma üzüldüğüm, birçok günlerimi sabahtan akşama kadar aç geçirdiğim zamanlarda sen tutturmuşsun, “Nasıl yaşadığını biliyorum” diyorsun. Bilmiyorsun Nahit; bilsen böyle bir şey söyleyemezsin.” diyerek ahvalinin kötülüğünden bahseder. Nahit Hanım’a yazdığı mektuplar “Yalnız Seni Arıyorum” isimli kitapta toplanmıştır. Bu mektuplarda içten içe Nahit Hanım’a ne kadar aşık olduğunu görebiliyoruz. Lakin Nahit Hanım hiç bir zaman ona bu denli bir aşkla yaklaşmamış olacak ki ilişkileri bir evliliğe yahut tam bir birlikteliğe erişememiş.

“Gelelim sonuncuya
Hiç birine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil insan
Ne kibarlık budalası
Ne malda mülkte gözü var
Hür olsak der,
Eşit olsak der
İnsanları sevmesini bilir
Yaşamayı sevdiği kadar.”

nahit hanım
nahit hanım

Küllük Dergisi’nin ilk ve son sayısında yayımlanan Tahattur şiiri hem Alnımdaki Bıçak Yarası isimli romanı için Burhan Arpad’a hem de Vesikalı Yarim filmine esin kaynağı olmuştur. Fakat Hasan İzzettin Dinamo’nun anlattığına göre bu şiir derginin kapatılmasına yol açmış. Birçok söylenti varmış sebebe dair. Gerçek sebep nedir bilinmez fakat Hasan Ali Yücel dergiyi henüz ilk sayısında iken kapattırmış.

“Alnımdaki bıçak yarası
Senin yüzünden;
Tabakam senin yadigarın;
İki elin kanda olsa gel’ diyor
Telgrafın;
Nasıl unuturum  seni ben,
Vesikalı yarim?”

Nazım Hikmet 13 Şubat 1941’de hapishaneden Kemal Tahir’e yazdığı mektupta Orhan Veli’nin bu şiiri için şunları söyler: “… Demek istediğim, şairaneliğin kelimeleşmiş ifadeleri sade mavi ufuklar pembe bulutlar filan değildir. ‘Vesikalı Yarim’ de şairanedir.”

Orhan Veli ilk kitabı Garip’e isim olarak önce Tahattur’u düşünmüş. Mehmed Kemal’in anlattığına göre Garip isminin bulunuş hikayesi şu şekilde;

“Orhan Veli’nin Garip kitabının ismini ben koydum. Bir gün Nisuaz’da oturuyordum. Orhan geldi, bir şiir kitabı çıkaracağını söyledi. Bir türlü kitabına bir ad bulamıyordu. Koymak istediği ad Tahattur’du. Bilirsiniz, aynı isimde bir şiiri vardır. Bana sordu, ne dersin diye… Ben de bu adın çok eskimiş olduğunu, daha yeni ve ilgi çekici bir ad bulmasını söyledim. Bu yeni adın ne olabileceğini sordu. Ben de, senin şiirlerin yadırganıyor. “Acayip, garip bulunuyor, öyle bir ad vermelisin” dedim.

garipçiler
garipçiler

“Öyleyse bir ad bul” dedi. Yaban, acayip, garip derken Garip sözü üzerinde durduk. Orhan Veli’nin kitabının adı ortaya çıkmıştı. Garip sadece şaşırtıcı, acayip anlamına gelmiyor, gurbette kalmışa da yakışıyordu. Zaten o dönemde Orhan Veli ve arkadaşları da kural dışı, biraz gurbette kalmış gibiydiler.”

-Ben Orhan Veli- (bu şiiri defterine başlıksız yazmıştır.)
“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-i meşhurunun mübdii..
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Bir evde otururum,
Bir işte çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar’ın
Sabık ahır usağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Oktay Rıfat’la Melih Cevdet’tir
En yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım ehemmiyetsiz
Sadece üdeba arasındadır.
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya?
Onlar da bunlara benzer.”

Orhan Veli 36 yıllık ömründe sanat camiasında yalnız şiirleriyle var olmamış, birçok şiir çevirisi yapmış, öykü ve denemeler yazmıştır. Yaprak adlı dergiyi 28 sayı yayımlamış, ölümünden sonraki sayıyı dostları Son Yaprak adıyla çıkarmıştır.

10 Kasım günü Ankara’da geceleyin yürürken belediyenin açtığı bir çukura düşer ve kafasını çarpar. İki gün sonra İstanbul’a gelir. Ağrı ve sızılarından şikayet eder birkaç gün.14 Kasım günü bir öğle yemeğinde fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. O gece vefat eder ve ölümü şüpheli görülür. Yapılan otopside beyin kanamasından öldüğü anlaşılır.

orhan veli cenazesi
orhan veli cenazesi

Kısa ömründe garip yaşamış, 14 Kasım 1950’de garipçe vefat etmiştir. İşsiz ve yoksul bir yaşam sürmüş, yamalı pantolonla dolaşmış fakat onurundan olmamıştır. Güzel adam Orhan Veli’nin hatırasına saygılarımı sunuyor ve yazıyı kız kardeşinin bir anısı ile bitirmek istiyorum.

Orhan Veli’yi anlatan bir belgeselde kız kardeşi anlatıyor:

“Hava soğuk, öyle ki sulu kar yağıyor. Şişli’de oturuyoruz. Evde misafirler vardı, bir süre sonra ağabeyim ortadan kayboldu. Balkona çıktım, gömleğiyle üşüye üşüye sigara içiyor. “Ağabey” dedim, üşüteceksin, babam zaten sigara içtiğini biliyor, gel içeride iç. Dedi ki: Füruzancığım, babamın zaten 3 günlük ömrü var, 3 günlük ömründe ona saygızıklık etmek gönlünü kırmak istemem, boş ver ben burada içeyim. O olaydan 3 gün sonra Orhan ağabeyim vefat etti.”

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
154

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin