toplum - toplumsal düşünce - politika - siyasal görüş - köşe yazısı - barzani - gülen - selahattin demirtaş - yahudi - ermeni
toplum

Biz, yani Türkiye toplumu, içimizden bir hain çıktığında nedendir bilinmez o kişinin soy kütüğüyle alakalı geniş çaplı bir araştırmaya girişiriz. Belki bunu tüm Doğu toplumları için söyleyebiliriz, ancak sosyolojik gözlemlerimiz üzerinde yaşadığımız topraklarla sınırlı olduğu için şimdilik bunu kendi memleketimiz için söyleyelim sadece.

Eğer olur da bir ihanet vakası ayyuka çıkarsa köşe yazarlarımız hiç bekletmeden; sanki bir anda ifşa etmek için çekmecesinde gizli belgeler saklıyormuşçasına söz konusu hainin şeceresini, etnik kökenini ve geçmişte temas kurmuş olduğu dış güçleri bir bir ilan ederler toplumumuza. 

E tabi bizim toplumumuz da inanır, “koskoca bilmem ne gastesinin yazarı, yanılacak değil ya?” Bu meselenin gazete köşelerini ilk kez işgal etmesinin ardından birkaç gün geçmeden kahvehane masalarına da düşer bu flaş haberler. Birbiri ardında sıralanır komplo teorileri. Yahudi gizli dünya düzeni ve akla gelen bilumum yeraltı örgütü de bu bahislerden payını alır tabii. Nasıl almasınlar, zaten dünya üzerinde aleyhimize her ne cereyan etmişse mutlaka bunların bir parmağı yok mudur?

Ne bir tahsil gerekir bu siyasi analizler için ne bir okumuşluk… Zaten bu kadar belli olan bir şeyi görmemek için ya kör olmak gerektir ya hain! Mevzubahis kişinin hain olduğu belgelendi mi hemen birbiri ardınca gelir yargılar:

“Bana bak kardeşim bu adamın İngiliz-Yahudi ajanı olduğunu anlamamak için kör olmak gerek, biliyorlar Osmanlı bu topraktan dirilecek onun için rahat bırakmıyorlar bizi, içimize salmak için bir sürü ajan yetiştiriyor bunlar, bunların hücre evleri falan var, MİT neden yakalayamıyor o zaman diye sorma belki MİT’i de ele geçirmişlerdir, valla ben güvenemiyorum devlet kademesindekiler bile hain olabilir, hatta bu ortamdakiler bile, bana bakın içimizde hain falan yok değil mi?” 

Ufak tefek farklar dışında böyle bahsedilir adı geçen kişilerden.

İçimizden, bizim toplumumuzdan, bizler gibi bu toprakların ekmeğini yemiş bir aileden hain çıkabileceği akılların ucundan geçmez. İhanet etmişse ya Yahudidir, ya İngiliz, ya Ermeni. Mutlaka bunlardan biridir. Müstakil bir ihanet hareketi olması düşünülemez. Hele hele Türk olması akla hayale gelmez. Bizden hiç hain çıkar mı?

Bütün bunların toplumdaki örneklerini görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bu iddiaların benzerleri geçmişte Abdullah Öcalan için öne sürülmüştü, yakın zamanda ise Fethullah Gülen ve Selahattin Demirtaş için. Birkaç gün önce ise Mesud Barzani için yazıldı bu gibi iddialar. Benzer sosyolojik tepkileri de Mustafa Kemal’e nefretle büyümüş muhafazakâr vatandaşlar sergiledi yıllarca.

Sözgelimi; Abdullah Öcalan’ın kesinlikle ve kesinlikle Ermeni kökenli olduğu, zaten tipinin de benzediği iddia edildi. Selahattin Demirtaş’a aynı etnik sıfat yakıştırıldı. Fethullah Gülen’in etnik kökeni ve ilişki kurduğu kişilerse diğerlerine nazaran epey çeşitlilik arz ediyor. Mesud Barzani’nin Yahudi kökenli olduğu hatta ailesinin çok sayıda haham yetiştirdiği iddia edildi. Mustafa Kemal için sıralanan iddialar ise çok daha şaşırtıcı. İngiliz ajanı olduğu, Osmanlı toplumundan dini hassasiyetleri koparmak isteyen İngilizlerin paşa olarak yetiştirip Osmanlı Devleti’ne yerleştirdiği, Milli Mücadele’den sonra ise ülkenin liderliğine gelmesini sağlayıp emellerine ulaşmakta kullandıkları biri olduğu iddiaları var. Bütün bu ismi geçen kişilerin ortak özellikleri ise Yahudi-İngiliz-Amerikan destekli oldukları iddiası.

Bu iddiaların doğruluğu var mıdır sorusunu sormaya bile gerek yoktur. Zaten bu iddiaların doğru olup olmadığı meselesi pek önemsenen bir nokta değildir. Önemli olan bu iddiaların toplum nezdinde kabul görüp görmediği, gündemi meşgul edip etmediği, mezkur kişilere olan nefreti körükleyip körüklemediğidir.

Bu iddialar neden ortaya atılıyor, bilinmez. “Bizden hain çıkmaz, çıkmışsa o ya Yahudidir ya Ermeni!” şeklindeki toplumsal refleks mi buna yol açıyor, düşünülebilir. Peki bu cümlenin ortaya çıkışının arkasındaki düşünsel sebep; bizim üzerimize toz kondurmayışımız, kendimizi kusursuz görüşümüz, kendimizden hain çıkabileceğini kabul edemezliğimiz midir, bu da üzerinde düşünülebilecek bir noktadır.

Bir kişinin Ermeni yahut Yahudi olması, onu hain mi yapar? Veya bir kişinin hain olması onu Ermeni yahut Yahudi mi yapar?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
9

2 YORUMLAR

  1. Yazınızın temel paradigması kendi içerisinde oldukça tutarlı bu konuda hakkınızı teslim etmeliyim. Peki neden sorusuna bir cevap ararsanız nereye gidecektir bu ipin ucu? Buna deginmemis oluşunuzu bir eksiklik olarak görüp kendi fikirlerini beyan etmek isterim. Kurgulanmış eğitimi alan insanlarımız ve gercekcilikten uzak söylemler ile siyasiler tarafindan gaza getirilen koskocaman bir insan kitlemiz var. Her devletin birbirine karşı kullandığı/kullanması gerektiği ajanları var. Yani İsrail tabii ki Türkiye’nin çıkarına bir şey istemeyecek aynı şekilde Türkiye de İsrail’in çıkarına bir şey istemeyecek istememeli. Aynı ilişkili Fransa-Almanya arasında İngiltere-Avrupa Birliği arasında da vardır. Bu noktada neden sorusuna verilebilecek en net cevap İttihatçı zihniyetin oluşumuna kadar uzanir. Ardından bu ittihatçı zihniyetin iktidar olduğu Türkiye adı verilen devlet kendisinin yazdığı ve kurguladığı tarih anlayışı ile bütün etnik grupları Türk adı altında birleştirme gayesi gutmesi ve bunu büyük çoğunlukla gerçekleştirmiş olması ile yapı taşımız haline gelen bir zihniyet oluşmuştur. Bir çok etnik unsuru bir araya getirerek bir Ulus Devlet kurulmuş ve ardından gelen büyük ekonomik bunalımlar azınlıklara karşı zaten kindar şekilde şekillendirilen kitleleri iyice kızdırmıştir. Yani en basit şekilde incelersek Ermeni ve Yahudi düşmanlığı zihin dünyamızı bulandıran İttihatçı Zihniyetin bir tezahüründen başka bir şey değildir. Güzel bir yazıydı kaleminize sağlık.

    • Öncelikle bu kuşatıcı, geniş perspektifli yorumunuz için teşekkür ederim. Meramımın büyük ölçüde anlaşılmış olduğunu görmekten mutlu oldum. Gerçekten de dediğiniz gibi; tarihsel birtakım yaşanmışlıklardan ötürü dünya bakışımız kutuplar üzerinden, dost-düşman kontrastı üzerinden şekilleniyor. Sevmediğimiz, düşman gördüğümüz bir kişi veya hizbi tarihsel düşmanlarımızla aynı yere konumlandırmaktan hiç çekinmiyoruz. Bu dünya görüşümüzü, ufkumuzu sınırlandıran ve bize faydasından çok zararı olan bir tutum olduğu için elimden geldiğince eleştirmek, bu noktaya parmak basmak istedim. Maksadım toplumumuzu topa tutmak, veryansın etmek değil; yapıcı bir eleştiri getirmek idi. Elbette toplumun tamamı bu bakış açısını yansıtmıyor, ancak böyle bir yaklaşımın benimsendiği de gözden kaçmayacak bir vakıadır. Bahsetmeden geçmek olmaz diye düşündüm. Tekrar teşekkür ederim Haluk bey.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin