halikarnassos masalı
halikarnassos masalı

Fantastik kurgu ile tasavvuf edebiyatını harmanlayarak kendine has bir okur kitlesi yakalayan Şebnem Pişkin’in son kitabı Halikarnasos Masalı, Kent Kitap etiketi ile çıktı. Hem de çok hoş bir kapakla…

Kitap kurtlarının bildiği üzere genelde yazarlar kitap yazarlarken, romanlarında geçen karakterin ruh haline bürünür, onlar gibi düşünür, hatta bir süreliğine onlar gibi yaşarlar. Ancak bir süredir, daha doğrusu Mehmed’e Gönderilmeyen Mektuplar‘dan beri tam tersine romanlarındaki karakterler Şebnem’in kendisinden esintiler taşıyor; Şebnem’in hayata olan bakış açısıyla bakıyor, onun gibi düşünüp, aynı şeylere kızıyor, aynı şeylere darılıyor. Dolayısıyla bu kitapta da kurgusal olayların yanı sıra, Şebnem Pişkin’in hayata dair kişisel kaygılarını, hassasiyetini ve beklentilerini görmek mümkün.

Yazarımız Ela, son kitabın ardından uzun bir süre geçmesine rağmen yazacak bir konu bulamadığından bir türlü yeni kitabına başlayamamaktadır. Bunun en büyük nedeni olarak da günden güne monotonlaşan evliliğinin yanı sıra her gün daha da kötüye giden ülke gündemini görmektedir.

Bir gün, bir dergi için röportaj verirken aklına yaşadığı kenti, Bodrum‘u, daha doğrusu antik çağlardaki adı ve hali ile Halikarnassos‘u yazmak gelir. Bu amaçla kent hakkında bilgi toplarken, moralinin çok kötü olduğu bir anda garip bir şey olur. Bir şişenin içine koyup denize fırlattığı karalamaları gizemli bir girdabın içinde kaybolur. Ela farkında olmadan çağlar öncesinden yakışıklı bir savaşçı olan Adonis ile haberleşebileceği bir boyut kapısı keşfetmiştir.

Takipçilerinin bildiği gibi Şebnem’in kitapları her zaman bir nebze sosyal mesaj içerir ve hiç alakalı görünmese bile konu muhteşem bir şekilde “Bir” olana, “Yaradan”a bağlanır. Ancak bu kez dini olgulara daha az yer verirken, çağın vebası teknoloji bağımlılığı, küresel oyunlar ve insanlığın üzerinde bizden habersiz döndüğü iddia edilen komplo teorileri daha fazla yer tutmuş.

“İnsanların bütün bedbahtlıkları arasında en acısı çok bilmek ve hiçbir şeyi kontrol edememektir.”

İki farklı tarihte geçen tüm kitaplarda olduğu gibi bunda da beni daha çok cezbeden, girdabın diğer tarafındaki yani eski zamanda geçen hikaye oldu. Nedendir bilmiyorum ama Antik Yunan-Roma medeniyetlerine karşı korkunç bir zaafım var. Keşke orada geçen bölümler çok daha uzun olsaydı.

Açık konuşmak gerekirse hayatımın hiçbir döneminde Şebnem kadar dindar olmadım ve korkarım hiçbir zaman da olamayacağım. İşte bu nedenden ötürü pek çok yerde kendisini anladığımı ya da hak verdiğimi söyleyemem. Ama her şeye rağmen samimiyetini, dürüstlüğünü, doğru bildiklerini kimseye dikte etmeden yaşamasını çok seviyor ve inanılmaz takdir ediyorum. Umarım bir gün edebiyat dünyasında kalbi kadar güzel bir mevkiiye (ki eğer o kadar güzel bir mevkii varsa) gelir.

Bitirirken kitabın kapağına da değinmek istiyorum. Kitap kapağını son dönemde Kent Kitap kapaklarında adını sıkça gördüğümüz Neslihan Zeybek çizmiş. Kapağın güzelliğinden ziyade içerikteki detaylara olan bağlantısı dikkat çekici. Alışılmadık şekilde çizer ya önce kitabı okumuş ya da en azından birileri ile detaylı bir bilgi alışverişinde bulunmuş. Bu gerçekten pek sık rastlanmayan bir şey.

Umarım okurundan hak ettiği değeri bulacak, sıkılmadan, yorulmadan, bunalmadan bir çırpıda okunacak, ilk sayfasından sonuna kadar her şeyi ile karakteristik bir Şebnem Pişkin kitabı sizleri bekliyor.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
15

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin