hercul
hercul

Polisiye roman severler, İngiliz polisiye efsanesi Agatha Christie‘nin adını mutlaka duymuştur. Pek de uzun olmayan, görece basit olay örgülerine ve hikayelere sahip romanlarıyla ünlü olan Christie, birçok romanında Poirot’yu başrole koymuştur. Peki, Hercule Poirot kimdir?

Hercule Poirot, Belçikalı eski bir polistir aslında. Birinci Dünya Savaşından sonra görevinden ayrılarak İngiltere’ye gelmiş ve dedektifliğe başlamıştır. Savaştayken tanıdığı arkadaşı, Yüzbaşı Arthur Hastings‘le birlikte kaldığı Styles Köşkü’nde bir cinayete tanık olur (Ölüm Sessiz Geldi). Bu cinayeti çözümleyen Poirot, bu olayla başlayan kariyerinde sayısız cinayeti çözümleyecek, böylece adalete olan borcunu ödeyecektir.

Klasik polisiye romanlarında dedektiflerin sonuca ulaşma yöntemi genellikle aynıdır: Dedektif, cinayetin işlendiği yerde bulduğu delilleri kişilerle bağdaştırır ve buradan sonuca ulaşır. Poirot ise, bunun tam tersine, önce şüpheliyi bulur ve ardından delilleri toplayarak sonuca ulaşır. Bu yöntemi, onunla birlikte çalışan herkese tuhaf gelmektedir, özellikle de sevgili dostu Hastings’e. Üstelik de soruşturma sürecinde çok ketumdur, kimseyle kafasındakileri paylaşmaz.

Bu mizacının yanı sıra Hercule Poirot, aslında komik görünümlü bir adamdır. Kısa boylu, tıknaz, yuvarlak hatlara sahiptir. Yumurta kafalıdır. Özenle baktığı pos bıyıkları vardır. Giyimine çok özen gösterir, dışarı çıkmadan önce mutlaka elbisesini fırça yardımıyla temizler. Hareketleri biraz aceleci ve tuhaftır. Bu yüzden başkaları tarafından pek de ciddiye alınmaz.

Poirot’nun bir diğer tarafı ise, vatanı konusunda duyduğu hassasiyettir. Pek çok kişi onu aksanı dolayısıyla Fransız sanar. Fakat Poirot, her seferinde aynı hassasiyetle “Ben Belçikalıyım!” diye düzeltir.

Gri Hücreler

Hercule Poirot’yu tanıyanlar, gri hücrelerin ne olduğunu da biliyorlardır. Fakat bilmeyenlere de anlatmakta fayda var. Gri hücreler nedir, Poirot ile nasıl bir bağlantısı ve alakası vardır?

Gri hücreler, Poirot’nun cinayetleri çözmede en çok başvurduğu yardımcılarıdır. Aslında gri hücreler dediğimiz şey, Poirot’nun beynidir. Belçikalı, beynini böyle tanımlar. Birkaç paragraf yukarıda da değindiğimiz üzere, Poirot delillerden katile ulaşmaz. Katilden delillere ulaşır. Kafasında olay örgüsünü kurması gerekir Poirot’nun. İşte bu sırada en çok yardımına ihtiyaç duyduğu şey, işbu gri hücrelerdir.

Soruşturmadan bulduğu boş vakitlerde, Poirot koltuğunda arkasına yaslanır ve gözlerini kapatıp düşünmeye -affedersiniz, gri hücrelerini çalıştırmaya- başlar. Düşünür, düşünür… Ve kafasında olayı çözümler. Artık bulması gereken şey, delillerdir. Eğer kafasındaki çözümü destekleyecek delilleri bulmuşsa -ki çok büyük ihtimalle bulmuştur ya da bulmasına ramak kalmıştır- olay onun için kapanmıştır. Artık geriye tek bir şey kalmıştır: Herkesi bir yere toplamak ve katili açıklamak.

Bunu da, kendine has, başkalarına komik gelen o tiyatral hareketlerle yapacaktır.

İşte Poirot’ya bunları yaptıracak olan şey, olay yerindeki bulgular, tanık ifadeleri vesaire değil, gri hücrelerdir. Gri hücreler, Poirot’ya olayın çözümünü açıklayacaktır. Poirot da çözümü bulduktan sonra bulması gereken delilleri bulacak ve olayı kanıtlayacaktır. Ardından yukarıda da bahsettiğimiz son perde bir kez daha sahnelenecektir. Elbette ki her seferinde farklı oyuncularla, ama aynı başrol ile…

Arthur Hastings

Poirot, birçok macerasında yalnızdır. Olayı soruşturan polislere, müfettişlere dışarıdan destek veren özel bir dedektiftir. Fakat bazı olaylarda bir yardımcısı vardır: Arthur Hastings. İngiliz ordusunun bir mensubu olan Yüzbaşı Hastings, savaşla birlikte Poirot ile bir samimiyet kurmuştur. Zamanla ikili arasındaki muhabbet, dostluk seviyesine çıkacaktır. Poirot, dostuna hep “mon ami“, yani sevgili dostum diye hitap edecektir.

Sherlock Holmes için Dr. Watson neyse, Poirot için de Hastings odur. Agatha Christie, Poirot’yu ne kadar zeki ve kurnaz olarak kurgulamışsa, Hastings’i de bir o kadar saf ve aptal olarak kurgulamıştır. Hastings, o kadar duygusal ve basit bir adamdır ki, olayların iç yüzüne asla vâkıf olamaz. Kandırılmaya çok müsaittir, kendisine sunulan bilgilerle olayı çözmeye yatkındır. Poirot, her seferinde “sevgili dostuna” biraz acıyarak, biraz da alay ederek olayı anlamasını sağlayacak bazı bilgileri paylaşır. Fakat maalesef, Hastings çoğu zaman kitabın sonunda bizlerle birlikte olayın iç yüzünü öğrenir.

Hastings’in en önemli özelliği, güçlü sezgileridir. Duygusal yönü, saf ve temiz düşünceleri, bazen kendisi farkında bile olmadan Poirot’yu olayı çözmesinde yarayacak ipuçlarına götürür. Dostuna olan bağlılığı, onu hiç sorgulamadan dediklerine inanmaya iter. Poirot da, bazen onun bu özelliğini kullanmaktan çekinmez. Elbette ki bunu “sevgili dostunu” rencide etmek için değil, adaletin yerini bulması için yapmaktadır.

Adalet Anlayışı

Hercule Poirot, adalete inanan bir karakter. Katilin asılacak olması önemli değildir. Eğer suçluysa, cezasını çekmelidir. Bu konuda biraz acımasızdır Poirot. Ama onun da zayıf noktaları vardır elbette.

Poirot’nun tek zayıf noktası kadınlar. Uzun boylu, kendi ayakları üzerinde durabilen, zarif kadınlar… Poirot’nun bu konudaki zaafı o kadar güçlüdür ki, suçlu bir kadını bile görmezden gelmesini sağlamıştır (Büyük Dörtler). Okumayanlar için burada daha fazla detay vermek doğru olmayacaktır, fakat Poirot’nun böyle bir kadın için adalete sırtını dönebileceğini söylememiz yeterli olacaktır.

Bunun dışında, zayıf nokta olmamakla birlikte bahsedilebilecek bir diğer nokta da, yasaların sağlayamadığı adaleti başkalarının sağlaması halinde de Belçikalı dedektifin buna göz yumabileceği olabilir. Nitekim adaletin pençesinden kaçmayı başaran bir adamın cezasını veren insanları polise teslim etmekten kaçındığını biliyoruz. Bu yönüyle birlikte şunu söyleyebiliriz ki, Poirot’nun adalet anlayışı kanunların da üzerinde.

Beynelmilel Şöhreti

İlk başlarda İngiltere’de tanınan Poirot, zamanla farklı ülkelerde de olayların içine girmeye başlamıştır. Avrupa’da, Balkanlarda, Orta Doğuda… Hatta Türkiye’ye bile yolu düşer Poirot’nun. Agatha Christie’nin İstanbul’da, Pera Palas’ta yazdığı Doğu Ekspresinde Cinayet romanında Poirot İstanbul’da biraz tatil yapmak niyetindedir, ama İstanbul’da iken aldığı bir haber onun tatilini yarıda kesmesine neden olacaktır.

Tabi ki bunda asıl etken olan şey bizzat Agatha Christie. Bir arkeologla ikinci evliliğini yapan Christie, böylece yurt dışına çıkmaya başlar. Mesela, Mezopotamya’da Cinayet, bir arkeolojik gezi sırasında yazılmıştır. Nil’de Ölüm, Mısır’da yazılmıştır. Christie, gittiği yerlerden etkilenerek oralarda geçen hikayeler yazmış, Poirot’yu da peşinden sürüklemiştir. Fakat Belçikalı da bir yere kadar dayanabilecektir bu tempoya.

Ölümü

Poirot, yaşı ilerledikçe hareket etmekte zorlanmaya başlar. Bu aslında artroz hastalığının bir belirtisidir. Hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkûm olur Poirot. Ve ömrünün kalan günlerini Styles Köşkü’nde geçirme kararı alır. Her şeyin başladığı, o uğursuz köşkte…

Ve o köşkte iken, uzunca bir süredir görüşmediği dostu Hastings’i çağırır. Artık yürüyemiyordur Poirot. İçinde bir takım şüpheler vardır, gözü kulağı olması için de sevgili dostunu yanına çağırır. Nitekim şüphelerinde haklı da çıkacaktır Poirot. Çok geçmeden köşkte bir ölüm daha gerçekleşir. Fakat katilin kim olduğunu öğrenemeden veda ederiz Poirot’ya. Ama bu iş burada bitmeyecektir tabi. Bir süre sonra Hastings ile birlikte ne olduğunu anlayacağız, Ve Perde İndi diyeceğiz.

Son Söz

Bu yazıda, Agatha Christie’nin 60 yıla yakın süren yazarlık hayatında bizlere sunduğu Hercule Poirot’yu anlatmaya çalıştık. Kısa boylu, yumurta kafalı ve pos bıyıkları olan, komik ama bir o kadar da zeki, yetenekli ve aynı zamanda da biraz kibirli bir adamı… Fakat ne olursa olsun, çözülmesi imkansız olmasa da çok zor olan, kimsenin içinden çıkamayacağı olayları çözümleyen, usta bir dedektif olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı Sir Arthur Conan Doyle’un Sherlock’u gibi, Poirot da Agatha Christie’nin dünya edebiyatına bir hediyesi, bir mirasıdır. Polisiye sevenlerin mutlaka okuması, tanıması gereken bir karakterdir.

İzninizle, kapanışı da Poirot’nun Hastings’e ölmeden önce söylediği son sözle yapalım:

Mon ami…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
62

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin