ilgi hırsızı
ilgi hırsızı

Elleri sırtından bir halat ile birbirine bağlanmış gibi daimi bir dik duruş, ezici bir güven ve sarkık yanaklarının, altı yeşermiş bozuk mavi gözlerinin verdiği ürpertinin farkında, sokakları sarı, pencereleri beyaz, tuğlaları kahve olan evlerin önünden yavaş adımlarla seğirtiyordu.

Ellerinde sakladığı, parmaklarına dolanmış anahtarların yüksek tıngırtıları fonunda gelen geçene göz atıyor, hoşlanmadıklarını eğri sırıtışı ile selamlıyor, işi düştüğü vakit kollarına sarıldığı bedenlerin kafalarını, yanaklarını ıslak dudak çeperi ile okşuyor, olmadık eğreti duran tavırlarını özümsemiş hali ile yola bakmadan memnuniyet ile sürünmeye devam ediyordu.

Şimdilerde sarındığı bulanık zihninden şikayet ederek aldığı yol bitmek bilmezken, kendisini durmadan ardından koşturan, dudakları nerede, tokalaşmaya dahi müsaade etmeyen o hin surata rastladı.

Üzerine serildiği sandalye kendi ağırlığını taşımaktan yoksun değilmiş gibi kolçaklara astığı bez torbalar ile yayılmış arkasına, elinde sigara, ayak dibinde oğlanı keyfi sefa sürüyordu herif.

Adamın keyifli, buruşuk benli suratının içine göçmüş sinsi gözlerinin kendi safına kaydığını fark etti. Küf gibi silik mavilerini kaçırmadan onun için etkisiz sırıtışını sardı ağzına bir kadının peçesi misali. Uçtu uçacak duran, yüzünü insandan saklayan peçe; bir gelip geçiyordu ağzının yüzünün en derin kıvrımlarını, adamın ise ruhundan, içinden parça parça anıları kopara kopara olmadık yerde milletin ağzına sakız ediyordu.

Ellerini toparladı, durmuş tıngırtı yeniden canlandı. Sırtında kavuşmuş bilekleri, dik durmuş göğsü kabararak kalan yolun bilmedik güneşli sokaklarında ilerlemeye devam etti. Israr edecek hali yoktu, adam ‘hayır’ demişse bitmeliydi değil mi? İçinden tekrarladıkça karşısına somut hatıralar ile dizilen geçmişi gördü perde perde. Doğru, bırakıp gidecekti adamı, karısını, çocuğunu. Sevilmek için şans mı bırakmıştı kendisine ki şimdi vuruyordu dizlerine, bağrına.

Sırtında torbası, dimdik duruşu, enine geniş beyaz kumaşın içinde boynuna sarınmış yavrusu ile yoluna devam etti. Gözünün, vicdanının almadıklarına yaranmak için belki bir gün taşıyacağı iki torbadan ötürü yalakalık etti, sırıttı kokusu evladının yamalı kıyafetine sinmiş gülüşüyle. Her daim aşının pişeceği ocağı yakmak için iki kuruşuna muhtaç olduklarının ellerinden öpüyordu. Karısının avucuna sarınmış salına salına dolanan diğer oğlanına göz attı.

Bitmeyecekti yolu, belliydi.

Ellerini sağlamlaştırdı, kızını sabitledi yamuk göğsünde. Karısına göz attı, iyiydi, cesurdu kadın.

Kara kaldırımlı, is kokan sokakların evlerinin pencerelerine konuşlanmış kadınların; ellerinde tesbihi, başında sarığı adamların kanlı, kinci gözlerinin önünden süzüle süzüle yoluna devam etti.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
661

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin