myanmar katliam
myanmar katliam

Rohingyalar, Myanmar ’ın Arakan eyaleti başta olmak üzere bölge coğrafyasında yaşayan 800.000 ile 1.100.000 arası nüfusa sahip Müslümanlardan oluşuyor. Onları bu yazıya konu etmemin sebebi son günlerde haberleri takip edenler için anlaşılır olacaktır.

Onları sadece bölgedeki çatışmalar arttıkça hatırlasak da aslında maruz kaldıkları baskı ve zulüm politikası adeta devlet geleneği haline gelmiş vaziyette ve gün geçtikçe bu şiddet katlanarak artmaktadır.

Arakan’lı Müslümanlar ile hükümet arasındaki gerilim yeni değil. Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısından bugüne süregelen bir mücadele söz konusu. Çoğunluğuna vatandaşlık verilmeyen, seyahat özgürlükleri elinden alınan ve ikiden fazla çocuk yapmaları yasaklanan Rohingyalar ordu ile birlikte aynı zamanda Budistlerin de zulmüne uğramakta.

Arakanlı Müslümanlar uzun yıllar boyu verdikleri bir göç mücadelesinin de içindeler. Son 3 yılda 140.000 kişinin kaçtığı biliniyor. Çoğunluğunun rotası Malezya gibi Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkeler. Tabi kurtulabilenler kadar yarı yolda hayatını kaybedenler, insan kaçakçılarının eline düşen ve kaçırılan-satılan-alıkonulanlar da var.

Öyle ki İnsan Hakları İzleme Örgütü Rohingyaları en fazla zulme maruz kalan halk olarak tanımlıyor. Myanmar’ı sorunun kaynağı ilan ederek Rohingyalara yöneltilen politikalarını değiştirmesi için baskı yapılması gerektiğini dile getiriyor.

Şu anda Myanmar devlet danışmanlığının başında Ang San Su Çi isminde şiddetsiz direniş savunucusu ve Nobel barış ödüllü bir isim var. Myanmar’daki cunta döneminde gösterdiği barışçıl mücadele ile bu ödülü kazandığı söyleniyor. Aynı kişi Müslüman kimliğinin uğradığı zulmü görmezden geliyor, bu yüzden uluslararası çevrelerden eleştiri alıyor, öyle ki daha da ileri giderek bölgedeki Müslümanları da suçladığı olmuştu. Bu ismin nasıl Nobel barış ödülü aldığını sorguladıktan sonra Şimon Peres’in de aynı ödüle sahip olduğunu hatırlamamızda fayda var.

Myanmar hükümeti bırakın Müslümanları, ülkedeki durumu araştırmak isteyen Birleşmiş Milletler görevlilerine dahi izin vermiyor. 21. yüzyıldayız ve göz göre göre radikal Budistlerle Myanmar ordusu masum insanları katlediyor, sürgüne zorluyor ve bunun araştırılmasına dahi izin vermiyor.

1947 yılından bu yana devam eden Arakan olaylarında Rohingyalar bırakın temel haklarını elde edebilmeyi, doğal olarak sahip olduklarından bile oldular. Myanmar Din işleri bakanı Aung Ko ileri giderek Budistleri tam vatandaş sayarken, Müslümanları yarım vatandaş olarak kabul etmekte.

Myanmar açık ceza evine dönmüş durumda. Bir kimliğe yapılabilecek her türlü zulmün yapıldığı, sivillerin hedef haline geldiği bir coğrafyada ne insan haklarından ne de barışçıl direnişten söz edebiliriz.

Bu meselede daha önce yazdıklarıma göre daha sert, daha açık bir dille yazıyorum bunları. Tarafsız olduğumu iddia etmiyorum, hakikatin tarafındayım. Ezilen mazlumların ve sırf inancı sebebiyle hor görülen kitlelerin arkasındayım ve bizzat Batı tarafından hoşgörünün sembolü olarak pompalanan Budist vahşetinin karşısındayım. Onu zihinlere yerleştiren modern-seküler aklın ve uzantılarının da açıkça düşmanıyım.

Yararlandığım kaynaklar: BBC, Hürriyet, İHH, Euronews, İslamianaliz, Anadolu Ajansı, TimeTürk, Yenişafak, Loonwatch.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
341
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin