insan beyni
insan beyni

İnsan beyni, 3.5 milyar yıllık bir ar-ge sürecinin ürünüdür der Sinan Canan. Aslında böyle bir giriş yapmaya niyetim yoktu ancak bunun ilgi çekeceğini düşündüm. Yine Sinan Canan’a sorsak ilgi çekici girişlerin yazının devamını okutmasında beynin etkisinden bahsedecektir muhtemelen. Peki neden size yazının devamını okutmak için böyle girişimde bulundum? Bu işten maddi bir kazancım da yok üstelik. (Manevi kazancım evet, var) Gelin biraz evrimden, beyinden, teknolojiden ve tam da orta noktasındaki insandan bahsedelim.

Evet, ilgi çekici bir girişle sizi yazıda tutmaya çalışıyorum çünkü bizim neslimizde başta olmak üzere bu yüzyılda çok fazla uyarıcı tarafından uyarılıyoruz ve dikkatimizi toplamakta güçlük çekiyoruz. Twitlerin 280 karaktere çıkmasına kızıyoruz, uzun Youtube videolarını seyretmiyor, Ekşi Sözlükte enrtrylerin özetini istiyoruz. Bize bu içerikleri sunanlar da artık biliyor ki bize az zamanda çok şey –nitelik değil nicelik olarak- sağlamanın uğraşını veriyorlar. Vine neden tuttu? Çünkü 7 saniyede anlatılmak isteneni anlatıyor, verilmek isteneni veriyordu. İnsanın artık 8. Saniyeye tahammülü kalmadı. İnstagram’da neden diğer sosyal medya platformlarına oranla daha fazla etkileşim alıyoruz? Fotoğrafın üzerine dokunarak beğenebiliyoruz da ondan!

Peki ama tüm bunlar yaşamı daha pratik hale getirirken aynı zamanda bizi hantallaştırmıyor mu? Bu çelişkiyle nasıl başa çıkabiliriz? Yazının hemen başında ismini zikrettiğim Sinan Canan fizik kanunlarının tabletten bir oyun aracılığıyla öğretildiğine şahit olunca bunun böyle mümkün olmayacağını, eskiden olduğu gibi legolarla yani ağırlığı, tepkiyi, düşüşü ve kalkışı hissederek çocukların fiziği daha kolay öğrenebileceğini çünkü insan beyninin evrimsel süreçte buna programlandığını söylüyor.

Ben de ona insan beynindeki evrimin (sürüngen beyin, memeli beyin, yeni beyin) bugün de devam edebileceğinden ve zihnimizin tablet ekranıyla da kavrayabilecek noktaya gelip gelemeyeceğini sorduğumda ise bana tekamülün milyonlarca yıla ihtiyaç duyduğunu oysa teknolojinin 5 yılda bir yenilendiğini dolayısıyla evrimimizin bu değişime ayak uyduramayacağını söyledi. Buna verecek cevabım yoktu açıkçası.

Ayrıca bahsettiğim konuşmasında kalemle yazmanın beynin pek çok bölgesini çalıştırdığından ve daha fonksiyonel olduğundan bahsediyor. Tesadüftür ki ben de onun söylediklerini telefonumdan Evernote’a kaydediyordum o sırada!

Aynı konuyu Barış Özcan’ın da “Kalem Kılıçtan Keskindir” videosunda işlediğini hatırlıyorum. Özcan’a göre not almak kaydetmek demek değildir ve yavaşlık bir avantajdır. Çünkü her şeyi not edemeyeceğimize göre meselenin özünü kavramamız ve yazıya geçirmemiz gerekir. Öğreten öğrenir anlamına gelen docendo discimus latince deyişinde de benzeri bir mesele işaret edildiği üzere yazmak aynı zamanda kişinin kendisine öğretmesidir.

Elbet teknolojiden ve sağladığı imkanlardan faydalanmalıyız ancak bunu yaparken kendimizi, zihnimizi, gelişen beynimizi devre dışı bırakmadan; kaleme, kağıda hak ettiği değeri vermeliyiz. Ümit Meriç’in de dediği gibi, kalem kutsaldır, çünkü üzerine yemin edilmiştir.

Ben önceki tüm yazılarımdan farklı olarak bunu öncelikle kalem ve kağıt kullanarak yazdım. Biraz uzun ve zahmetliydi ancak özlediğimi fark ettim. Ne dersiniz, belki siz de bu yazıyı okuduktan sonra elinize kalemi alır ve bir şeyler yazarsınız?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
81
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

6 YORUMLAR

  1. Yazıyı okudum. Gayet güzel. Önceki yazılarınızı da takip eden birisi olarak bu konudaki tembelleşme ve hantallaşma fikrinize katılsam da bu işe pragmatik birisi olarak yaklaştığımda ortada bir fayda göremiyorum. Zaman dijitalleşme zamanı. Vakit hiç olmadığı kadar hızlı. Bence önemli olan amaçlardır. Eğer araçlar arasında çok büyük çok felaket derecede zarar verici bir nitelik yoksa her zaman amaca daha iyi hizmet eden tercih edilmeli. Ama gel gelelim asıl sorumuza: Amacımız tam olarak nedir? Bu konuyu da bir gün kaleme alırsanız okumak isterim. Teşekkürler

  2. Harika bir yazı. Etkilendimm…. Xyazar ahalisii, sizi sevmemek mümkün mü acaba :)) Burakhan Bey sizi de ilk yazınızdan beri takip ediyorum. Bildirim geldi ve koştum. Yazılarınızı beğeniyorum. Bu yazınız da diğerleri kadar kaliteliydi. Tebrikler…

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin