ismet özel
ismet özel

Bu yazıya başlamadan önce belirtmek isterim ki bir siyaset bilimcinin (prof), İsmet ÖZEL hakkında konuştuğumuz esnada kendisinden merhum İsmet diyerek bahsetmesi üzerine araştırılıp yazılan bir yazıdır. Kısaca kendisini şöyle tanımlayabilirim tam bir şiir aşığı, yazmanın yanı sıra okumada da çok maharetli olduğu kesin… Eflatun bir kişiliğe sahip. 1994’te Katıldığı bir programda kendisine sorulan ”Şiirlerinizi nasıl yazıyorsunuz?” sorusuna ”Şiirlerimin önce adını koyuyorum sonrasında da yazmaya başlıyorum. Benim adı konulmuş fakat yazılmamış çok şiirim var.” cevabını verdikten sonra, paketinden bir sigara alıp çakmağı çaktığı andan itibaren çıkan o dumanla birlikte kaybolup gidiyorum zamanın içinde…

BİRİNCİ BAB: Şivekâr’ın Çıktığıdır

Daha önce Adımı aşkın üzerine kendim yazarım” diyerek yazgısına karşı gizli bir savaş başlatan şairin muhalif tavrı, bu bölümün hemen başında daha da belirginleşir, hatta meydan okuma havasına bürünür:

Varsa eğer yazgımızın beş duyusu 

Yazgı dediğimiz şeyin deveran ediyorsa kanı 

Söyle ona vazgeçsin beni üstümden esip yönetmekten 

Bana diş geçirsin de anlasın bakalım hangimiz daha kekre 

“Çarpayım gözüne bir, kulaklarını çınlatayım hele”  sözlerinde ifadesini bulan meydan okuma tavrında şair, yazgısından korkmadığını, onun kendisine diş geçirmesine izin vermeyeceğini ifade eder. Çünkü o, yazgının kendisine sunduğu hayatın ”saçma sapan olduğunu” bilmektedir. Bu saçma sapan hayat onu kırmış, gücendirmiştir. Bu nedenle bir şair olarak onun da oklarını fırlatması ve hayatın boşunalığından dem vurması gerekmektedir.

Ve nihayet Yusuf’un masalında Yusuf’un adı geçer. Şair, masalı anlatmaya karar verir. Fakat zihni bir soru ile meşguldür: Yusuf’un masalı neden Yusuf’la başlamıyor?” Her ne kadar anlatının bu kısmına karşılıklı bir diyalog havası hakimse de aslında, soruyu soran da cevabı veren de şairin kendisidir. Daha doğrusu şair, cevabını bildiği bir soruya okurun dikkatini çekmek amacındadır: Yusuf, cinler tarafından kaçırılmış, yazgısı tarafından saklanmıştır. Sırası gelince ortaya çıkarılacaktır.

Yazgısı kendi elinde olmayıp, başkaları tarafından belirlenen bütün insanların masalı gibidir Yusuf’un masalı da. Bu nedenle önce o başkalarından bahsetmek gerekir. Mesela Şivekâr’dan.

Şivekâr ruhu bunaltılar içinde bir genç kızdır. Bir kış günü gezmeye çıkar ve avcıların bir kuş vurduğunu görür. Avcılardan biri karlar üzerinde vurulan kuşun kanını Hüsnü Yusuf’un yanağına benzetince Şivekâr için hayat değişir. Kızıl ve aktan oluşan bu tabloda, yavuzluğun ve duruluğun oluşturduğu tezat, Şivekâr’ın merak duygusunu depreştirir, eski âlemin bütün bağları çözülür ve kız Yusuf’a varma gayesiyle donanır. Dünya onun için artık karman çormandır. Bu karışıklığı aşmak, Yusuf’u bulmak gerektir. Yol görünmüştür; fakat varılacak nokta belli değildir. Kapı açılmamıştır;  yalnızca kilidi kırılmış, yani sebep tecelli etmiştir.

Şimdi sorgulama peşindedir Şivekâr. Çünkü sorgu insanı ayağa kaldırandır. Sorgulayan insan kendini bulan, kendini bulan da diğer insanlardan başka olandır.

Anlatının bu bölümündeki son ifadeler bizi; İsmet Özel’in yaşamını, şiirini ve düşüncelerini besleyen egzistansiyalist felsefeden ve bu felsefenin çeşitli ilkelerinden bahsetmek zorunluluğuna götürür. Aksi takdirde Şivekâr’ın yolculuğuna ve sonrasında Yusuf’un yaşadıklarına bir anlam vermekte zorlanabiliriz.

Bu felsefe doktrininde insanın önce var olduğu; sonra şöyle ya da böyle olduğu ilkesi söz konusudur. İnsan evrende kendi özünü kendi yaratan tek varlıktır. Dünyaya atılarak, acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. Bu belirleme yolu hiç kapanmaz, her zaman açıktır. Kendini belirlemek yani kendini tanımak için ise insanın sorgulaması ve yadsıması esastır. İnsan kendini tanımak, benliğini kazanmak için kendine sunulanı yadırgamalı, toplum içinde çözülen, eriyen, giderek yok olan “tek insana” yeniden kişilik ve sorumluluk kazandırmalıdır. Bu amaç için, kendi beninin yetersizliğini ifade eden şartlarını ve sınırlarını zorlamalıdır. Bu şartlar ve sınırlar kendi benini tanımak niyetiyle sahip olduğu hürriyeti bu yolda kullanan kişi için birer kaynak, birer ilerleme âmili olurlar. Fakat, kişi hürriyetinin farkında değilse ve varlığını sorgulama endişesi taşımıyorsa bu şartlar ve sınırlar ona kendi beninin dışına çıkma izni vermez ve onu yokluğa sürükleyen etkenler haline gelirler.

İşte Şivekâr ”bilmek” ”dünyayı delerek Yusuf’a varmak’‘ ifadelerinde tanımlanan içsel yolculuğu için harekete geçer.. Çünkü insan gerçeğini, dünya düzenini sorgulamaya başlamıştır. Sorgulama farklılığı; farklılık biricikliği kazandıracaktır Şivekâr’a.  

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
71

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin