necip fazıl kısakürek
necip fazıl kısakürek

Yarıda Kalmış Bir Hayat…

Tam 107 yıl öncesi… İkinci Abdülhamid devrinin İstanbul’u… Motor hırıltısından, fren gıcırtısından, (klakson) dırıltısından, (egzoz) gümbürtüsünden henüz kimsenin haberi yok… Sokaklarda kire (tek atlı, iki tekerlekli) veya konak arabalarının atlarından çıkan nal sesleri… Bir de yokuşlarda 4, düzlüklerde 2 kadananın çektiği atlı tramvaylar… Hava berrak, gök mavi, deniz temiz, gidiş gelişler sakin, bakışlar ılık ve yüzler aydınlık… 1904 yılının ilkbahar sonları 26 Mayıs…

Kafa Kağıdı…

Yazar, o sırada 78 yaşındadır. Bir Fransız ansiklopedisinin, “ Hapisleri, müddetçe, üniversite tahsil hayatını aşar” dediği bu yazar o sı­ralar, bilmem kaçıncı kez bir 18 aylık hapis cezasına daha çarptırılmıştır. Aşırı derecede şeker hastasıdır, sağlığı ve sinirleri son derece bozuktur. Güç halle 4 ay için “infazın tehiri” kararı almış ve bu sürenin sonuna doğru da çapa üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılmıştır.

Lavaboya bile, oğlu Mehmed’in koltuk desteğiyle gidebilen, başını dinlemekten başka hiç­bir isteği olmayan bu büyük şair, tek kişilik oda bulunamadığından, iki kişilik bir hastane odasında yatmakta, yatak komşusunun her kıpırdanandan ve sözünden huzursuzluk duymakta, kendini bir tür işkence içinde hissetmektedir. Dahası, eşi de aynı günlerde bir başka hastanede ameliyat bıçağı altında yatmaktadır. işte Necip Fazıl Kısakürek, Kafa Kâğıdı adı­nı verdiği, kendi yaşam öyküsü olan bu romanı, sarı saman kâğıtlarına kendi el yazısıyla böyle bir ortam içinde yazmaya başlamıştır.

kafa kağıdı kitabı
kafa kağıdı kitabı

Romanın başında, “Roman icatçı bir hayat taklididir” diye başlayan ve genel olarak roman için neler düşündüğünü belirten dört sayfalık bir bölüm, onun ardında da, “Hâlim” adını verdi­ği, hastane koşullarını dile getiren bir başka bölüm vardır. Başlangıçta oldukça düzgün ve okunaklı bir el yazısıyla yazılmaya başlamış olan Kafa Kâğı­dı. 373’üncü sayfanın başında gittikçe okunması zorlaşan ve nokta noktalarla biten yarım kalmış bir paragrafla son bulmaktadır. Hastaneden evine nakledilen Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983’de çarşamba gü­nü hayata gözlerini yumacak, Kafa Kâğıdı yarım kalacaktı…

‘DÜŞ’ündüm…

Birkaç defa düşündüm; her hayat davetinin önünde, yelesi taze keskin bir bahar kokusu ile kabarmış bir küheylân gibi burun delikleri açılıp kapanarak şahlanan Necip Fazıl, kendisini şiirin dar nizamına sokmamış olsaydı acaba ne olurdu? Belki, zaferini terennüm eden tunç boruların akislerini ufkun dört köşesinden üstümüze bir altın yağmuru halinde yağ­dıran bir kahraman, belki köksüz bir adam, belki de ve daha
büyük bir ihtimalle sadece bir deli.

Son günüm olmasın, çelengim top arabam
Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam

Ahmet Necip Fazıl Kısakürek

Diğer kitap incelemeleri ve özetleri için buraya tıklayabilirsiniz.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
2111

2 YORUMLAR

  1. açıkcası diğer yazılara baktığımda ve özellikle diğer kültür kitap yazılarına baktığımda,bu yazının biraz sığ kaldığını düşünüyorum. Diğer yazarların yazıları mesela tam anlamıyla harika ama sizin yazınız bayağı kısa ve cümleler estetikliğini yitirmiş. Ben beğenemedim ama en azından konu güzeldi. Sonraki yazılarınızı da takipte olacağım. İyi bayrammlarrr

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin