kelebek etkisi
kelebek etkisi

Uzunca bir süre yapmadığım yürüyüşlerden birini yapmak üzere evden ayrılmıştım. Çok şiddetli olmayan bir rüzgâr ağaçların dallarını ve saçlarımı kımıldatıyor. Güzel düşünceli insanların zihnine çöken bulutlar gibi gökyüzü buluttan gözükmeyecek kadar gizlemiş kendini. Akşamın çökmesiyle ışıltılı tabelaların, ilçenin işlek caddelerinden birinin kaldırımına yansıyan ışıkları boyunca anlamsızca dolaşmaktan haz alıyordum. Hele ki vakit akşam olunca kaldırımlar üzerinde aylak aylak dolaşan biri olmayı seviyordum. Kalabalık bir cadde kaldırımında yürürken dünyaya ait birçok telaşı kuşbakışı görüp o an ruhsal olarak insanlardan soyutlandığımı ve kendim dışındaki her şeyin bir karınca kadar kaldığını hissederdim. Siluetlerine bakıp onlar hakkında düşüncelere dalardım.

Düşünme eylemine başlamak için kalabalığı referans olarak aldığım çok olurdu. Yaşı fark etmeksizin yanımda geçen her kişi veya kişilerden kendime cümleler okumayı âdet edinmiştim. Ara sıra yanımdan geçen insanlardan tanıdıklarım oluyordu ama sırf kendi ruhuma yaptığım tedavi bölünmesin diye selam vermiyor, tanımazlıktan geliyordum. Ruhumdaki değişimler; gerilmeler, ani duygu yükselişleri, yaşanılan pişmanlıklar, haksızlıklar, insana dair duygular, anlamsızlıklar, tükenmişlikler, sokağın kokusunu ve hayatı yansıtan birçok ayrıntıyı bir ressamın fırçasından çıkmış manzarayı gözümün önünde duran milyon dolarlık bir tablo gibi izlemek, yaşadığımı iliklerime kadar hissettiriyordu. Caddenin sonunda bilinçsizlikle birisinin yere tükürmesi bile ruhumda kelebek etkisi oluşturuyor, uzun süre etkisinden çıkamıyordum.

Bir süreden sonra kendi kabuğuma çekilerek hayatı kuşbakışı izleyip dahil olmamaya başladım. Binlerce odaya bölünmüş zihnimin kapı arkalarında saklanmış yarım yaşanan dünya zevkleri sonrası, dışarı çıkan boş vermişlik hissi dolduruyor kanımı. İçime çektikçe soyutlandığım sahteliklerden cazibesini yitirmiş, bir zamanlar bana güzel gelen şeylerin yerini palazlanmış gerçekçi duygular ve eksiklik duygusu almıştı. Her şeyde hissettiğim şu eksiklik, insan hayatının olmazsa olmazı. Yamalı bohçasıyla insanlık bir afetzede. Bir çadır, bir döşek, bir kap sıcak çorba ve biraz güler yüzle yolcu insan.

Ölü sevicilerin, kan emicilerin şehrime uğradığı gün puslu havamın sadık neferli düşünceleri vazgeçti davasından ve beni terk etti. Tek yönlü bilet alan birçok duygumu gönül garımdan uğurlarken nedensizce içime çöken hüzünle ağırlaştım. Geri gelmeyeceğini anladığım düşünceleri ve bu düşüncelere gebe kalan duyguları görmeyecek olmanın boşluğunu fırtınalarım dolduruyor. Muasır insan seviyesine çıkmışlar dışında hiç kimse içimdeki bu felaketi göremiyor.

Yarım kalmış düşüncelerimi bir gün tamamlayabilirim umuduyla yeni bir gün daha görmeyi kabul ediyorum. Yoksa içimdeki bu felaketin ağırlığı dünyadaki herhangi bir ağırlık birimiyle ölçülmeyecek cinsten. Gün geçtikçe bir adım daha battığım bu bataklıkta yarım kalmış cümlelerimi tamamlamak umuduyla yaptığım bu yürüyüşün hissettirdiği duyguları, ruhumun düğmelerini iliklediği ceketinin cebine koyduktan sonra tek başıma başladığım bu yolculuğa tek başıma devam ederek evimde noktalamak üzere yürümeye devam ettim.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
731

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin