özgürlük
özgürlük

Beş yaşlarındaydım daha. Köy yerinde geçen çocukluğum tüm imkansızlıklara rağmen keyifli ve eğlenceliydi. Fakir olmamıza rağmen ne yediğime ve ne giydiğime bakmazdım o zamanlar, umursamazdım. Bütün gün hayal kurar ve o hayallerle oyunlar oynardım. Hayvanlar en büyük dostumdu.

İnsanın kendini nasıl oyalayabileceğini öğrendim.

Annem ev hanımı, babam inşaat ustasıydı. Evimiz derme çatma iki göz bir yerdi. Öyle ki eve girdiğin yer aynı zamanda mutfak tezgahı ve tabak teleğinin, sobanın olduğu diğer odalar ile tuvalete giriş kapılarının açıldığı bir yerdi. Bayramdan bayrama ancak başka akrabalara gidebilen içe dönük bir aileydik.

Neye sahipsen ona değer vermen gerektiğini öğrendim.

İneklerimiz vardı o zamanlar. İki büyük inek, onların iki buzağısı, bir de öküz. Benim için her biri çocukluk arkadaşımdı. Tavuklar, kedi, köpek; hep bir bahçedeydik.

Yaşıtım kimseyi tanımadığımdan mıdır, bilmiyorum hayvanlara çok düşkündüm. Eve bir gelincik yavrusu bile getirmişliğim vardı, annem deliye dönmüştü o gün. “Çabuk bunu aldığın yere geri götür.” demişti. Gerisin geri ormana yollanmıştım.

Köpeğim vardı, çok severdim. Oldum olası köpekleri sevmişimdir. O bana ıslak ıslak bakan bakışlar içimi okurdu. Halimi hatırımı sanki bir o köpek sorardı. Onunla oynar, koşar, zıplardım bütün gün.

Elimdekilerle mutlu olmasını öğrendim.

Babam yazın çalışır, kışın iş olmadığından yazın kazandıklarını yerdi. Kışlardan nefret ederdim. Babam evde olduğundan birçok şeye kızar, aksilenirdi. Asabi adamdı vesselam. Babamın neden böyle davrandığını yıllar sonra anlayacaktım. Yetemediğinden yetişemediğinden, bize değil tüm hayata kızgındı babam.

Annem babama asla karşı çıkmaz ama kardeşimle bana verilen cezalara ortak olmazdı. Bugünkü anlamıyla itaatkar, sessiz sedasız bir kadındı. Onun bu tavrına çocukluğum boyunca sinir olmuş, kendimi çok yalnız hissetmişimdir. Şimdi biliyorum ki annem kocasını çok iyi tanıyan ve ona göre davranan uyumlu olmaya çalışan bir kadındı.

Sağdan soldan verilen kumaşlarla bana elbiseler diker, kardeşime elinden geldiğince kıyafet örerdi. Becerikli bir kadındı. Patatesi, soğanı, fasulyeyi kırk şekle sokardı. Şımarmamıza hiç müsaade etmedi. Güldüğünü, hele ki kahkaha attığını görmedim. Bizi kucağına alıp sevdiğini hatırlamıyorum desem yeridir.

İnsanın ailesini, ancak kendi çocukları olduğunda tam anlamıyla anlayabileceğini öğrendim.

Annem okumayı çok severdi. Ne bulsa okurdu, üç yıllık gazeteleri bile. Okuma alışkanlığımı anneme borçluyum. Ben büyürken en çok başarılı olmamı isteyen de oydu. ”Kızım kocanın eline bakma maaşın olsun” derdi. Babaannem, amcalarım ya da halalarım ile ilgili olumsuz bir şey duymadım ağzından. En fazla ”Allah büyüktür” derdi.

Babam tüm zamanlarını para kazanacağı işleri düşünerek geçirirdi. İşten arta kalan zamanlarında, bahçe işleri, tamir, tadilat elinden ne geliyorsa yapardı, boş durmazdı. Babamı hep çocuklarına bile vakit ayıramayacak kadar meşgul görürdüm.

Çocuk sevmek onun için çok ayıp bir şeydi. Bayramlarda bile yanağından öptürmezdi, yanlıştı kendince. Babamın bana ilk kez; ben lise birinci sınıfta iki hafta anneannemde kalıp geri döndükten sonra sarıldığını hatırlıyorum. O gün çok şaşırmıştım.

Bardağın dolu tarafını görmenin daha iyi hissettirdiğini öğrendim.

Beş dakika aynı yerde durduğum görülmüş şey değildi. Sırf bu yüzden babamın ”Kızım oturduğun yerde çivi mi var senin?’‘ diye sorduğunu hatırlıyorum. Kıpır kıpır, meraklı biriydim.

Cevapsız sorulardan nefret ederdim, bana göre her şeyin bir nedeni ve sonucu vardı; öğrenmeliydim. Şimdi dönüp küçüklük resimlerime bakınca, boncuk gözlerimin sonuna kadar açık ve yukarıya doğru bilinmeyen, görünmeyen bir şeye baktığını fark ediyorum.

Belki bu merakım yüzünden başıma belalar açmadım değil. Bununla birlikte avantajını dezavantajından fazla gördüm.

Bir şey öğrenmenin ve bilginin sorumluluğu da beraberinde getirdiğini öğrendim. Ve tabii ki öğrendiğim en büyük bilgi; öğrenmenin asla bitmeyeceğiydi…

Şimdi otuz beş yaşından bakınca çocukluğuma; her şey çok güzel, tam da olması gerektiği gibi olmuş. Beni bugünkü ben yapan, anılarımda yer alan canlı cansız tüm varlıklara teşekkür ediyorum.

Kendimi, kendimden azat ediyorum.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
61

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin