koronavirüs ve türkiye
koronavirüs ve türkiye

Çin’de baş gösterip bir anda tüm dünyaya yayılan, ülkemizin de nasibini aldığı koronavirüs pandemisi hayatımızda da bazı değişiklikler yaşanmasına ön ayak oldu. Artık eskisi gibi sarılmıyor, tokalaşmıyoruz. Aramızda mesafeler koyuyor, maskemizi ve eldivenlerimizi eksik etmiyoruz. Çoğumuz mecburiyetten çalışamıyor, evimizde vakit geçiriyoruz. Herkesin içindeki Oktay Usta’yı, Emine Beder’i keşfettiği şu günlerde, ülkemizde neler yaşanıp bitiyor, kısaca bir göz atalım.

Günlük Koronavirüs Tabloları

Sağlık Bakanlığı, koronavirüsle mücadelede günlük olarak yaşananları bizlere aktarmakta. İnternet sitesi üzerinden günlük olarak kaç kişinin vefat ettiği, iyileştiği, yoğun bakımda/entübe olup olmadığı, kaç kişiye test yapıldığı ve kaç kişinin sonucunun pozitif çıktığı günlük basit tablolarla aktarılmakta. Bununla birlikte, gerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gerekse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir-iki gün arayla açıklamalar yaparak duruma ilişkin önemli bilgiler vermekte. Virüsle mücadelede yapılanların, tedavi yöntemlerinin vs. konunun uzmanlarınca değerlendirilmesi gerektiği bir tarafa, bu konuda halkımızın düzenli olarak bilgilendirilmesini şeffaflık açısından oldukça iyi buldum.

14 Nisan 2020 itibarıyla Türkiye’nin koronavirüs karnesi. Bu bilgiler bakanlığın sitesinde her gün yayınlanıyor.
Koronavirüs Bilinci

Koronavirüsle bilinçli mücadele konusunda, maalesef bilinçli olduğumuzu gösterir bir tabloyla karşılaşamadık. Halen daha sokaklarda maskesiz, eldivensiz dolaşan ve sadece kendisini değil, yakınında bulunan herkesi tehlikeye atan vatandaşlarımız nedeniyle belki de virüs hızla yayılmaya devam ediyor. Koronavirüsle birlikte hayatımıza giren sosyal mesafe kavramının halen özümsenemediği, millet olarak dip dibe olmaya devam ettiğimiz sürece koronavirüs yayılmasının yavaşlaması pek de mümkün görünmüyor.

Özellikle 10 Nisan Cuma akşamı apar topar ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile birlikte bir anda marketler, fırınlar adeta istila edildi. Elbette acil ihtiyacı olan vatandaşlarımız vardı, bu nedenle burada sadece vatandaşları eleştirmek yanlış; bu kararı alelacele ilan edip vatandaşın iki ayağını bir pabuca sokanları da eleştirmemiz gerekir. Bununla ilgili aşağıda ayrı bir başlıkta naçizane görüşlerimi aktaracağım.

Sosyal mesafe bir tarafa, milletimizin genel olarak iyi diyebileceğimiz temizlik anlayışı belki de farkında olmadan koronavirüsle mücadelede sahip olduğumuz avantajlardan birisi. Sık sık el yıkama, kolonya kullanımı gibi alışkanlıklarımız, en azından kendimizi koruma açısından koronavirüsle mücadelede önemli etkenler olarak görünmekte.

Ekonomi

Koronavirüsle mücadele ister istemez en çok ekonomiyi etkiledi, etkileyecek. Pek çok dükkan mecburen kepenk kapattı, bir kısmı da çalışanlarını korumak için evden çalışma sistemine geçti. Elbette normale nazaran işlerin işleyişi daha yavaş ve daha az ölçüde gerçekleşiyor. Bu da ekonomik anlamda işyerlerinin kayba uğraması demek.

Bununla ilgili bakanlıklarımızca alınan tedbirler var. İşçilere de, işverenlere de belirli şartları sağlamaları hâlinde ödenen çeşitli ödenekler var. Gene koronavirüs nedeniyle işinden olan vatandaşlara verilen destekler var. Salt destek verilmesi olgusu iyi olmakla birlikte, bu desteklerin vatandaşın ihtiyacını ne denli karşıladığı bir soru işareti. Kirası, faturası, kredi taksidi olan yüz binlerce vatandaşa verilen bu destekler ne kadar yetiyor, ya da yetiyor mu, bilmiyoruz.

Bütün bunlar bir tarafa, maalesef koronavirüsün yarattığı bu zorlu ortamdan istifade ederek cebini doldurmak niyetinde olan köylü kurnazlarının da sayısı hiç az değil. Birkaç ay öncesine kadar 5-10 lira kadar bile olmayan maskeleri 100-150 (ve hatta daha da fazlasına) lira gibi fiyatlara satmaya çalışanlar, elindeki ürünleri normal fiyatının 3-5 katına satmaya çalışanlar maalesef hâlâ var. Hoş, deprem zamanında ortaya çıkıp göçük altında kalanların eşyalarını yağmalayacak kadar gözü dönmüş insanların varlığını hatırladığımızda, bunun ülkemizde maalesef olan ve olacak bir şey olduğunu üzülerek kabul etmek lazım belki de.

İş alanında ise, devletin işçiyi işverene karşı koruma amacıyla aldığı tedbirler de düşünce olarak başarılı olmakla birlikte, bu tedbirlerin etkisi ve işçinin korunması anlamında ne kadar etkili oldukları da yine sorgulanabilir bir durum.

Eğitim

Türkiye’de 11 Mart’ta tespit edilen ilk vakanın hemen ardından, 12 Mart Cuma günü okulların uzaktan eğitimle eğitime devam etmelerine karar verildi. İlk ve orta okullar ile liseler TRT EBA TV aracılığıyla eğitimlerine uzaktan devam ettiler. Üniversiteler konusunda ise tercih üniversitelere bırakıldı. Her üniversite, kendi ders ve sınav sürecini kendi takdir edecek.

Koronavirüsle beraber uzaktan eğitim kapsamında yayına başlatılan EBA projesinin logosu.

Bu alanda Millî Eğitim Bakanlığınca hızlıca alınan tedbirleri çok başarılı buldum. Çocukların gerek enfekte olma ihtimali ile gerekse taşıyıcı olma ihtimali ile eğitime devam etmelerinin yaratacağı riski hemen önden engellemek oldukça kritikti. Bu kararın alınmasında payı olan herkesi tebrik etmek istiyorum.

Tabi her ne kadar koronavirüse karşı koruma amacıyla bu tedbirler alınsa da, eğitim anlamında öğrencilerin de bir kayıp yaşayacağı aşikardır. Nitelikli bir eğitim için elden gelen her ne yapılırsa yapılsın, bunun okuldaki birebir eğitimin yerini tutmayacağı da bellidir. Bu nedenle öğrencilerin bu alanda bir kayıp yaşayacakları da maalesef bariz, fakat hayatlarını korumak elbette bundan daha önemli.

Tedbirler

Hükûmetçe vatandaşlarımızı korumak için alınan tedbirlere bir göz atalım. İlk başta 65 yaş üstü vatandaşlarımız için ilan edilen sokağa çıkma yasağı, daha sonra 20 yaş altı gençler için de getirildi. Şu anda 20 yaşın altındaki ve 65 yaşın üstündeki vatandaşlarımız için devam eden bir sokağa çıkma yasağı var. Bu kişilerin ihtiyaçları, beraber yaşadıkları ailelerince veyahut polis/zabıta marifetiyle karşılanmak durumunda.

Elbette her insan pandemi nedeniyle konulan yasağa aynı ölçüde riayet etmiyor, etmek istemiyor. Yasağa rağmen sokağa çıkanlara da rastlamaktayız. Ceza kesilmek istenmesine şiddetle karşı çıkıp ufak ölçüde olay başlatan vatandaşlarımız da yok değil. Maalesef görünen o ki, bu vatandaşlarımız yasağın kendilerinin ve dolayısıyla halkın sağlığı için olduğunun bilincinde değiller.

Sokağa Çıkma Yasağı ve Soylu’nun İstifası

Son olarak bu konudan bahsetmek istiyorum. Yukarıda da söylediğim üzere, 10 Nisan Cuma akşamı saat 22:00 gibi ilan edilen sokağa çıkma ile birlikte 12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece saat 00:00’a kadar sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bunu duyan vatandaşlar, ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla sokaklara döküldü ve marketlerin/fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Kuyrukta kavgalar çıktı, polis müdahale etmek durumunda kaldı.

Oluşan bu ortam vatandaşlarca eleştirildi. Kimileri sokağa çıkan vatandaşlara “ne işiniz var dışarıda” derken, kimileri ise hükûmeti bu kararını verdiği saat nedeniyle topa tuttu. Bunun sonucu olarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 12 Nisan Pazar akşamı görevinden istifa ettiğini açıkladı. Fakat istifası Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan döndü. Erdoğan, Soylu’nun istifasını kabul etmedi, akabinde İletişim Başkanlığınca Soylu’nun görevine devam edeceği açıklandı. Ertesi gün de Soylu görevine devam edeceğini açıkladı.

Bu durum da yeni tartışmalar yarattı. Soylu gerçekten sorumluluk hissederek mi istifa etti, yoksa güven mi tazelemek istedi, veyahut parti içerisinde bir uyuşmazlık mı var gibi sorular kafaları kurcalamaya başladı. Bazı vatandaşlar Soylu’nun başarılı bir bakanlık görevi icra ettiğini düşünürken, bazıları ise aksi kanaatteler. Bu insanların birbirleriyle sosyal medya üzerinden tartışmalarına da şahit olmaktayız.

Bu tartışmaların ardından 13 Nisan Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı bir basın açıklamasıyla, sokağa çıkma yasağının 17 Nisan Cuma ve 19 Nisan Pazar günleri için tekrarlanacağını açıklaması, geç kalmış olmakla birlikte doğru bir hamle oldu. İnsanları paniğe sevk etmeden böyle bir tedbir almak oldukça önemliydi. Nitekim yasak ilan edildikten sonraki günlerde sokaklarda ciddi bir yoğunluk yaşanmadı, böylece virüsün yayılma ihtimali de bir önceki haftaki duruma nazaran azalmış oldu.

Gelecekte Neler Olacak?

Gelecekte neler olacağını hâlen bilmiyoruz. Bu eminim ki hepimizin canını sıkıyor ve belki de paranoyalar oluşturuyor. Ramazan ayı yaklaşıyor; bu ayı nasıl geçireceğiz, bayram nasıl geçecek, yazın neler olacak, kışa doğru bu pandemi biter mi, aşısı bulunur mu… Binbir soru kafalarda ve maalesef cevap yok. Çünkü kimse bir şey bilmiyor.

Bu doğal bir durum. Daha önceden karşılaşılmayan bir mevzu ve dolayısıyla bilim insanları bile ne yapılacağını bilmiyor. Şu anda, koronavirüsle mücadelede iyi kötü birtakım tedbirler alındı ve koronavirüsün yayılmasında bölgesel olarak da olsa bazı yavaşlamalar ve hatta gerilemeler görülmeye başlandı. Elbette ikinci-üçüncü dalga tehlikesi var ve hatta bu bazı bölgelerde görülmeye başlandı bile.

Görünen o ki, koronavirüs daha uzunca bir süre bizlerle birlikte olacak. Bu süreçte şu an uyguladığımız tedbirleri uygulamaya devam etmekte fayda var. Evde kalmaya devam edelim, maskemizi/eldivenimizi eksik etmeyelim. “Bana bir şey olmaz” demeyelim, tedbirimizi mutlaka alalım. Sosyal mesafeyi koruyalım.

#evdekal

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
511
İstanbul'da mukim bir avukatım. Mesleğimle ilgili olan/olmayan, ilgi duyduğum birçok konuyla ilgili bildiklerimi, öğrendiklerimi ve içimde biriktirdiğim şeyleri paylaşmak ve bir nebze olsun rahatlamak, özgürleşmek için buradayım. Her türlü soru, görüş ve eleştiri için aşağıda bulunan yorum kanalıyla ve ya e-posta ile ulaşabilirsiniz.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin