ahlat ağacı
ahlat ağacı

Uyarı: Bu yazı Ahlat Ağacı filmine dair sürpriz bozan içermektedir.

Edebiyat ve taşra konusunun işlendiği sahnede (izleyenler bilir) bir manifesto üzerinden döner tartışma. Manifesto dediğime bakmayın, esasen bir sempozyuma gönderilen bildiri denebilir. Gerçek bir metindir üstelik, Polat Onat’a aittir ve filmin sonunda da ismi geçmektedir.

Bunu duyan Polat Onat ise 20 Nisan tarihinde “En sevdiğim yönetmenlerden Nuri Bilge Ceylan’ın benim kitabımı okuyup, son filminde alıntı yapması çok hoş.” açıklamasını yapıyor. Bir süre sonra film vizyona giriyor ve belli ki yazar da izleme fırsatı yakalayınca bu sefer izinsiz kullanımdan, teliften ve davadan bahsetmeye başlıyor. Kuvvetle muhtemel, filmde bu metin hakkında yapılmış olan olumsuz yorum buna neden olmuştur.

Taşralı yazar konumunda olan Polat Onat kendisinden izin alınmadığını ve filmde kullanıldığını daha öncesinde de biliyordu ancak bu açıklamalar için filmi izlemeyi bekledi. Ben burada işin hukuki boyutuyla ilgilenmeyeceğim, benim işim hukuk değil.

Bu filmi sevdik çünkü hayatın içindendi, bu filmi sevdik çünkü bize ayna tutuyordu. Söylendiği gibi hayatımızda görebileceğimiz insanlar vardı filmde. Polis, kız kardeş, imam, kumarbaz, öğretmen, yazar… İşte, bu bahsettiğim telif meselesi de filmin içinde yer alsa sırıtmayacak cinsten. Sanki üç saat sekiz dakika süren film bitmemiş ve taşralı yazarın sözleriyle devam etmekte.

Yeri gelmişken değinelim, gerçekten de filmdeki tüm davranışlar çevremizde olduğu için mi yabancılık çekmiyoruz? Bu mesele üzerine biraz düşündüm. Filmde iki imam var, mizaç olarak farklılar. Başlangıçta birisi bana daha yakın gelse de, biraz düşününce diğerinden de bir şeyler buldum kendimde. Kız kardeşin parayı çaldıktan sonra gereksiz tepkiler vermesi, annenin her şeye rağmen eşi hakkında olumlu düşünmesi, babanın iyi niyetli günahları, şirket patronunun milliyetçi hisleri… Kısacası filmdeki göze batan tüm tavırlar. Aslında etrafımızda değil, çoğu bizzat benliğimizde gizlenen ve ortaya çıkacakları günü bekleyen…

18.06.2018

Buradan sonrasını yazamadım, aslında yazmayı tercih etmedim. Uygun kelimeyi ararken bi üşengeçlik tuttu, erteledim. Şimdi de üzerine düşünmek istemiyorum. Bugün film üzerine bir arkadaşımla konuşurken o da aynı yorumu yaptı, belki de benden başkası da aynı şekilde düşününce çekiciliği kalmamıştır. Kin ve nefret dolu birisi gibi mi duruyorum oradan?

19.06.2018, 01:30

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz? – Şükrü Erbaş

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz

Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler..
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarını ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?

Şükrü Erbaş

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
231
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin