Marina Abramovic Rhythm
Marina Abramovic Rhythm

Ünlü performans sanatları sanatçısı, 1979’da eşi benzeri görülmemiş bir performansa imza attı. O dönem henüz 30’lu yaşlarının başındaydı. Adı, Marina Abramovic… Performans sanatları tarihine damga vuracak ve tam 38 yıl boyunca anılacak gösterisinin adı ise: “Rhythm 0”. Bu sarsıcı şov, tamamen Marina’nın hareket etmeden ve hiçbir şeye tepki göstermeden ayakta durmasından ibaret. Yanında duran masada ise; gül, şarap, kalem, bıçak, kamçı, kibrit, kek, testere, kurşun, silah ve bir not bulunuyor. Notta şu cümle yazılı: “Masanın üzerindeki eşyalarla bana istediğinizi yapabilirsiniz.”

Başlarda insanlar sanatçıya gülümseyerek bakıyor, önünden geçip gidiyor, eline gül veriyor, saçlarını okşuyor ve selamlıyorlardı. Fakat 6 saatlik performansın ilerleyen dakikalarında, yani insanlar karşılarında savunmasız bir kadının olduğunu fark etmeye başladığında, şiddet eğilimi göstermeye başladılar. Önce bir adam Marina’ya hafif bir tokat attı, bir başkası masada duran tabancayı alnına dayadı, sonrasında ise silahı şah damarına değecek şekilde eline yerleştirdi. Bunu gören ziyaretçiler, içlerindeki vahşiliği dışa vurarak, kadına vurmaya, tükürmeye başladılar. Ardından iki erkek kadına dokunup öperek tacizde bulundu. Kalabalık bu kez de kadını cinsel bir meta olarak görmeye başladı ve bıçaklarla giysilerini yırtarak onu taciz etmeyi sürdürdüler.

Bir sonraki aşamada, uygulanan şiddetin derecesi katlanarak arttı. Bir adam elindeki bıçakla Abramovic’in boynuna bir çizik attı. Onu takip eden birkaç kişi kadının karnına, göğsüne ve kollarına çizikler atmaya başladılar. Başlangıçta Marina’nın vücudunda ufak sıyrıklar oluşturan çizikler, sonrasında hafif bıçaklamalara dönüştü. Marina Abramovic, belki de meslek hayatının en zorlu performanslarından birini sergiliyor, tüm olanlara rağmen kıpırdamıyor, ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Şiddetin dozu arttıkça insanların yüzündeki vahşi ifade daha da belirginleşiyordu. Marina ise gözyaşları içinde hareketsizliğini sürdürüyor ve “Sıfır Ritim” adlı şovu başarıyla sürüyordu. Sonra beklenmedik bir şey oldu… Kalabalığın içinden sıyrılan bir kadın, sanatçıya yaklaşarak elindeki mendille gözyaşlarını sildi ve ona sarıldı. Bir süre salonda bir sessizlik ve tepkisizlik (rhythm zero) hakim oldu. Sonra birkaç kişi, Marina’ya sarılan kadının yanına yaklaştı.

Biri Marina’nın alnına kalemle yazılmış olan aşağılayıcı ifadeleri sildi, diğeri kıyafetlerini giydirdi, bir başkası ise vücudundaki kanları temizleyerek yaralarını bantladı. Bu küçük grup, adeta Marina’nın etrafında bir kalkan oluşturarak kadının toparlanmasını sağladı ve ona sigara ikram ettiler. 6 saatlik performans süresi dolduğunda ve Marina Abramovic hareket etmeye başladığında ise, şiddet eğilimleri gösteren grup, o ana dek yalnızca bir obje olarak gördükleri Marina’yla yüzleşmekten korkarak, korkunç birinden kaçar gibi kaçmaya başladılar. Kısa süre sonra salonda birkaç kişi kalmıştı.

Marina Abramovic’in performansını yalnızca yolunda gitmeyen bir şov olarak değerlendirenler oldu. Halbuki o tam da böyle bir feedback için hazırlanmıştı. Sergilediği performans bir toplumsal deneydi ve hedefine ulaşmıştı.

Sürü Psikolojisi dediğimiz kavram, Avrupa’da yaygın olan adıyla “Bando Arabası Etkisi” ilk olarak 1848 yılında Amerika’da kullanılmış. Hikayesi şöyle; Dan Rice adı verilen bir palyaço, kostümünü giyip, eğlenceli müzikler çalarak, bando arabasıyla şehirde tur atıyordu. Araba capcanlı müzikler çalarak “Bandoya Katıl” sloganları atıyor ve sokaktaki insanların dikkatini üzerinde topluyordu. Böylece bandoyu takip eden ve dolayısıyla Dan Rice’a sempati duyan halk, palyaçonun Amerikan Politik sistemi için çalışan bir provokatör olduğunun farkında değildi. Bando Arabası, aslında bir seçim arabasıydı ve bu renkli turlarla kazandığı popülarite ile seçimlerde büyük bir başarı yakalamıştı. Sık kullandığımız “Sürü Psikolojisi” kavramının temelinde yatan aslında bu olaydır ve düşünmeden tâbi olma durumunu ifade etmek için kullanılır.

Sürü Psikolojisi eğilimi gösteren topluluklarda, olumsuz yönelimlerin olumlu yönelimlerden daha fazla olduğu kanıtlanmıştır. Bunun nedeni ise, olumlu yönelimlerde akıl, mantık ve sağduyu etkisinin daha fazla olmasına karşın; olumsuz yönelimlerin nefret, şiddet ve kontrolsüzlük gibi insan benliğinde zaten bulunan hislerden beslenmesidir.

Rhythm Zero toplumsal deneyine dönecek olursak; Bir grup içerisinde birlikte bulunan insanlar psikolojik olarak grubun kalanıyla aralarındaki ahengi koruyacak davranışlara yönelim gösterir. Ahengi koruyabilmek için doğru kararları iterek sapkın kararlara yönelebilirler. Bu nedenle, ayrılığa düşme korkusunun yol açtığı, bir düşünceyi kritik etmeden kabullenme durumu ortaya çıkar. Bireyin kabul ettiği düşünce, diğer grup üyeleri tarafından kabul edilen düşüncedir. Marina Abramovic, Rhythm Zero adlı toplumsal deneyinde, çoğunluğun birbirinden güç alarak içlerindeki kötülüğü ortaya çıkardıklarını, bu durumun karşısında olan kişilerin ise; aynı dayanışma ve cesareti gösteremediğini ya da çekincelerinden dolayı geç kaldıklarını anlatmak istemiştir.

Marina Abramovic – Rhythm Zero Deneyini İzlemek İçin Tıklayınız!

abramovic şova hazırlanırken
abramovic şova hazırlanırken
rhythm zero
rhythm zero
kalabalıktan bir kadın marinaın gözyaşlarını siliyor
kalabalıktan bir kadın marinaın gözyaşlarını siliyor
marina abramovic
marina abramovic
Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
1032

6 YORUMLAR

  1. Guzel bir deney ve anlatiminiz da guzel, ama merak ettigim bir nokta varNeden burda bir “mal” olarak gorulen bi kadin iken basligi vurgular gibi “insanin metalasmasi” yapdiniz?
    Ayrica bir kadin olarak kapitalizmin kadini erkehin kolesi yapmasini da islemenizi beklerdim biraz eksik kalmis gibi uzatilabilirdi. Yine de elinize saglik

    1
    9
    • Öncelikle düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. İlk olarak başlıkla ilgili sorunuzu yanıtlayayım. Deneyi gerçekleştiren kişinin cinsiyeti kontrollü bir değişken değildir; yani erkek veya kadın olması sonucu etkilemez. Sizce Abramovic’in yerinde bir erkek olsaydı durum farklı mı olurdu? Deneyin odak noktası bir kadına yapılan saldırılar değil, insan benliğindeki vahşet ve savunmasız “birinin” kolayca metalaştırılabilmesi olduğu için bu başlığı uygun gördüm. Bunun yanında kapitalizmin kadını erkeğin kölesi yaptığı düşüncesine katılmıyorum. Kapitalist sistemler çıkarları doğrultusunda hem kadını hem erkeği metalaştırabilir, bunu yaparken de “kadını erkeğe köle yapayım” gibi bir amaç gütmez. Aksine feminizm için geniş bir saha da bırakır. Bu nedenle ne desteklediğim ne de konuyla ilgisi olan bu mevzuya yazımda yer vermedim 🙂

  2. Çoğunluğun birbirinden güç alarak kötü fiilleri gerçekleştirebilmeleri aslında bizlere insanın doğasında var olan belirli kalıpları da göstermektedir. Bir tarafta varlığı sevgiyle anlamlandırmaya çalışan ve doğadaki düzene uyum sağlamaya çalışan yanımız, diğer tarafta varlığı anlamlandıramadığımız ya da anlamlandırabilsek bile bunu vahşi hissiyatlarla yapabildiğimiz, belki de sınırları çizilememiş içgüdüsel yanımız. İşte tüm mesele, meşhur birkaç hikayede de anlatıldığı gibi hangisini seçtiğimiz ve hangisinin zeminini sağlam temellendirdiğimizle alakalı.

    Çünkü doğa halinde olan ve doğadaki düzenin bir yansıması olan hayvanlar, baskın olarak içgüdüleriyle hareket etseler dahi, bir canlıya veya bir şeye zarar veriyorlarsa, bunun mutlaka yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebilmek amacıyla yapıyorlardır. Ancak yazıdaki örnekte de gördüğümüz gibi eğer bir insanın vahşi tarafı ortaya çıktıysa, onun içgüdüsel fonksiyonları, beyinsel ve duygusal fonksiyonlarına baskın geldiyse, onun sınırlarını çizen hiçbir şey ortada kalmayacaktır. Çünkü her insanda azami derece kötülük vardır. Tercihler ise beyin ve temiz duygularla yapıldığında anlamlıdır. Kötülüğü tercih eden insan, sadece vahşete, nefrete, sevgisizliğe ve yaşanması mümkün olmayacak bir dünyaya zemin hazırlayacaktır.

    Yazıyı gerçekten çok anlamlı ve güzel buldum Büşra Hanım. Meta olarak “insan” kelimesi kullanmanızı da doğru buldum. Her ne kadar örnekte meta olarak seçilen kadın da olsa, bu durumun meta olarak seçilen kişinin cinsiyetinin farklılaştığı bir uygulamada, benzer vahşilikler görülecektir. Bu nedenden dolayı “kadın” kavramından ziyade “insan” kavramını kullanmanızı da doğru buluyorum. Tebrik ederim. Yazılarınızı takip etmeye devam edeceğim 🙂

    • Bu yorum başlı başına bir makale olmuş, hatta benimkini de gölgelemiş Erkam Bey 🙂 Harika tespitler, kaleminize sağlık..Daimi okuyucunuzum 🙂

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin