marshall planı ve yardımı
marshall planı ve yardımı

Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir yeri olan ve sonrasında ekonomik, siyasal ve sosyolojik açıdan birçok sonuç doğuran Marshall Planı yani nam-ı diğer Marshall Yardımını ele alacağım. Marshall Yardımını ele almadan önce de Truman Doktrini’ne bir göz atmalıyız diyorum ve konuya giriyorum.

Truman Doktrini

Dünya savaşı sonrası yeni bir dünya düzeni ortaya çıkmıştı. ABD ile SSCB arasındaki ilişki işbirliği yapmaktan öte rekabete ve daha sonrasında ise düşmanlığa dönüşmüştü. Dönemin ABD başkanı Harry S. Truman tarafından yayımlanan doktrinin işaret ettiği nokta ise SSCB düşmanlığı ve antikomünizmdi. Doktrinde belirtilen Antikomünizm amacının ABD tarafından somutlaştırılmış biçimi, Marshall Planı şeklinde kendini göstermekteydi.

truman
truman

Marshall Planı ve Aktörleri

Aktör diyorsak eylem planının ismini aldığı dönemin ABD dışişleri bakanı General George Marshall’a değinmemek olmaz. Eylem planı, kendisi tarafından hazırlanmış ve Truman’a takdim edilmiştir. Diğer aktörler ise Avrupa ülkeleri ve Türkiye’dir.

Dünya savaşı sonrası başta İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkeler olmak üzere Avrupa ekonomisi, deyim yerindeyse tepe taklak olmuştu. Avrupalı devletlerin bozulan ekonomisinden ABD’ye ne? Sorusunu soranlar olabilir. Şunu belirtmek gerekir ki Avrupa demek ABD ürünleri için Pazar anlamına gelmektedir.

İflasın eşiğine gelmiş olan devletler ekonomik açıdan canlanırsa ABD ekonomisi de canlanacaktır. Ayrıca ekonomileri bozulan Avrupa devletleri, desteklenmez ve bir başına bırakılırlarsa Komünizmle yakınlaşabilirlerdi. Böyle bir durum ise ABD’nin hiç işine gelmezdi. Avrupa bloğunun temel devletleri ekonomik ve siyasi anlamda desteklendi ve bir bütün oluşturulmaya çalışıldı. Bu bütün bir bakımdan ileride AB’nin ve NATO’nun temelleri anlamına geliyordu.

avrupa birliği
avrupa birliği

ABD’den maddi ve birçok alanda destek gören Avrupa devletleri, ekonomik açıdan toparlanma sürecine girdi. Birçok kişinin Almanya, İngiltere, Fransa vb. devletler II. Dünya savaşından sonra nasıl toparlandı? Sorusunun bir cevabı burada işte.

Marshall Planı’na Türkiye’nin Dahil Oluşu

Marshall Planı ilk etapta II. Dünya savaşına katılan ülkeleri kapsamaktaydı. Türkiye plan dahilinde değildi. Türkiye’nin döviz durumu ve dış ticaret dengesi Avrupa devletlerine göre daha iyi durumdaydı. 12 Temmuz 1947 tarihinde ABD öncülüğünde Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı (CEEC) adında bir örgüt kuruldu. Örgütün yapmış olduğu toplantıda, savaştan çıkan ülkelerin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve ekonomik kalkınma eylem planının tasarlanması görüşüldü. Toplantıya Türkiye kendi isteğiyle katıldı.

marshall planı
marshall planı

Türkiye plana dahil olmak istedi ve kendi planını sunarak 615 Milyon $ yardım talebinde bulundu. Türkiye’nin ilk başvurusu reddedildi. Sebep olarak yukarıda saydığım sebepler Türk hükümetinin önüne koyuldu.

ABD’nin Türkiye’ye 59 milyon $ dolarlık bir teklifi bulundu. Yardımın içeriğinde ise daha çok maden ve tarım sektöründe kullanılacak araç, gereç, kereste, yedek parça gibi şeyler yer alıyordu.

ABD’nin bu tutumunun sebebi, Türkiye’yi Avrupa ekonomisi için ham madde kaynağı ve tedarikçisi olarak görmesiydi. Türkiye ABD’ye göre bir tarım ülkesiydi ve ağır sanayisinin gelişmesine gerek yoktu. Bu sebeple Türkiye, tarım sektöründe gelişip; maden kaynaklarını çıkarıp, Avrupa ülkeleri için kaynak görevi görmeliydi.

marshall yardımı
marshall yardımı

Bu tutum Türkiye tarafında tam bir hayal kırıklığına sebep oldu. Türk kamuoyunda çeşitli tepkiler ortaya konuldu ve hatta dönemin hükümeti sert bir dille eleştirildi.

Dönemin Türk hükümeti ABD’ye bir mektup yazdı. Türkiye’nin askeri ve siyasi istikrarı için ekonomik gücün yeterli olması gerektiğinden ve Türkiye’nin öneminden bahsettiler.

ABD, Türkiye’ye karşı olan tutumunu değerlendirip Marshall Planı’na Türkiye’yi dahil etmeyi kabul ettiler.

Marshall Planı’nın Türkiye Açısından Doğurduğu Sonuçlar

Türkiye’ye 1948 yılından 1951 yılına kadar 62 milyon $ dolar hibe edildi. Türkiye ekstradan 72 milyon $ dolar civarı kredi çekti.

ABD Türkiye’nin tarım ülkesi olarak kalmasını istiyordu ve bu sebeple yardımları bu doğrultuda kullanılması şartıyla verdi. Öncelikli olarak Türkiye yollar yapmalıydı çünkü ham maddenin taşınması için ulaşımın önemi büyüktü. Yollar yapıldı ve Türkiye o yıllarda büyük bir yol atılımı yaptı. Ham madde ve tarım ürünleri taşınabilirdi artık. Tarım ürünleri taşınmaya taşınır da bu verimlilikte Türkiye kendi ihtiyaçlarını anca karşılıyor;  Avrupa için yetmez, dedi Amerikalılar. Bu sebeple Türkiye’ye o meşhur, Ferguson ve New Holland marka traktörler getirildi. Türkiye Avrupa’nın gıda tedarikçisi olmalıydı.

Artı bir parantez açmak gerekirse biraz da silah verdi ABD. Silahlar tahmin edeceğiniz üzere eskiydi. Silahlar ABD malı sayılıyordu ve ABD’nin izni olmadan hiçbir zaman kullanılamazdı. Türkiye’nin almış olduğu bu silahlar ileride Kıbrıs Barış Harekatın’da kullanılacak ve Türkiye ABD’nin izni olmadan bu silahları kullanacağı için ABD tarafından ambargoya maruz kalacaktı.

Marshall yardımı ile birlikte Türkiye’de kara yollarının gelişmesiyle otomotiv sektörü de canlanmıştı. Araba alabilecek insanlar artık bir yerden bir yere rahat bir şekilde gidebiliyordu. Ulaşım aracı olarak tren, 2.plandaydı artık.

marshall planı
marshall planı

Traktörlerin ve yeni tarım araç ve gereçlerinin getirilmesiyle birlikte tarımda iş gücü ihtiyacı azalmış ve verimlilik artmıştı. Ancak bu durum işsizliğe sebep olmuştu ve köyden kente göç dediğimiz olay yavaş yavaş filizlenip büyüyordu. Köyden kente göç de, çağımızın sorunlarından birini, gecekondulaşma sorununu ortaya çıkarmaya başlayacaktı. Türkiye ve tarım açısından ilk 3-5 sene her şey güzel gidiyordu. Çiftçi ürünü hasat ediyor, fazlasını Avrupa’ya satıyordu.

Bu durum insanların o dönem iktidarda bulunan Demokrat Parti’ye yönelmelerini sağladı. Ancak Avrupa 3-5 sene sonra kendi gıda ihtiyacını karşılayabilir vaziyete gelip Türkiye’den tarım ürünü almayı kesince Türkiye açısından işler değişti. Artık çiftçi ürününü değerli bir biçimde Avrupa’ya satamıyordu. Piyasalarda durgunluk hakimdi. Bir diğer olumsuzlukta yedek parça kısmında yaşanıyordu. Marshall Planı dahilinde getirilen traktörlerin ve otomotiv araçlarının yedek parçası Türkiye’de yoktu. Bu durumda Türkiye, yedek parçayı ya Avrupa’dan ya da ABD’den tedarik etmek zorunda kalıyordu.

Bu durum Türkiye’nin döviz stoklarını eritmesine sebep oldu. Türkiye mal satamıyor, tarım ürünü üretmek için traktör kullansa yedek parça üretemeyip dışarıdan almak zorunda kalıyordu.  Türkiye için işler rüya gibi giderken bir anda kabusa dönüşmeye başlamıştı.

türkiye marshall yardımı
türkiye marshall yardımı

Türkiye’nin Marshall Planı öncesinde az buçuk dövizi vardı. Şimdi ise elinde hiçbir şeyi kalmamıştı. Türkiye yaşanan bu olumsuz zincirleme reaksiyonlardan sonra o çok meşhur hikayeye dahil olmak zorunda kaldı. IMF’den borç alma hikayesi.

Türkiye IMF’den gelen parayla biraz rahatlamış gibi hissetse de para genel anlamda tüketilip, kazanılmadığı için çabucak tükendi ve Türkiye 1958 yılında tekrar borç almak için IMF’ye başvurdu. Marshall Yardımı almadan önce bir nebze kendine yeten ve borca ihtiyaç duymayan Türkiye şimdi IMF kapılarındaydı.

IMF, Türkiye’ye yeniden borç vermeyi bir şarta bağlamıştı. Türkiye’nin yeniden para basması.

Türkiye, iç piyasada ve döviz anlamında karşılığı olmadan çok fazla sayıda para bastığı için devalüasyon yaşadı ve ekonomik kriz Türkiye’de boy göstermeye başladı. Birçok dükkan sahibi, ticaret erbabı olanlarınızın duymuş olduğu klişeleri tekrarlıyorlardı; mal da bitti para da, borç zaten çok!

IMF
IMF

Marshall yardımı öncesinde 1 dolar 2 Türk lirasıyken bu rakam son zamanlarda 8-9 Türk lirası seviyesine gelmişti. Türk lirası ile birlikte Türk ekonomisi de darmadağın olmuştu. Türk ekonomisinin darmaduman olması ve toparlanamaması sadece ekonomik sorunları ortaya çıkarmadı. Türk halkı ve Türkiye üzerinde her anlamda bir ezilmişlik psikolojisinin ve özgüven kaybının tohumlarını attı. Türkiye 1937’de yılında hali hazırda uçak üretebilen bir ülke iken yıllarca bir tüfek yapamayan ülke konumuna düştü.

Eğitimden spora, kültürden sanata kadar birçok alanda dünya ile yarışabilir konumdan uzakta yer aldık. Güçlenip gelişeceğiz derken bir arpa boyu yol alamadık. Kendi ufak sorunlarımızdan etrafımızda neler oluyor göremedik. Sorunlarımıza çözüm üretemeyip sorunlarımıza sorunlar kattık.

Ne diyebilirim ki başka, özgüveninizi ve çalışma azminizi kaybetmemeniz dileğiyle, iyi günler!

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
3031

4 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin