muhalefet seçimleri neden kaybetti - 24 haziran seçimleri - 24 haziran başkanlık seçimleri - 24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimleri
muhalefet seçimleri neden kaybetti

Sürpriz bir seçim olarak tarihe geçen 24 Haziran 2018 Başkanlık Seçimlerini geride bıraktık. Öyle ya da böyle bu seçim dönemi de bitti. Artık seçim dönemindeki tüm gerginlikleri bir kenara koyarak, millet olarak hareket edebilmenin ve tüm kesimleri kapsayacak bir yönetime sahip olabilmenin zamanıdır.

Öncelikle şunu açıkça belirtmeliyim ki seçim sonuçları hiç de tahmin ettiğim şekilde sonuçlanmadı. Bu sonuçları tahmin edebilen kişi sayısı da muhtemelen oldukça azdır. Muhalefetin ‘değişim’ rüzgarının, Muharrem İnce’nin performansının, Meral Akşener‘in tülbent devriminin, Temel Karamollaoğlu’nun e-mitinglerinin konuşulduğu bir kampanya döneminden sonra; Erdoğan’ın ilk turda seçimi kazanması ve MHP’nin oylarının düşmemesi, asıl sürprizin Cumhur İttifakı tarafından geldiğini herkese gösterdi.

Peki böylesine bir hava yakalayan muhalefet kanadı neden seçimi kaybetti? İşte tüm o gereksiz tartışmalara yol açacak sorulardan ziyade asıl sorulması gereken soru budur. Bu soruyu, hem seçmenler hem de muhalefet partileri kendilerine sormalıdır. Daha da önemlisi muhalefet partileri, “Biz neden kaybettik?” sorusunu en detaylı şekilde araştırmalı ve rasyonal bir zeminde tatmin edici bir cevabı hazır etmelidir. Ayrıca sorunlar tespit edilmeli ve üzerine gidilmelidir.

Bundan önceki köşe yazımda da üzerinde detaylıca durduğum gibi muhalefet kanadının seçimleri kaybetmesinin ilk sebebi tabii ki de iktidara yakın medyanın ve TRT’nin muhalefetin cumhurbaşkanı adaylarına karşı sergilediği tutumdur. Erdoğan dışındaki diğer adayların mitinglerinin verilmemesi, belirli noktalarda tarafsız tutumun sergilenmemesi ve yalan haberlerin yapılmasıdır. Yani en önemli nokta tabii ki sansürdür. Bu sansürden sosyal medya kullanan kişiler neredeyse hiç etkilenmemiştir. Çünkü YouTube, Twitter ve Facebook’tan canlı yayınların yapılmasıyla sosyal medya kullanan seçmenlere öyle ya da böyle bu adaylar belirli ölçüde ulaşabilmiştir. Ancak sosyal medya kullanmayan ve genellikle bilgiye, habere ve gündeme televizyondan ulaşan veya internetten ulaşıp belirli kanalları takip eden kitleye, muhalefet adayları kendilerini anlatma imkanı bulamamıştır. Bulamadılar çünkü önlerine ön yargı setleri çoktan çekilmişti. Bu ön yargıların bazısı önceden yapılan anti demokratik uygulamalardan, bazısı da iktidara yakın medyanın tutumundan kaynaklanıyordu. Kısacası muhalefet çok büyük bir kitleye medya sansürü sebebiyle ulaşamamıştı. Bu engeli aşmaya çalışsalar da başaramamışlardı.

İkinci sebep ise İyi Parti’nin seçim boyunca uyguladığı politikadır. Seçim sonuçlarına bakıldığında İyi Parti, CHP seçmeninden belli oranda oy koparmıştır. Tabii bunun yanında MHP’nin politikalarını benimsemeyen ülkücülerin de oyları bulunmaktadır. Ancak “kazan-kazan” olarak kurulması gereken ittifak ilişkisi İyi Parti’nin uyguladığı politikalar sebebiyle başarılı olamamıştır. Çünkü herkes, MHP’nin %5-%7 bandında oy almasını beklerken bu durum tam aksine sonuçlanmış ve Ak Parti’ye tepki oyları, MHP’yi %11 çıtasına yükseltmiştir. İyi Parti, Ak Parti’ye kızan seçmeni ikna edememiştir. Aynı zamanda milliyetçi kesimden de istediği oyu alamamıştır. İyi Parti, çoğu kişinin nitelendirdiği üzere “CHP’nin alternatifi” olmuştur. Hal böyle olunca da oylar Millet İttifakı içerisinde al-ver şeklinde gitmiş ve dışarıdan oy alınamamıştır.

İyi Parti’nin milliyetçi oylarda beklediğini alamamasının sebebi, yüksek ihtimalle Demirtaş’ın tahliyesi söyleminin doğru anlatılamamasıdır. Ya da doğru anlatılıp çarpıtılmasıdır. Çünkü tüm muhalefet adayları Demirtaş’ın tahliyesini tamamen hukuki zeminde değerlendirmiş ve hakkında hüküm olmadan içeride tutulmasının yanlış olduğunu söylemiştir. Ancak bu durum “Erdoğan dışında tüm adaylar, hapisteki teröristin tahliyesini istiyorlar. Bu mu vatan sevginiz sizin?” denilmesine sebep olmuştur. Muhalefet adaylarının söylediği bu cümleler, hukuki bağlamda doğrudur. Ancak realitede, siyaseten çok da doğru olmayan hamlelerdir. Tahminimce adaylar Kürt oylarına talip olduklarından, Doğu ve Güney Doğu’da yüksek oy almak istediklerinden, hatta belki ikinci tur hesabı yapıp ikinci turda ancak Kürtlerden gelecek oylarla seçilebileceklerini düşündüklerinden Demirtaş’ın tahliyesi söylemini sürekli gündeme getirmişlerdir. Eğer özellikle Meral Akşener, Demirtaş’ın tahliyesini hiç ağzına almayıp tamamen “Asena” kimliğiyle kampanyasını yürütseydi muhtemelen MHP bugünkü ‘kilit parti’ konumuna sahip olamayacak ve TBMM’de istenen çoğunluk sağlanacaktı.

Gelelim bir diğer sebebe. Seçimlere 2 gün kala sosyal medyada yayılan İzmir’de “Şerefine Tayyip” görüntüleri ve sonrasında bu olayın medya aracılığıyla gündeme taşınması, muhafazakar seçmenin Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında birleşmesine sebep olmuştur. Hayatları boyunca travma üstüne travma yaşayan ve bu ülkede geçmiş zamanlarda ikinci sınıf vatandaş yerine koyulan muhafazakar seçmen, rasyonal düşünmeyi bir kenara bırakmış ve kimliğiyle, varlığıyla birlikte oyunu bir saniye bile düşünmeden Erdoğan’a atmıştır. Çünkü muhafazakar seçmen, gezi parkını, geçmişte yaşadığı tüm o rezillikleri bir anda hatırlamış ve “bunlara devlet teslim edilmez” diyerek ne Meral Akşener’i ne Temel Karamollaoğlu’nu ne de Muharrem İnce‘yi tanımıştır. Bunun yanında tabii İnce’nin İzmir mitingi sırasında CHP seçmeninin balkondan rakılarla 25 Haziran’da da böyle içeceğiz demesi, Kadıköy’de “Hırsız Tayyip” sloganlarının atılması ve dar bir bakış açısıyla diğer ürkütücü hareketlerin yapılması, muhafazakar seçmeni Erdoğan’ın arkasında konsolide etmiştir.

Bir diğer sebep ise Saadet Partisi’nin istediği başarıyı elde edememesidir. Temel Karamollaoğlu’nun yenilikçi tavırları, siyasete e-miting gibi bir kavramı hediye etmesi, 77 yaşında olmasına rağmen sosyal medyaya oldukça önem vermesi aslında takdire şayandır. Ancak tüm bu çabalar, muhafazakar seçmeni, İslami değerlerle hayatını şekillendiren seçmeni ikna edememiştir. Çünkü öncelikle Saadet Partisi’ne atılacak oyların Millet İttifakı içerisinde yer aldığı için CHP’ye yarayacağı söylemi yayılmış ve Saadet Partisi’ne yönelik “İslami camiaya en çok zarar veren CHP ile nasıl ittifak olursunuz, nasıl onların yanında yer alırsınız, nasıl bir teröristin tahliyesini istersiniz” söylemleri zirveye çıkmıştır. Aslında Saadet Partisi‘nin kampanyası oldukça etkileyiciydi, yenilikçiydi. İyi Parti’nin de keza aynı şekilde gayet iyiydi. Ancak bu iki parti de kendisini bir türlü aklayamadı. Her iki partinin liderlerinin de söylemleri rasyoneldi, gerçeklere uygundu, ilkeler dahilindeydi, hukuki bağlamda doğruydu ancak unutulmamalıdır ki Türkiye’de şovenist söylem her zaman rasyonaliteye tercih edilmektedir ve geçmişte yaşanan travmalar hiçbir zaman unutulmamaktadır. Bu nedenle siyasiler, evet ilkeler dahilinde hareket etmelidirler ancak toplumun yapısını da göz ardı etmemelidir. Toplumun geçmişte yaşadığı hiçbir şeyi yabana atmamalıdır. Toplumun sosyal medyadan oluşmadığını kabul etmelidir. Aksi takdirde aradan yıllar geçse de başarı sağlanamayacaktır.

Peki şimdi ne olacak? Ya da ne olmalı? 

1- Muhalefet partileri bu seçimin sonucunu en detaylı şekilde analiz etmeli ve hatalarını tespit ederek, yerel seçimler dahil olmak üzere sonraki başkanlık ve milletvekilli seçimlerinde bu hataları tekrar etmemelidir. Yeni ve doğru politikalar üretmelidir.

2- Sosyal medya verilerine göre toplumun çoğunluğunun analiz edildiği algısına sahip olunmamalıdır.

3- Miting meydanlarına bakıp “Evet, bu iş bitti” denilmemelidir. Meydanlara şüphe duyulmadan güvenilmemelidir. Evet meydanlar önemlidir. Meydanların doluluğu önemlidir. Ancak bu gerçekliği tam olarak yansıtmamaktadır.

4- Seçmenlerin istikrarı sağlama ve iktidarı denetleme gibi önemli vazifeleri özellikle MHP’ye verdiği unutulmamalıdır. MHP, yeni dönemde kilit partidir. Bu noktada denetleyicilik rolünü Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP kesinlikle unutmamalıdır.

5- Yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olan ve girdiği hiçbir seçimi kaybetmeyen Recep Tayyip Erdoğan, 81 milyonun Cumhurbaşkanı olmalıdır. Parti-Devlet anlayışına son vermelidir. Liyakat sistemini yeniden tesis etmelidir. Yargıya güveni sağlamalıdır. Ak Partili kimliğiyle ortada dolaşan mafyatik yapıların ahkam kesmesine son vermelidir. Tüm toplumu kucaklamalı ve Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, geleceğini tüm her şeyin önüne koymalıdır.

6- Tüm siyasi partiler ve liderler seçimin sonuçlarını kabul etmesine rağmen özellikle Muharrem İnce’ye yönelik “Bizi sokağa dök” söylemleri varlığını korumaktadır. Bu söylemler akıl kârı değildir. Eğer bu yol tercih edilirse ülkemizin için sadece ve sadece zarar ortaya çıkacaktır. Evet seçimlerde usulsüzlükler yapılmıştır. Ancak bu aradaki 10 milyon farkı kapatacak kadar çok değildir. Yani 10-15 milyon oy çalınması mümkün değildir ki İnce de bu durumu kabul etmiştir. Yani tüm vatandaşlar, seçim sonuçlarına saygı duymalı ve başarısız olan partilerine hesabını sormalıdır.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
3132

5 YORUMLAR

  1. Yazınıza genel olarak katılıyorum. Lakin bir ekleme yapmak istiyorum. Muhalefet Derin Anadolu’nun bu ülkenin ana omurgası olduğunu öğrenene kadar kaybetmeye mahkum olacaktır.

    • Derin Anadolu’yu muhalefet farketti lakin medya tekel vaziyette taraflı yayın yaparken muhalefet bu kitleye nasıl hitap edecek? Zaten Muharrem İnce’nin kampanya boyunca sitem ettiği kısım da burasıydı ve seçimi kaybetti. Bu kısımı da özellikle ifade etmek istedim 🙂

  2. Alttan alttan seçimlerde usulsüzlük yapıldığını söylemen,muhalefetteki partilerin daha dikkatli davranarak hareket etmelerini istemen ve Aslında Saadet Partisi‘nin kampanyası oldukça etkileyiciydi, yenilikçiydi. İyi Parti’nin de keza aynı şekilde gayet iyiydi. Ancak bu iki parti de kendisini bir türlü aklayamadı. Her iki partinin liderlerinin de söylemleri rasyoneldi, gerçeklere uygundu, ilkeler dahilindeydi, hukuki bağlamda doğruydu diye hayıflanman rengini belli ediyor Erkam kardeş.Yakıştıramadım sana.Muhalefetin yapmış olduğu yanlışlara hayıflanacağına kınaman ve daha sert yazı yazmanı,bu vatanın ve evlatlarının değer ve hassasiyetlerine önem vermeleri gerektiğini üstüne basa basa anlatmanı daha doğru bulurdum.Biz de etrafımızdakileri ancak zamanla tanıyoruz.Vesselâm

    1
    11

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin