muhalifsen susacaksın
muhalifsen susacaksın

Ne yazık ki bu ülkede, iktidarın uygulamalarına karşı en ufak bir muhalif görüşü olan kimse, bunları kendine saklamak ve bu muhalif görüşlerini hiçbir şekilde belirtmemek durumunda kalıyor. İktidarın atmış olduğu herhangi bir adımı sorgulayanlar, o adımın tekrar düşünülmesini isteyenler, hatta en ufak bir eleştiride dahi bulunanlar bunun bedelini ya ‘FETÖ’cü’ ya ‘Hain’ ya da ‘Fırsatçı’ damgası yiyerek ödüyor.

Evet, günümüz Türkiye’sinin hali, yukarıda yazmış olduğum cümlelerle en basit şekilde ifade edilebilmektedir. Mevcut iktidarın kendilerine yapılmış herhangi bir eleştiriye cevap olarak yaptığı açıklamalardan ve sergiledikleri tavırlardan anlaşılabileceği üzere, iktidar partisi, Muhalifsen susacaksın!” ilkesini benimseyerek partilerinin kuruluş ilkelerini temsil eden ‘ifade özgürlüğü ve hürriyet’ kavramlarını ‘olmasa da olur’ niteliğinde değerlendirmiş ve bu kavramları arka plana atmıştır.

Bu kavramların arka plana itildiğinin veya es geçildiğinin en bariz örneğini, son çıkartılan 696 sayılı KHK ve bu KHK’yi eleştirenlere karşı gösterilen tahammülsüzlük, açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Son çıkartılan KHK ile birlikte 8 Kasım 2016’da çıkartılan yasanın 37. Maddesine eklenen fıkrayla 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne karşı sokağa çıkan ve direnen sivil vatandaşlarımızın korunmasının amaçlandığı aşikardır. Ancak eklenen fıkrada gerçekten de bir muğlaklık söz konusudur.

Fıkranın tam metnine bakacak olursak şu şekildedir: “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına, veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”

Eklenen bu fıkradaki muğlaklık ise “terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” kısmında bulunmaktadır. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve iktidar partisi yetkililerinin açıklamaları bu kısmın sadece 15-16 Temmuz tarihlerini kapsadığını belirtse de bunlar herhangi bir önem arz etmemektedir. Çünkü gerek Cumhurbaşkanı’nın gerek iktidar adına açıklama yapan yetkililerin söylemleri, yazılanlarla desteklenmedikçe hiçbir anlamı olmayacaktır. Eğer ki tartışılan bu fıkrada eylemlerin sadece 15-16 Temmuz tarihlerini kapsadığı söyleniyorsa, bu söylem fıkranın kendi içinde de yer almalıdır. “Bunların devamı niteliğindeki eylemler” kısmının bu fıkrada yer alması oldukça tehlikeli ve suistimale açıktır.

Neyse ki birçok hukukçu ve eski devlet yetkilisi, bu durumu dile getirmiş ve eklenen fıkrayı eleştirmiştir. Bu kişilerden birisi de 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dür. Abdullah Gül, 696 sayılı KHK’yi aşağıda görmüş olduğumuz tweetlerle eleştirmiştir.

Sayın Gül’ün bu açıklamaları, oldukça yerindedir. Eğer ki böylesi önemli bir konuyu da kapsayan bir KHK çıkartılıyorsa, hayatı boyunca siyasetin içinde bulunmuş, cumhurbaşkanlığı görevini uzun yıllar boyunca yürütmüş bir kişinin de uygulamaya konulan bu KHK hakkında görüşlerini belirtmesi oldukça doğaldır ve olması gereken de budur. Ancak üslubuyla yapılan bu eleştiri bile iktidardaki herkesi tedirgin etmiş ve Abdullah Gül ‘davaya’ ihanetle suçlanmıştır. (Davanın da neyin davası olduğu artık tartışılması gereken bir husustur. Çünkü iktidar partisinin gütmekte olduğu politikalar ne adaletle ne dinle ne de başka bir şeyle bağdaşmamaktadır. Ancak bu husus, ayrı bir yazının konusunu teşkil edeceğinden şimdilik bunu, yazıya dahil etme niyetinde değilim.)

Abdullah Gül’ün yaptığı bu açıklamalara da Erdoğan sert bir şekilde cevap vermiştir. Buyurun verilen cevabın ilgili bölümünü aşağıdaki videodan izleyelim.

Erdoğan’ın bu açıklamalarından anlaşılacağı üzere, çıkartılan KHK’yi düzgün bir üslup ile eleştiren Abdullah Gül’ün açıklamaları rahatsızlık vermiş ve kendisine “Yazıklar olsun…” denilerek “Fırsatçı” damgası yapıştırılmıştır.

Bu ülkede muhalif konuşmalara verilen değer bu kadar mıdır? Muhalif konuşmalara verilen cevap ‘davaya’ ihanet olarak mı algılanmalıdır? Yapılan bir yanlış varsa susmak hak mıdır? Yapılan düzenleme iktidar tarafından sürekli olarak vurgulanan “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.” açıklamalarıyla hiçbir şekilde bağdaşmıyorsa, bunu söylemek ve eleştirmek yanlış mıdır?

Eğer tüm bu sorulara verilecek yanıt olumlu ise mevcut iktidar “Muhalifsen susacaksın!” gibi yanlış bir ilkeyi benimsemiştir. Madem böylesine yanlış bir ilke benimsenmiş durumda, o zaman bunun da yeni bir KHK ile bir madde haline getirilip Resmi Gazete’de yayınlanması, iktidar partisinin politikaları ile örtüşen bir hareket olacaktır!

Ancak son olarak belirtmeliyim ki durum böyleyken bile susmamak, haksızlığa karşı sessiz kalmamak, her daim sorgulamak ve eleştirmek, 7’den 70’e tüm vatandaşlarımızın bir anlamda sorumluluğudur. Bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak son çıkartılan KHK ile getirilen ek fıkradaki hükümlerdeki ibarelerin ‘muğlak’ olduğunu düşünüyor ve bu muğlaklığın kötü niyetli kişilere imkan tanıyacağını, hukuk düzeni ve hukuk kurallarıyla bağdaşmayan oluşumlara sebebiyet verebileceğinin endişesini taşıyorum.

Bir önceki köşe yazım: CHP Neden İktidar Olamıyor?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
374

3 YORUMLAR

  1. Düşüncelerime tercüman oldunuz… Gerçekten de bunların yazılması, konuşulması ve aktarılması lazım. Tebrikler.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin