nesih teorisi
nesih teorisi

Biz, bir âyeti nesh eder (yürürlükten kaldırır) veya onu unutturursak (ertelersek), mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kadirdir. (Bakara, 106)

Nesih, kelime anlamıyla ilga, iptal etme1 demektir. Bir hükmü değiştirmek ve ya hükümsüz bırakmak, yeni bir hüküm ihdas etmek gibi anlamlara gelir. Klasik fıkıh literatüründe, Kur’an’la alakalı kullanıldığı zaman üç ayrı anlam ifade etmektedir:

1) Kur’an’ın önceki “Eski ve Yeni Ahit” gibi kutsal kitapların bildirdiği hükümleri yürürlükten kaldırması.
2) Metinlerinin tamamen iptal olunduğu söylenen bazı Kur’an ayetlerinin yürürlükten kalkması.
a) Metni ve hükmünün ikisinin birden ortadan kalktığı farz edilen ayetler
b) Metni kalırken hükmünün kalktığına inanılan ayetler
3) Önce gelen ayetlerin içerdiği emirlerin daha sonradan gelen ayetler tarafından metinlerinin kalmasıyla birlikte hükümlerinin iptal edilmesi.2

Neshi, İslâm âlimleri farklı şekillerde tanımlamışlardır. Bu tanımların ortak yönlerini birleştirerek, şöyle bir tanım yapabiliriz:
Nesh, şer’î bir delil ile sabit şer’î ve fer’î bir hükmün daha sonra gelen yeni şer’î bir delille kaldırılması, ilgası, tebdil ve tağyîr edilmesidir.3

Nesih sonucunda, önceki hükmü kaldıran delile nâsih, hükmü kaldıran delile de mensûh denir.

Ortaya çıkışı

İslâm tarihinde, nesih fikrinin nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. Bu konuda, müfessir ve fâkihlerin, zıt olarak görünen ayetleri ortak bir noktada birleştiremedikleri için bu kavramı ortaya çıkardıkları düşünülmektedir. Bu fikrin çıkış noktası olarak ise şu ayetleri öne sürmüşlerdir:

1. “Biz, bir âyeti nesh eder (yürürlükten kaldırır) veya onu unutturursak (ertelersek), mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kadirdir.”4

2. “Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini bilirken “Sen (Allah’a) iftira ediyorsun” (bu sözleri kendin uydurup Allah’a atıyorsun) derler.”5

3. “Allah dilediğini siler (dilediğini) bırakır. Ana kitap onun yanındadır.”6

Bu ayetler, âlimlerce bazı ayetlerin, diğer ayetleri neshettiği şeklinde yorumlanmıştır.

Nesih, bazı âlimlerce varlığı kabul edilen bir kavram iken, bazıları tarafından ise reddedilmekteydi. Mesela, Mu’tezile taraftarları arasında, neshi kabul edenler olduğu gibi kabul etmeyenler de vardı. Kabul edenler, Kur’an’ın neshe uğraması nedeniyle ebedi olamayacağı fikrini öne sürdüler. Reddedenler ise, bu fikre karşı çıkarak Kur’an’ın hiçbir ayetinin neshedilemeyeceğini kabul etmişlerdir. Bu karmaşanın sebebi ise, gelişim sürecinde ortaya çıkan farklı anlamlardır. Bazı sahabeler ve ilk dönem imamları, neshi aşağıdaki anlamlarda kullanmışlardır:

1) İstisna
2) Tahsis (anlamın daraltılması)
3) Bir ayetin kendinden önceki ayeti beyan etmesi.7

Burada kastedilen, ilk dönem için “bir ayetle ondan sonra gelen ayetin karşılaştırılması sırasında ortaya çıkabilecek yanlış anlamayı ortadan kaldırmak ve izah etmek” şeklindedir. Fakat sonraki dönemlerde bu anlayışın yanına “sonradan gelen ayetin öncekini ortadan kaldırdığı ve ya hükümsüz hâle getirdiği” anlayışı da eklenmiştir.

Fakat bu nesih teorisi Peygamber’e kadar ulaşmamıştır. Çünkü Kur’an’da herhangi bir ayetin kaldırıldığına dair bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki, böyle bir şey olsaydı bu muhakkak Peygamber tarafından insanlara bildirilmiş olurdu. Zaten, ayetlerin neshi konusunda sahabe arasında ihtilaf olduğu da haber verilmiştir.8

Neshe kanıt olarak gösterilen ayetlerin incelenmesi

Yukarıda, neshe kanıt olarak gösterilen ayetleri açıklamıştık. Şimdi bunları tek tek inceleyelim:

a) Biz bir ayeti siler ve ya unutturursak ondan daha iyisini ya da benzerini getiririz:9

Bu ayetin yer aldığı Bakara suresinde, İsrailoğulları’na gönderilen hukukun kaldırılmasıyla ilgili bölümler10 vardır ki, bu ayet bu bölümde yer almaktadır. Dolayısıyla, buradaki ayetin konusu da, çeşitli sebepler nedeniyle bir kısmı kaybolan Yahudi şeriatidir.

b) Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini bilirken “Sen (Allah’a) iftira ediyorsun” (bu sözleri kendin uydurup Allah’a atıyorsun) derler:11

Burada da, nesih teorisini savunanlar, ayetin bağlamına bakmaksızın kendi yorumlarını kabul etmişlerdir. Bu ayetin bağlamı incelendiği zaman; ayetin, Yahudi kabilelerinin tehditleri ve İslâm’a henüz yeni girmiş Müslümanların kendi içlerinden çıkan bir ümminin vahyinin, Yahudi peygamberlerin zamanındaki şerefli vahyin yerini alıp alamayacağı konusunda büyük kuşkulara sahip olmaları sorununun söz konusu olduğu Medine’nin ilk günlerini tasvir ettiği görülecektir.12

c) Allah dilediğini siler (dilediğini) bırakır. Ana kitap onun yanındadır:13

Bu ayet de ele alındığı zaman, değerlendirmenin bağlamı dışında yapıldığı görülecektir.

Nesih olduğu iddia edilen bazı hadisler

Nesih teorisini kabul edenlere göre, hükümlerin bu yolla kaldırılması sadece nübüvvet döneminde görülen bir uygulamadır, sonrasında böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Bu uygulamanın amacı ise ihtiyaca göre mükelleflerden (Müslümanlardan) zorluğu ve meşakkati kaldırmak ve hükümlerin kademeli olarak vazedilişi geleneğine uymak olarak belirlenmiştir.

Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: İbn Ömer’in “oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması gerekir” ayetinin “içinizden kim o aya yetişirse (ayı görürse) oruç tutsun” ayeti tarafından neshedildiğini söylediği rivayet edilir. Fakat İbn Abbas, bu ikinci ayetin yaşlı ve güç yetiremeyen kişiler için geçerli olduğunu kabul eder.

Bunun gibi sahabenin ihtilafa düştüğü örnekleri çoğaltmak mümkündür.14 Mesela, İslam peygamberi Muhammed’in kabir ziyaretlerini ve kurban etlerinin saklanmasını önce yasaklayıp ardından izin vermesi de bir diğer örnek olarak sayılabilir. Kabir ziyaretlerinin yasaklanması, kabilecilik anlayışında görülen kabirlere gidip ölüleri sayma geleneğinin ortadan kaldırılması amacına yönelik iken, kurban etlerinin saklanması yasağı ise Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanların aç kalmaması, etlerin ikrama vesile olması amacına yöneliktir.

Nitekim, bahsedilen sorunlar ortadan kalkınca bu yasaklar da kalkmıştır.

Lafzı mensûh, hükmü bâki olduğu söylenen ayetler

Neshedilen bazı Kur’an ayetlerinin önceki versiyonlarının da var olduğu söylenir. Fakat bunlar incelendiği zaman tarihi açıdan zayıf oldukları görülecektir.15 Örneğin zina eden kadın ile erkeğin recm edileceği ile ilgili bir ayet sonradan kaldırılmıştır. Bu konuda, ikinci halife Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir: “Eğer insanların ‘Ömer Allah’ın kitabına ilave yaptı’ demeleri olmasaydı, ben onu Kur’an’a yazardım… Çünkü biz onu okuduk”.16

Kur’an’ın sünnet tarafından neshi

Bu konuyla alakalı bir diğer soru da Kur’an’ın Sünnet tarafından ve ya Sünnet’in Kur’an tarafından neshinin mümkün olup olmadığıdır. Bu konuda farklı görüşler bildirilmiştir. En çok bilinenlerinden birisi ise “Sünnet, Kur’an üzerinde belirleyici iken Kur’an, Sünnet üzerinde belirleyici değildir” şeklindedir.

Şafii, er-Risale adlı eserinde nesih konusu üzerinde çok durmuştur. O, Kur’an’ın Kur’an’la, Sünnet’in de Sünnetle neshini savunur, çapraz nesih meselesine ise karşı çıkar. Kur’an’ın sünneti neden neshedemeyeceği konusunda ise şöyle düşünmektedir:

Sünnet, Kur’an tarafından neshedilirse, Peygamber’den sadır olan ve Kur’an’a mutabık olmayan bütün emirler Kur’an tarafından neshedilmiş sayılacaktır. Bu olsa bile, bu durumun Peygamber tarafından insanlara bildirilmesi gerekir. Bu da zaten sünnetin sünneti neshi olacaktır.

Sünnet’in Kur’an’ı neshedip edemeyeceği konusunda ise, Şafii buna da olumsuz bakmaktadır. Ona göre sünnet, Kur’an ayetlerinin hangisinin nâsih, hangisinin mensûh olduğunu bulup çıkarma görevini yüklenmiştir. Sünnet, açık hükümler konusunda Kur’an’a tâbi iken, kapalı hükümler konusunda ise bunları yorumlayıcı, izah edici bir yükümlülüğe sahiptir.

Sonuç

Nesih teorisi, Kur’an’ın ebedi geçerliliği ile çelişmektedir. Bu geçerlilik karinesi nedeniyle, bütün kurallarının Müslüman ümmeti için daima etkin kalması gerekir.

Kur’an, 23 yıl indirildi. Pek çok vahiy, özel durumlar üzerine indi. Bu nedenle, değişen durumlara karşı sonradan gelen bir vahyin, önceden gelmiş olan bir vahiyden değişik olması kaçınılmazdır. Sonraki vahyin öncekini değiştirmesi, genişletmesi ve ya düzeltmesi nesih olarak yorumlanamaz. Her vahiy değerlendirilirken, tarihi bağlamı da göz önüne alınmalıdır. Nitekim neshe örnek olarak verilen ayetler, hadisler ve Peygamber döneminde yaşanan olayların her biri bu bağlamda incelendiğinde mantıklı sonuçlara ulaşılmaktadır.

Bu konuda şöyle bir örnek verelim: Muhammed’in Mekke’de bulunduğu zamanlarda gelen vahiylerde, Müslümanların kâfirlerin saldırılarına karşı sabırlı olmaları, tahammül etmeleri istenmekteydi. Medine’de bulunduğu zaman gelen vahiylerde ise, onlara karşı cihat etmeleri ve onları öldürmelerini isteyen ayetler bulunmaktaydı. Bunu değerlendirdiğimiz zaman, acaba hangisi uygulanacaktır?

İslâm’ın ilk doğduğu ve büyümeye başladığı, Peygamber’in de henüz hicret etmediği Mekke zamanlarında, Müslümanlar zor durumdaydılar ve Mekkelilere karşı dezavantaj sahibiydiler. Mekkelilere karşı savaşmaları hâlinde, bu savaşı kaybetmeleri ve Peygamber de dâhil Müslümanların öldürülmesi olasılığı yüksekti. Böylece, İslâm da büyüyemeden sona ermiş olabilecekti. Bu gelen vahiylerle, Müslümanlara sabırlı olmaları öğütlendi. Böylece Müslümanlar, güçlenmek için yeterli zamanı da bulabileceklerdi. Medine’ye hicret gerçekleştikten sonra, Müslümanlar kâfirlerle savaşacak seviyeye geldiler ve böylece savaşmak için çağrıda bulunan ayetler geldi. Bu nedenle de şunu söyleyebiliriz ki, değişik şartlarda inen Kur’an ayetleri onların kendi şartları ve bağlamı içerisinde uygulanmalı ve yorumlanmalıdır.

Dipnotlar
  • 1 http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html
  • 2 HASAN, s. 87
  • 3 http://www.ihvanlar.net/2013/01/28/nesih-mensuh-delilleri/
  • 4 Bakara, 106
  • 5 Nahl, 101
  • 6 Ra’d, 39
  • 7 HASAN, s. 93
  • 8 HASAN, s.95
  • 9 Bakara, 106
  • 10 http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html
  • 11 Nahl, 101
  • 12 HASAN, s. 101
  • 13 Ra’d, 39
  • 14 Örnekler TÜRCAN, s. 51’den alınmıştır.
  • 15 HASAN, s. 101
  • 16 http://www.ihvanlar.net/2013/01/28/nesih-mensuh-delilleri/
Kaynakça
  • HASAN, Ahmet (1999), İlk Dönem İslam Hukuk Biliminin Gelişimi (Çeviri: Haluk Songur), İstanbul: Rağbet Yayınları
  • TÜRCAN, Talip (ed.) (2013), İslâm Hukuku, Ankara, Grafiker Yayınları
Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
11
İstanbul'da mukim bir avukatım. Mesleğimle ilgili olan/olmayan, ilgi duyduğum birçok konuyla ilgili bildiklerimi, öğrendiklerimi ve içimde biriktirdiğim şeyleri paylaşmak ve bir nebze olsun rahatlamak, özgürleşmek için buradayım. Her türlü soru, görüş ve eleştiri için aşağıda bulunan yorum kanalıyla ve ya e-posta ile ulaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin