paul auster - sunset park - paul auster sunset park - sunset park kimin - sunset park kim tarafından yazıldı - sunset park kitap eleştirisi - sunset park inceleme - sunset park kitap incelemesi - yazar - kitap - kitaplar
paul auster

” Bir kadının bedeninden dünyaya gelirsin, doğduktan sonra sağ kalmayı başarırsan, yaşamını sürdürebilmen için annenin seni besleyip bakması gerekir ve doğduğun andan öldüğün ana kadar başından geçen her şey, içinde kabaran her duygu, her öfke patlaması, her ihtiras dalgası, her gözyaşı, her kahkaha, ömrün boyunca hissedeceğin her şey, ister mağara adamı ol, ister astronot, ister Gobi Çölünde, ister Kuzey Kutbu’nda yaşa, senden önce yaşamış herkesin hissettiği şeylerdir. “

Aslında bu kitabı okuyasım yoktu. Hatta o kadar okuyasım yoktu ki, üyeleri olmaktan mutluluk duyduğum, güzel şehrim Edirne’nin tek kitap okuma grubu olan Edirne Kitap Okur Grubunun Ağustos ayı kitabı olarak seçmesine bile aldırmadan, yoğun programımı (sanki atom parçalıyorum) bahane ederek okumayacağımı ilan ettim. Lakin bunun üzerine grup üyelerinden gelen “yoğun program senin için nedir ki, sen bu kitabı hap niyetine yutarsın” şeklindeki gazlamalarına kandım, aldım okudum. Kitabı bitirir bitirmez, sinirim geçmeden bir an evvel yazayım diye, sabahın altısında, kolumda uyumaya çalışan Aral, elimde kalem, Paul Auster’in yazdığı Sunset Park’ı haddim olmayarak eleştiriyorum.

Aşağıda sebebine değinecek olmakla birlikte birisi benden bu kitabı nasıl bulduğumu tek kelime ile açıklamamı istese düşünmeden “sıkıcı” derim. Hiç bana, karakter tahlili, yazarın imgelemlere sofistike yaklaşımdaki başarısı, hayatın hiçliğine gönderme yapması falan diye ne olduklarını anlamakta zorlanacağım tanımlamalarla gelmeyin, kalbinizi kırarım.

Gerçekten de pek çok yerde (alıntıda da anlayabileceğiniz gibi) sanki kitabı sırf bir satır daha fazla uzatabilmek kaygısıyla kurulmuş gibi duran uzun, upuzun cümleler, paragraflar dolusu gereksiz detay ve her karakterin “bize ne bundan” dedirten cinsel hayatlarına ait derin bilgiler ile son zamanlarda okuduğum en sıkıcı kitaplardan biri oldu. Bu arada arka kapakta Paul Auster’in yaşayan en ünlü Amerikalı yazarlardan biri olduğundan bahsedilmiş, saygı duyarım. Geçmişteki tecrübelerime dayanarak kimseye kötü yazar, hiçbir kitaba kötü kitap dememeyi öğrendim. Ama bu kitabın bana hitap etmediğine hiç kuşkum yok.

Kitabın birkaç kelime ya da birkaç cümle ile açıklanabilecek bir konusu yok. Zira görebildiğim kadarıyla ortada bir konu ya da kurgu ya da konu yok. Baştan sona esas oğlan Miles Heller ve bir şekilde onun hayatına giren insanların karakter tahlilleri incelenmiş.

Lise yıllarında başında geçen vahim olayı aklından bir türlü çıkaramayan Miles Heller, sonunda çareyi her şeyi geride bırakarak kaçmakta bulur. Ancak yedi yılın ardından tekrar başının derde girme ihtimali ortaya çıkınca geri dönmeye karar verir. Fakat ilk anda babası ve üvey annesi ile yüzleşmeye cesareti olmadığından New York Sunset Park’da sahipleri tarafından terkedilmiş, daha doğrusu icra sonucu belediyenin eline geçmiş ve kimsenin oturmadığı boş bir eve çöreklenen arkadaşlarının yanına yerleşir. İşte kitap bu tema üzerine, başta Miles Heler olmak üzere, babası, babasının bir arkadaşı, biyolojik annesi ve birlikte yaşadığı diğer arkadaşlarını ayrı başlıklar altında hayat hikâyelerini, acılarını, saplantılarını ve yaşamdan beklediklerini irdelemek üzere kurulu. Karakterleri incelemek demişken, kitapta ismi sık sık geçmesine rağmen Miles’in kız arkadaşı Pilar ve üvey annesi Willa Heller’in ayrı başlıklarda incelenmemiş olması da gerçekten garip.

Hayat öyküleri anlatılmasına anlatılıyor ama hiçbirinin öyküsü belirli bir sona bağlanmıyor. Belki Ellen’in ki hariç. Havada asılı bırakılmış (belki de yazarın takdiri okuyucuya bıraktığı) onlarca nokta var. Ayrıca arka kapakta, aynı evde yaşayanlar için her ne kadar “günlük yaşamın çetin koşullarında bulunan geçici çözümlerin bir araya getirdiği kişilerin dayanışması” yazsa da ben ortada bir dayanışma göremedim. Ha yalan yok, bir dayanma, yaslanma çabası var ama arka kapakta ima edildiği şekilde değil.

Cümleler sanki gereğinden fazla uzun değilmiş gibi, bir de her bölümde karakterin taktığı ya da ilgili olduğu bir konu sayfalarca uzatılmış. Miles’in bacanak adayı ile yaptığı beysbol muhabbeti, Alice’nin doktora tezi için seyrettiği filmin derin, çok derin bir analizi (o kadar derin ki tez savunmasını bize yaptı resmen), Renzo’nun aynı filmin oyuncularından Cochran’ın kariyeri, Pilar’ın New York’a gelişinde Miles’in hissettikleri -ki bence en sıkıcı olan bu kısımdı, Sunset Park’ın yakınlarındaki, adı şu an aklıma gelmeyen mezarlıkta yatanların isim listesi ve mezarlık hakkındaki diğer istatistiki bilgiler kitabı fırlatıp atma hissi uyandıran kısımlar olarak notlarım arasında yerini aldı.

Tüm olumsuzluklarına rağmen çevirmen Seçkin Selvi’nin çok ama çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Zira bu kadar uzun cümleleri, düzgün ve anlaşılır kelimelerle Türkçe’ye çevirmenin gerçekten büyük yetenek istediğini düşünüyorum. Hazır bu kadar güzel bir iş yapmışken, keşke kitabın finalini de o yazsaymış.

Bu tip kitapları sevenler belki keyif alabilirler ama benim gibi kurgu kitap hayranları için pek iyi bir seçim değil. İyi okumalar..

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
61

1 YORUM

  1. Çok güzel bir analiz olmuş. Fikirlerinizi samimi bir şekilde ortaya koymanız da çok içtendi. Tebrikler👏🏻👏🏻Diğer yazılarınızı da takip edeceğim 🙂

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin