Kalbimin sesiyle, inancın madeninden selamlıyorum… Kaleme ve kâğıda öyleyse klavyeye de selam olsun. İnanmak her zaman başucu kitabım oldu. En sıkıntılı zamanlarımın sığınağı … Gerçekçi olmakla övünsem de çoğu zaman, aslında hiçbir zaman, doğrudan aklın hizmetinde olmadım. Yani ki ikna edilebilirliğin, kollarını kavuşturmuş, o çok bilmiş huzuru beni hiçbir zaman tam olarak ikna edemedi.

Bir oda dolusu kitabı suya atan Mevlana’nın iç huzurunu hep çok önemsedim. suların üzerinden bir derviş edasıyla yürümüş olmayı hayal bile edemesem de… Aklın değil kalbin keşfinin insanı büyüttüğünü hem fark ettim hem de büyüyemedim nedense.. Çünkü ordinaryüs olmak için en az beş yıl profesör olarak ders vermiş olmak yetse de; bir gerçeği kalp ile görmenin ne tecrübeyle ne ibadetle ilgisi yok ne yazık ki. Hele de okumayla hiç…

Batının netliği karşısında; duyguyu, kalbi, inancı önemseyen ve beyin yerine koyan doğu toplumlarının bu yüzden kafası hep çok karışık… Elde ettiği veriyi bilimsel testlere tabi tutamayacağı için, ölçemeyeceği bu bilginin kutsal olması, şimdilerde onun çok işine yaramıyor. Ve batının sert, kesin söylemleri karşısında, sessiz ve iddiasız kalıyor. Bu kompleksten yola çıkan bazı âlimlerse, bilgiyi, teslimiyetin şart olduğu bazı konularda bile iddiaya sürükleyince ortalık tam bir cenk yerine dönüyor.

Oysa kalbi bilginin tescile, deneye ve de asla sorgulanmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü o biriciktir. Her insanın kendi kalbine göre şekillenir. İnanmanın özünü oluşturan kalbi bilgiyi ikna için kullanmaya kalkınca abes toplum müsabakaları çıkıyor karşımıza.

Kalbi bilgi his yoluyla elde edilir. Nimettendir. Şükür gerektirir. Çoğu zaman fark edemesek, bozuk para gibi günlük hayatın bozuk jargonlarının içinde arkadaş muhabbetlerinin iddialı parfüm kokan vurgulu iknalarıyla harcayıversek de çok özeldir. Hissedildiği yerde kullanılmalıdır. Ne hissettiğimizi anlayamadığımız için bazen tanımsız gibi gelse de bize, asıl kafa karışıklığı akli bilgiler için söz konusudur. Kalbi bilgiler nettir ve tek bir şey söyler… Ama tıpkı telgrafı okuyabilmek için mors alfabesinin bilinmesi gibi onun da dilini bilmek gerekir.

Benim gibi hayatının bir döneminde kalbin kenarından geçen; kimilerinin ilham dediği nameleri –bana göre vehim perilerini- duyanlar için kalbin sesi ayrı bir önem taşır. İlham kimilerine göre melekler vasıtasıyla gelir, kimilerine göre kendiliğinden… Sonuçta kalbin sesine komşuluk eder… “Şair sözü elbette yalan var” denilse, içine hikâyecilik girse de komşu hürmetine, hürmet gerektirir.

İtiraf etmek gerekirse bende on iki yıldır kalemi elime almayarak, bir dönem kalbimle bildiğim o temasın dilini unutuverdim. İnsan bazen bilerek ve isteyerek yapıyor bunu; yaşamanın pratik yollarına ihtiyaç duyduğunuz ‘temizlikti, yemekti, ütüydü’ bilgileri için üstelik… Mermer tezgahların beyazlığı, hoş kokulu çay partilerinin lezzetli tarifleri, her haftanın vazgeçilemez temizlik günleri, o tüllerin bir türlü yakalanamayan ama hep arzulanan beyazlığı uğruna hem de…ama en önemlisi canımdan öte can parçacıklarım üç evladımı büyütürken fısıldardı,  en güzel tınılarını vehim perileri ..bazı ateşler içinde yanan alınlarını öperken, bazı kirpiklerinin bile konuştuğuna inandığım gözlerine bakarken, hele onlar için leziz bir çorba karıştırırken dinlerdim…. Hızlı çamaşır yıkayan, pek sessiz ev süpüren makinelerin reklam müziğine karışırdı söyledikleri,  az sonra verilecek şifalı tariflerin, çocukların boyunu uzatacak terkiplerin gerekliliğine yenik düşerdi.

En can alıcısı, kara gözlü oğlumun, bitmek bilmeyen maceralarını dinlerken cılızlaştı vehim perilerinin sesleri… Küçük bir ‘Güliver’ di Yılmaz… Kah devlerin arasına düşer; küçücük kalır, kah cücelerin arasında, o koca gövdesini nereye sığdıracağının telaşına düşer; hasılı hep yalnız kalır, haksızlığa uğrar ama arkadaşlarıyla bir türlü anlaşamaz küçücük yüreğinin kocaman patırtılarını canlandıra canlandıra anlatırdı. “Aman boş ver sen onları gel biraz kitap okuyalım”lar daha korkunç sonuçlar verir ; “neler hissetmiş, neden böyle olmuşmuş, şimdi o hep böcek olarak mı kalacakmış, annesi Gregor Samsa’ya neden sarılı vermemiş….” Sorularına nice filozoflar bir araya gelse cevap veremez…

Benim vehimci iyice fısıltıya dönüşen sesiyle yardım diledi mi bilmiyorum ama en son Güliver’in bana ne çok benzediğini dinledim ondan…

Bu yüzden teşekkür etmek istiyorum. Sevgili yeğenim Büşra ve Xyazar.com ekibi, iyi ki bana inandınız, iyi ki kalbiniz kadar güzel –elektronik ortam da olsa-bu sayfayı bana ayırdınız ve iyi ki ben on iki yıldır iyice sesi kaybolmuş vehim perilerinin ayarlarını açıp, onlara kulak verdim. Yani ki bu sözler bir kalbin pas tutmuş nameleridir. Biraz rutubet kokması normaldir.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
2641

6 YORUMLAR

  1. Ah bu evlatlarımız olmasa bu hayat çekilmezmis… Yüreğinize ve parmaklarınıza sağlık sevgili Hale hanim ve güzel anne… Nice iç seslerinize diyelim??

  2. halecigim çok güzel bir yazı olmuş bu kadarını gerçekten beklemiyordum o yüzden okumayı ertelemiştim ama çok pişman oldum okuyunca eline ve yüreğine sağlık arkadaşım….

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin