şaşırma sanatı
şaşırma sanatı

Normalleştik! Artık hiçbir şey bizim için garip değil. İnsanoğlunun her şeye bu kadar çabuk adapte olması hayli ilginç. Sanırım şaşırmak, artık bir sanat adı olmaktan ibaret olacak. Adım adım değerlerin değersizleştiği, geleneklerin görmezden gelindiği, bunların artık çok çağ dışı kabul edildiği bir asra doğru evriliyoruz; bu evrilmenin olumsuzluk derecesini anlatmaya kelime bulamıyorum. Teknolojinin yararları ve zararları sorunsalı işte tam bu noktada başkahramanlığı üstleniyor. Elbette ki burada uzun uzun bu konuyu tartışmayı, haklılık/haksızlık payı üzerinde durmayacağım, konumuz gereği yer yer değinmek elzem olacaktır.

Bu sorunsalın konumuzla ilgili noktası şu; toplumdaki bireyler artık ellerindeki teknolojik aletler doğrultusunda varlık gösterebiliyorlar veyahutta var olmanın ancak bu şekilde gerçekleşebileceğine inanıyorlar. Var olma meselesi çağımızda artık attığın Instagram snapleri, aldığın beğeniler vs. ile kısıtlandı. En büyük var olma emaresi bu kabul edildi.

Bu bir kanun olsaydı bir kanuna ancak bu kadar riayet edilirdi. Konuyu daha fazla dağıtmadan en temel konumuza dönecek olursak manevi olandan maddi olana doğru bir çözülme asrı içindeyiz. Tabir-i caizse kemalden zevale geçiş de diyebiliriz. Genetik kodlara dönüş var kimilerimizde, asla kabullenemiyor şehir hayatını… Nefes alamıyor dar sokaklar ve bina yığınları arasında. Çareyi bir ormanda veya bir dağ köyünde on günlük kamp yapmakta buluyor. Çok garip bir toplumuz argümanıma geri sarıyorum.

Şöyle bir analiz yaptığımızda köydeki insanların köy hayatından sıkılıp şehirlere akın ettiğini, şehirdeki hayatı bir süre yaşadıktan sonra koşar adım ayrıldığı köye geri dönüş yaptığını, en azından tatillerini bu yönde değerlendirdiğini görüyoruz. Şehirden uzaklaşmak isteyen adam artık doymuştur birçok şeye. En büyük yanılgımız her şeyin bir doyum noktası olduğunu bilmemizden geliyor. Velhasıl-ı kelam, şaşırma duygumuzu böylesine hızla akıp giden materyalist bir hayat ortasında kaybediyoruz. Her şey artık o olağan ki her birimiz için… Sözün özü şaşırmıyoruz yahutta yanlış yerde yanlış şeye şaşırıyoruz.

Asrımız için çok ütopik kalacağını bilsem de gönül ister ki insanlar baharda rengarenk açan çiçeklere, minicik bir ele sahip olan bir bebeğe, çeşit çeşit olan kuşlara sahip oldukları çeşit çeşit ötüşlere, kirazın masaya gelmeden önceki haline, elle içilen su ile pet şişelerde içilen suyun verdiği lezzet farklılığına, bir kafede oturmak ile bir ağacın gölgesine sığınmak arasındaki güvene, dostluğa samimiyet katan bir bardak çayın gizemine, yağmur sonrası kokan toprak kokusuna, iftar zamanı hiç tanımadığın belki de normal şartlar altında asla bir araya gelemeyeceği binlerce insanla aynı yeri aynı masayı paylaşmaya aynı anda yemeğe başlamaya ve bunun verdiği huzura, bir sürü farklı türden ağaçların oluşuna, cuma günleri camii önlerinde biriken topluluğa, seher vakti ile ikindi üstü gökyüzünün aynı renkte kıyafet giydiğine, kum ve denizin yıllanmış aşkına, taze nane kokusuna, rüzgargülünün ahenkli dansına ve sevdiğini görünce eli ayağına dolaşan aşıkların tatlı telaşına şöyle bir durup baksın.

Ama şairin de dediği gibi ”Ah! Kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.”

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
1

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin