satranç müsabakası
satranç müsabakası

Güneş, gökyüzünü yavaşça terk ediyordu. Kumsala oturdu. Uzanıp Kutup Yıldızı’nı arıyorken uyuyakaldı.

“Kimsin sen?”  dedi birinci adam.

Hiç” dedi boğuk çıkan sesiyle,

“Bir adın sanın yok mu yani?”

“Bilmiyorum, çok eskiden vardı. Hatırlamıyorum.” diyerek devam etti ikinci adam.

Ne hissediyorsun peki şu an?

“Hiç” dedi hissiz bir şekilde.

Yara almıştı. Hırpalanmıştı. Belki de planları bozulmuştu. Bir sorun vardı. Belli etmemeye çalışıyordu çoğumuz gibi. Yirmi üç dakika kimseden ses çıkmadı. Gökyüzü gecenin asaletiyle süslenmeye başlamıştı çoktan. İnsanın ölümünden önceki son bir dakika gibi, sessizlik hakimdi etrafta. Sonunda mat olacağı belli olan bir satranç müsabakasında kendi benliğini arıyorken, bir taraftan oyunu değiştirmeye çalışan aciz bir kuş çırpınmasıydı bu.

Kısır geçen sohbete üçüncü adam dahil oldu. Beklemeden söze girdi.

“Geçmişten geleceğe, gelen ve gelecek tüm insanların aradığı soruların cevaplarını bulmaya çalışıyorum.” dedi birden.

“Bulabilecek misin?” dedi birinci adam.

“İnsan bir doğrultuda araçları kullanarak amacına ulaşmak için yaşar. Bulamazsam da bu uğurda ölürüm.” dedi.

“Belki de adını kimse hatırlamayacak ama…” dedi.

“İsmim kimsesizler mezarlığında unutulan bir mezar gibi olacak belki ama bir o kadar gökyüzünde sürekli olan bir bulut gibi kazılı olacaktır.” diyerek bitirdi üçüncü adam.

Vazgeçmeyecekti. Hani dayak bile etkili değildir ya hedefine kilitlenmiş hayallere. Madem satrançtan kurduk teşbih sanatını, öyle devam etmeli o halde. Tek bir amacı vardı üçüncü adamın. Şah mat etmek ama nasıl? Bunca piyonun olduğu oyunda herkesi geçip şahı nasıl devirebilirdi? Altmış dört kareye sıkıştırdı kendini. Bir beyaz kareye, bir siyah kareye… Bitmek bilmeyen serüveninde yara alıyordu ama ölmüyordu.

“Sen nerden bileceksin ki, daha önce hiçbir başarısı olmayan zavallı birisin biliyor musun?” diyerek dördüncü adam kibirle sohbete karıştı.

“Neden böyle söylüyorsun? Beni tam olarak tanımıyorsun bile.” dedi üçüncü adam.

“Seni senden daha iyi tanıyorum. Kendi kendini yenemezsin ahmak.”

“İyi öyleyse söyle bakalım ben kimim?”

“Sen bir satranç müsabakasında kendini yenmeye çalışan zavallı birisin.”

“Hayır! Hiçbir şey bilmiyorsun. Ayrıca emin ol iki kez kendimi yendim.”

“Bu imkansız. Eğer söylediklerinde doğru isen ispatla o halde.”

Tamam sen kaşındın. Çok sert geçen bir kış günü sokakta bir aracın bir köpeği ezdiğini gördüm. Ruhum, duygularım ikiye bölündü. Bir tarafım evde sıcak sobanın başında oyuncaklarımla oynamamı söylüyor. Diğer tarafım aşağıya inip avazım çıkana kadar bağırmak istiyordu. Çok çetin bir mücadeleydi. Kaybedeceğimi düşündüm. Bir tarafım atı  c6’ya getirdi. Diğer tarafım köşeye sıkışmıştı. Cevap veremezsem kendime yenilecektim. Gözlerimi kapattım. Köpeğin hayali gözümün önünden gitmiyordu. Ve elimle çenemi sıvazladım. Eveet! Bitmişti bu iş. Annem mutfağa gider gitmez koşarak dış kapıdan çıktım. Veziri c3’e getirdim. Köpeğin yanına gittim. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Şah mat! O gün o köpek için ağladığımda yanıma biri geldi. “Genç adam! İçindekini her daim koru” dedi.

“Basit kazanmışsın.” dedi dördüncü adam yenilgiyi kendine yedirmeyerek. Kibirle süslediği sözlerle kindar bakışlarını dikmişti üçüncü adama.

Hatırlıyorum.” diyerek devam etti üçüncü adam. “Arkadaşlarımla buluşmuştum sohbet ettikten sonra eve geri dönüyordum. Dönüş yolunda lambaları patlamış sokakta bir kadın çığlığı duydum. Ne olduğunu anlayamamıştım. Ruhum ikiye bölündü. Bir tarafım bir şey olmadığını iddia ederek fili f4’e getirdi. Çığlıklar devam ediyordu. Kendi kız kardeşim geldi gözümün önüne. Sesin olduğu yere belirli mesafede yaklaştım. Biri bir kadına tecavüz etmeye çalışıyordu. Yerden sert ve büyükçe bir taş aldım. Diğer tarafım atı g7’e getirdi. Hızlı adımlarla arkadan yaklaşıp tecavüz etmeye çalışanın kafasına vurarak öldürdüm. Şah mat!”

“Sen basit bir zavallısın, kendini düşünmemişsin, kendini tehlikeye atmışsın.” dedi kibirle dördüncü adam, yüzünde haksız bir zafer sırıtmasıyla.

“Asıl sen benden daha zavallısın. Sen de sadece kendini düşünen narsist bir ahmaksın.” dedi üçüncü adam.

Hava soğumuştu. Titreyerek uykudan uyandı. Üşümüştü. Kendi kendine “biraz üşüdüm” dedi ve devam etti. “Hala üşüyorum.” Ayağa kalktı. Bir suç işlemiş çocuk gibi kendine açıklama yapma gereği durdu. “Ayakta daha az üşüyorum” dedi. Gecenin en kör noktasına doğru yürümek istedi. “Yürümeliyim” dedi. Yerde kırık bir ayna buldu. Eğilip aldı. Aynaya bakıp: “Kimim ben?” dedi.

Ve diğer insanlar gibi, sanırım bu sorunun cevabını bulmadan ölmek istemiyordu. Ve sanırım kendiyle olan savaşı ölene kadar devam edecekti.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
49

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin