serbest piyasa
serbest piyasa

Geçtiğimiz günlerde haber sitelerine düşen habere göre Ticaret Bakanlığı 3.974 firmanın 69.200 kadar ürününü denetleyerek fiyat artışına dair yaptığı inceleme sonucu 114 firmadan fahiş fiyat artışına ilişkin savunma istemiş. İlgili haber metninde bakanlığın açıklaması da yer almakta, dileyen okuyabilir.

Başta tüketiciyi koruduğunu düşüneceğimiz bu uygulamanın bize getirdikleri kadar bizden götürdükleri de var. Esasen getirdikleri dememin sebebi öyle görünmesi, öyle inanıyorum ki yazının sonunda aslında bir şey getirmediğini fakat ekonomik ve siyasal olarak pek çok şey götürmeye elverişli bir zihniyetin ürünü olduğu anlaşılacaktır.

Akla gelecek olan ilk soru bir zammın fahiş olup olmadığını devletin nereden anlayacağıdır. Biliyoruz ki devlet ekonomiden anlamaz, zira ona böyle bir görev yüklenmemiştir. Anlamadığı gibi pek çok defa başta bürokrasisi olmak üzere sahip olduğu araçlarla ekonomiye zarar verir. Bir işletme sahibi, pekala tecrübesi doğrultusunda satacağı ürün yahut hizmet için en doğru fiyatı verecektir, o bu dengeyi sağlarken iki noktaya dikkat eder. Birincisi elinde mal kalmamalıdır yani satışı gerçekleştirmelidir, ikincisi gelirleri giderlerinden çok olmalıdır. Aslında ürününe fiyatı veren satıcı değil, alıcıdır. İkisi arasındaki irade uyuşması, yani serbest piyasadır. İşte piyasaya yapılacak olan müdahale zincirleme olarak ilişkinin diğer tarafına ve dolaylı olarak pek çok sektöre zarar verecektir.

Devletin bir fiyat artışının gerekli olup olmadığını tespit yeteneğinden önce devlete böyle bir yetki verilip verilmemesi konuşulmalıdır. Özellikle Türkiye gibi her fırsatta serbest piyasaya saygılı olunduğunun dile getirildiği bir ülkede devlet kendisinde bu yetkiyi görmemeli, daha da önemlisi vatandaş bu yetkiyi vermemeli. Kendisi için olumlu gibi görünen bu fiyat kontrolü uzun vadede her iki taraf için de pahalıya mal olacaktır. Zira artan faturalar, vergi yükü, hizmet ücreti, maliyet hesaplarından sonra giderleri gelirlerinden yüksek olan firmalar günün sonunda zarar etmeye ve batmaya mahkumdur. Mahalledeki fırının, marketini, manavın tek tek kapandığı ve yenilerinin açılmadığı bir senaryoda açıkçası ortada korunan bir müşteri de kalmayacaktır.

Türkiye ekonomik olarak zor günlerden geçiyor ve bunun için çözüm yolları arayışında olmak elbette güzel. Ancak mahalle esnafından tutun, zincir marketlere kadar işletmeleri günah keçisi ilan etmek çözüm değil. Örneğin dolar kurunun 7 seviyelerini geçtiği dönemde zam yapan ve bugün 5.30 seviyelerinde yapılan zamları geri çekmeyenleri suçlamak akla yatkın değil.

Dolarla alınan pek çok ürünün maliyeti, faturalara yansıyan zamlar, artan kira giderleri, paranın değer kaybetmesi, faiz oranlarının ve enflasyonun yüksek seviyelerde olması, geleceğe dair duyulan güvensizlikle birlikte düşünüldüğünde böyle bir dönemde satıcıyı indirim yapmaya zorlamak doğru olmayacaktır, eğer indirim yaparsa bu onun kendi kararıdır ancak her iki türlü de kararından dolayı yaptırıma tabi tutulmamalıdır.

Açıkçası burada yapılan izahlar dahi yersiz. Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Nasıl ki bir ürünün veya hizmetin fiyatı piyasa koşullarında kendiliğinden, doğal yollarlar belirleniyor ve devlet buna müdahale edemiyorsa yapılacak olan zamların veya indirimlerin oranı ve miktarı da devlet tarafından değil, bizzat piyasanın görünmez eli tarafından belirlenecektir. Aksi halde devletin karar verdiği senaryonun sürdürülebilirliği de yoktur ve bu ekonomik özgürlüklere olduğu kadar siyasi özgürlüklere de tehdittir.

Pekala bugün en temel haklarımızdan olan mülkiyet hakkına müdahale yetkisini kendisinde gören devlet yarın diğer haklarımıza da müdahale yetkisine sahip olduğunu düşünebilir. Bu yüzden çok geç olmadan hem devlet, hem de toplum olarak başımıza gelen sıkıntıları piyasaya ya da ticaretin taraflarına yüklemeyi bırakıp bahsi geçen yapısal reformların ne olduğunu sormaya başlamalıyız. Sahi, neydi bu yapısal reformlar?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
424
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin