nazan bekiroğlu
nazan bekiroğlu

“İçimde bir roman dönüp duruyor.” diye girizgâh yapar Nar Ağacı’nda yazar. Nezire yapıp diyorum; içimde konuşmak ve susmakla hallolunmayan bir zihin dolusu kelime dönüp duruyor.

İsmet Özel şairlerin cins-i latiflerinden bahsederken bir şiirinde şöyle der Kadın şairler aşktan bahsetmeye başladıkları zaman mangalın küle mahcubiyeti artar.” Kadınca edebiyat nasıl yapılır? İçimden nasıl yeşertilir demek geldi, kadının doğal etkisi bu; üretmek, değiştirmek, büyütmek, canlandırmak. Veya onun deyimiyle “Ama yine de ondan aklında en fazla kalan renkti, ışıktı, karanlıktı. Belli ki o, saf değil sarmaşıktı. Berrak değil katışıktı, kadındı karmaşıktı.” Peki kadının edebiyatı da tabiatına benzer mi?

Nazan Bekiroğlu kim? Biyografisi beri dursun. Kitaplarında Nazan Bekiroğlu kimdir? Cennetten yeryüzüne düşmüş Havva, hırçınlığıyla meşhur güzel Azam, kuyuyu içinde taşıyan Züleyha, çeyizini dağıtan Mücella? Nazan Bekiroğlu efradını cami, ağyarına mânidir. Kitaplarını okurken acı kahve kokusu, kaynamış ayva yaprağı, henüz biçilmiş ekin kokusu, güzel rüyalara vesile buhurdanlıkların kokusunu duyar insan. İnsan bilip de doğarken unuttuğu renkleri hatırlar sanki onun kelimelerinde. Nesiri nazıma yaklaştıran yazar, belki de Servet-i Fünun döneminden beri ıskalanan bir safhayı diriltmiştir. Basitçe bir şairliğe öykünme olmadığını, kırık vezinlerin kastından anlarsınız; ince hastalığın boğuk öksürüğünü duyarsınız veya cenneteki hüdhüd kuşlarının billurdan seslerini.

O, hikayecidir; namlı bir hikayecidir, namına layık bir hikayecidir. Onun hikayeleri ödüller almadan evvel yani birtakım prestijli yerlere uğramadan evvel, kendi doğalarındayken daha, dünyaları harflerden, işaretlerden ve boşluktan oluşmuşken “o meşhur uçurumlara” uğrar. İsmi farklı nice kahraman şahsi fırtınalarına tutulur. Olaylara gerçekliğin dokusunu katan o ince damar, belki de bu şiirden kurulmuş dünyaya bile belânın mutlak suretle uğramasıdır. İnsan masal gibi hakikatlerle koyun koyuna ve gafil yatandır, bunu satır satır öğreniriz.

Edebiyatın müslüman hanımcası desem, ağır bir laf mı etmiş olurum? Sanki roman değil de tezhip istemektedir yazar. Kıymetini ve inceliğini sıkılmadan tahlil edebilen evlad-ı adem az. Hiç kelimenin bir vebal taşıdığını düşündünüz mü? Ya da başlı başına israf edilmemesi gereken bir kaynak, bir şahit olduğunu? Söz işçisidir Bekiroğlu, dünyalar inşa ettiği malzemeyi tanır ve tanıtır: “Kelime; kelime acıtır. Hacmi ağırlığı, dokusu vardır. Tene değer ve keser. Öldürebilir de.” Gönülden gelen bir sözün insanı üç kış ısıtması tevekkelli değil. Madem öyle o zaman kelimelerin kıymetini artıralım:

Hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren Allah’a hamdolsun.

Serendip kelimesi “Beklenmedik Şeylerin Ülkesi” demektir.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
152
Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğrencisiyim. "Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar. Kalmışsa birkaç ısrar ölümle yarışacak Onların yardımıyla dünyamıza acıdım." Birkaç ısrar hatrına yazmam gerekenler var, bu. Soru, görüş ve önerileriniz için: fatmabayram@xyazar.com

2 YORUMLAR

  1. Bir Nazan Bekiroğlu ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Kelimelerinize sağlık. Müslümanca yazan kadınların çoğalması dileğiyle. Hoşçakalın…

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin