ali ural
ali ural

Birkaç ay önce hasbelkader karşılaştığım bir kitap: Posta Kutusundaki Mızıka… Okuduktan sonra içimdeki çocuk, sevgili dost naralarıyla tüm benliğimi ele geçirmiş, ben de ruhumu kuşatan coşkuyu bastıramayınca en iyi yolun yazmak olduğuna karar vermiştim. Şimdi, inceleme niyetiyle başlayıp sonradan bambaşka bir türe kaymış  bu yazı ile tanışacaksınız.

……..

Hayatta özenle yapacağımız işler için özel bir vakit ayırmak isteriz. Bu özel vakitte sadece bu işe odaklanmak ve uzun uzadıya onuna ilgilenmek… Benim için değerliler kategorisine girmiş bu kitabın incelemesine, geniş bir vakitte başlamak isterdim ama anladım ki o geniş vakit olmayacak, bu yüzden yazıya bir arkadaşımı beklerken başlıyorum. Belki de başladığım yazı bir ev dönüşü bitmiş olur. En müsait zamanın şimdiki zaman olduğuna karar verdiğime göre başlayalım. Anlatacaklarım var. Benim değil aslında onun sana anlatacakları var.

Bu seferki mektup Sevgili Dosttan… O halde kulak verelim.

Sevgili X,

Ben, Sevgili Dostun,

Benim için yazdıklarını balkonumdaki sardunyalara menekşelere okudum. Hepsinin yapraklarında bir kımıltı… Yazılanların kalpten geldiğini hissetmiş olacaklar ki sevgi dolu kımıltılarla cevap verdiler senin nağmelerine. Ben okudum onlar eşlik etti. Ben okudum onlar beğendi. Balkon manzaramın karşısındaki meşe ağacı bile kulak kesildi böyle alışılmışın dışında bir naiflikle karşılaşınca.

Sana oda arkadaşımdan söz etmiş miydim? Geçen seneki değil hayır. Bu senekini bilmezsin büyük ihtimal. Çok tatlı biri. Sıcacık bir kalbi var. Ona da anlattım seni. Beni bilirsin bir şeyi seversem sınırım yoktur. Herkese söylerim. Nitekim yine öyle oldu. Yazdıklarının ruhunu o kadar sevdim ki, odada hatta evde, bir hafta sevgili dostlar ile başlayan pasajlar okundu. Bazen ben okudum. Bazen arkadaşlarım. Şiir tadında cümlelerini okurken sesimizle ona kattığımız tonlamalar bize keyifli zamanlar geçirtti.

Güldürdüğü kadar düşündüren şeylerin de yok değildi. Hayır, senin cümlelerinin ulaşmak istediği hep bir amacı vardı. Okurken hissettim ve seni çok iyi anladım.

Söylemeden geçemeyeceğim. Duvarıma astığım Erdem Beyazıt şiirlerine kapı komşusu oldu samimiyetin. Yadırgamazsın umarım yeni yerini.

Sevgi dolu kalpten sevgi dolu kalbe temas ancak böyle bir mektupla mümkündü. Teşekkür ederim.

Sevgili X,

Hayat bir koşuşturmadır gidiyor ve ben de bu koşuşturmacanın bir oyuncusu oldum kısmen. Çatma kaşlarını hemen, özümü unutmamaya çalışıyorum. Başarabiliyor muyum bilmiyorum ama deniyorum. Ara sıra kapılınca yanlış yönde esen rüzgara, doğruluk sayacımı yokluyor yönümü rüzgara karşı çeviriyorum. Kalbimi, niyetimi sık sık yoklamam lazım biliyorum. Niyet her şeyin başı değil mi zaten!

“Şu günlerde herkes sesini duyurabilmesi için hoparlörün sesini daha fazla açması gerektiğini düşünüyor. Bense sadece senin duyabileceğin bir sesle fısıldıyorum kulağına.”

diyorsun ya, ne güzel demişsin, sen fısıldasan bile sesinin renginden ben seni duyuyorum. Uzak olmak mesele mi ki! Birinin seni anladığını hissediyorsan yanı başındadır o, yalnız değilsindir. Senin de beni anladığını biliyorum. Anlaşmak, anlaşılmak ne güzel şey!

Buradaki hayatımı merak ettiğini biliyorum. Bunu sana mektupta uzun uzadıya anlatıp seni sık boğaz etmek istemem. Sadece şunu öğrendim:“hiçbir şey hayali kadar güzel değil”. Ama iyiki de gerçekleşen hayallerimiz var. Bu beni hayal kurmaktan vazgeçirmeyecek biliyorsun. Ayrıntıları yüz yüze konuşmak üzere rafa kaldırdım 🙂

Sevgili X ,

Sana yazarken daldım ve ineceğim durağı kaçırdım. Yürümem gereken bir on dakika belirdi karşımda. Bu durum canımı sıktı mı,hayır, biraz da olsa yağmurun altında yürümek ne hoş şey! Hazır kimsecikler yokken de arka fon olsun diye favorimizi açalım. Oh Mis! O alışkanlığım hala devam ediyor. Ortalıkta kimse yokken şarkıyı liseli ergenler gibi hoparlöre verip yürüyorum. Garip bakışlarınla okuma bu satırlarımı lütfen. Aşırı keyifli vazgeçemedim bir türlü ne yapayım 🙂

Sevgili X ,

Geçen pazar bir paragrafın üzerinde uzun uzadıya düşündüm.“Cahiller bilmez yarımın tamdan çok olduğunu.” diyordu ya Heiodos. ilkin anlayamadım. Sen açıklayınca kafamla tasdikledim. Sonra başka bir cümleni okudum ve yine soru işaretleri… “Elimiz acaba insanlığın mutluluğuna mı, yoksa sefaletine mi katkıda bulunuyor?” Kötü hissettim. Sahi benim bu dünyaya katkım hangi yöndeydi? İçim darlandı, bir an ayağa kalktım ve dışarı çıktım. Kimsesiz olmayı tercih etmiş bir banka oturdum. Tefekkür ettim. Sonra yanıma bir bayan geldi. Konuşmaya başladık. O bana dertlerini anlattı ben de ona bu şehri neden sevdiğimi, aslında sevginin şehirle değil bizle, insanlarla alakalı olduğunu söyledim. Küçük seyyar dükkandan portakal suyu ısmarladım ona. Gülümsedim, o da gülümsedi. Gülümseyince her şey daha güzeldi.

Sevgili X,

Dünyada olup bitenleri görüyor musun? Duyuyor musun? Bazen hiç açamıyorum haberleri yine bir hüzün dalgasına kapılmamak için. Haberleri, yaşanan acı dolu şeyleri gördüğüm an çaresizlik gözyaşları beni buluyor, dayanamayacak gibi oluyorum. “Mümin dediğin ümitle korku arasında olmalı” dediğini duyar gibiyim. Biliyorum ama bazen öyle oluyor ki umut hakkımın hepsini korkuya devrediyorum. Korku da çok acımasız, hiç bana mısın demiyor. Geldikçe üzerime geliyor. Böyle durumlarda içim sıkılınca feraha ulaşmak için İnşirah okuyorum. Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”.Bu ayeti sen okumuştun bana. Hatırlar mısın? Şaşırtıcı ama çoğu zaman aklıma düşüyor sesin, yaptıkların. Bana fazlasıyla örnek oluyorsun farkında olmadan.

Bu anlattıklarımdan, melankolimden sanma ki tamamen umutsuzum. Bilirsin bir parça melankoli hep ruhumda mevcuttur. Biraz melankoli ihtiyaçtır benim doğama. Ama hayır, insan oldukça umut hep var. İyi insanlar var. Bunu yaşadıkça deneyimliyorum, görüyorum.

Sızlanmanın, çaresizliğe düşüp sadece ahlanmanın anlamsızlığını farkındayım. Bir yerde yanlış varsa bizim yüzümüzden ve bunu değiştirecek olanlar da biziz.Bu dünyayı yaşanılmaz hale getiren de biziz gül bahçesine çeviren de. Bu yüzden güçlü olmaya çalışıyorum tıpkı senin gibi.Başarabiliyor muyum bilmiyorum ama çalışıyorum.

Kitap kalınlığındaki bu naif mektubunla beni çok mutlu ettin. Senin bir yazar kabiliyetinde olduğunu hep söylerdim. Ama her okuyuşumda bana tebessüm ettiren bu kadar cümleyi bir arada görmek… Şaşırttın beni dostum, senin o koca yüreğini tekrar hissettim cümlelerinde. Teşekkür ederim.

Ben senin gibi uzun uzadıya yazamıyorum. Bunun için kusura bakma. Hem asıl mevzuları sonraya sakladım. Yüz yüze konuşmamız gereken düşünemeyeceğin kadar çok şey var. Şimdilik bu kadar.

Kal sağlıcakla. Sevgili Dostundan sevgilerle…

Bana bu yazı dışında bir sürü şey yazdıran “iyiki okumuşum” dediğim bir kitap Posta Kutusundaki Mızıka.

Paylaşılmayı hak eden kitaplardansın. Eserin sahibi A.Ali Ural’a kocaman teşekkürler…

Yazıyı okuyan okur, artık sence de sevgili dostla tanışma vaktin gelmedi mi! 🙂

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
24

5 YORUMLAR

  1. yalnız yazı süper olmuş. elinize sağlık. önceki yazılarınızdan birini okurken karşılaştım. bundan sonra da takip edeceğimm sizii :)))

  2. “Güldürdüğü kadar düşündüren şeylerin de yok değildi. Hayır, senin cümlelerinin ulaşmak istediği hep bir amacı vardı. Okurken hissettim ve seni çok iyi anladım.”……

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin