sevgiyi tanımayanlara
sevgiyi tanımayanlara

Lise yıllarımda oturduğum sıramı, her teneffüste en sevdiğim öğretmenimi görmek için
büyük adımlarla yürüdüğüm koridorları, 2 hafta boyunca tek tek bütün kitaplara numara yazıp etiket yapıştırdığım kütüphanemizi, sıkıldığım vakitlerde kitabımı alıp bahçedeki ağacın altında oturduğum bankı, daha nicelerini ve koskoca 4 yılımı geride bırakarak son kez olmak üzere çıkmıştım o demir kapıdan.

Hayallerime ulaşabilecek miyim yoksa…?” diye düşüne düşüne çıkmıştım. Yepyeni bir hayat vardı önümde.

Belki de ilk ve tek şansımdı bu, yeni hayatımı istediğim hayat şekline getirebilmem için.

Mutlu bir aile hayatım yoktu. Bütün imkanlar elimdeydi ama öyledir ya “sevgi” yoktu evimizde. 

Herkes sadece birbirini yargılamak için vardı sanki. Kimse birbirini anlamaya çalışmıyordu. Her gece yalnız ağlardım, birkaç adım ötemde olan abim kalkıp da “neyin var” diye sormazdı. Sabah olurdu, kahvaltıya oturduğumda uykusuzluk ve gözyaşları okunurdu yüzümden, fakat karşımda oturan babam tek bir sefer “kızım hayrola” demezdi. Annem deseniz… Boşverin.

Yaklaşık 1 ay geçmişti okul kapanalı. Üniversite tercihlerini yaparken buldum kendimi. Önce yaşadığım evi, sonra ailemi ve şehrimi bütün bütün terk etmek istiyordum. Ne olur bana, “Bu kadar mı kötüsün?” demeyin. Ne ben anlatabilirim, ne siz anlarsınız. Kötü değilim, iyiyim de diyemem ama inanın kötü değilim. 17 yaşındayım ve 10 yaşından beri kendimi bildiğimi farz edersek, bütün gülüşlerim yerini ardı sıra ağlamalara ve hıçkırıklara bırakırdı. Çok görmeyin bana uzaklarda okuyup mutlu olmayı.

Ve derken tercihler açıklandı..

Uludağ Üniversitesi-Edebiyat Fakültesi 

Dakikalarca bilgisayar ekranına bakakalmıştım. İnanmakta güçlük çekiyordum. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam.

Sonra düşündüm, kime haber verecektim? Mutluluğumu kiminle paylaşacaktım?

Kendimden başka kimsem yoktu ki benim.
Buruk bir sevinçle hazırlanmaya başladım.

İşte okuldaki ilk günüm. Her şeye tek başıma direndiğim için çok lüks bir hayatım yoktu. Dış görünüşümden de anlaşılıyordu fakat sınıf arkadaşlarımın altlarında arabaları, ceplerinde kredi kartları, gayet gösterişli telefonları…

Arada benim gibi olanlar da vardı tabi. Ama onlara da kanım ısınmamıştı.

İlk günüm sadece çevreyi izleyerek geçti. Derken 1 hafta geçti. Henüz kimseyle yakınlık kuramamıştım. Hâlâ tek başıma direniyordum. 

1 hafta sonra kapıdan içeri biri girdi. Hasbelkader göz göze geldik ve anında gözlerini kaçırdı. Anlamıştım, bir sıkıntısı vardı. Ders arasında yanına gidip bir selam vermiştim. Tanışmaya çalışmıştım, biraz konuşmak istemiştim. Hiç beklemediğim bir tanışma olmuştu. Sanki yıllardır bu anı bekliyormuşum gibiydi. Sanki bu zamana kadar her gece gözyaşlarıyla beraber ettiğim dualarım kabul olmuştu. 

İsmi Zeynep.
1 hafta geç gelmesinin sebebi ise, annesini kaybetmesi.
Öyle etkilemişti ki beni, durdum bir düşündüm. “Ben annemi kaybetsem nasıl olurdum?”
O kadar korktum ki bu sorunun cevabından. Kaçtım, üzerini örttüm. Benim zaten bir ailem yoktu. Ama sanırım yeni ailemi bulmuştum. 

Ve 1 dönemi geride bıraktık. Her şeyim olmuştu o benim. Hiç beklemediğim bir dostluktu. Kardeşim olmuştu, sırdaşım, derttaşım, yoldaşım… Yıllardır içimde kalan sevgileri dışarı çıkartmama vesile olmuştu.

Zeynep annesini kaybettiği için tatilde memleketine gitmemişti, benimse zaten her şeyim kayıptı. Beraber tatil yapmıştık, iyice birbirimizi tanımaya başlamıştık.

Ama tek bir gün olsun, sıkı sıkıya sarılıp “bu hayattaki tek varlığım sensin, en sevdiğim sensin ve hep vârolasın” diyememiştim. Çok sevmiştim ama söyleyememiştim. Beraber içtiğimiz çayların, yediğimiz bir kuru simidin tadı hâlâ ağzımda. Onun muhabbeti, sevgisi, bakışı, tebessümü… Her şeyiyle bambaşkaydı. Kimsem yokken her şeyim olmuştu.

2.döneme başlamıştık.

Sonra bir gece, “başımmm...” diye fısıldadığını duydum. Beni rahatsız etmek istememişti. Duyunca derhal uyandım. Terler akıyordu yüzünden aşağı doğru. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Hastane az ilerimizdeydi. Zoraki hastaneye kadar götürdüm. Bana hiçbir şey söylemeden direkt yoğun bakıma almışlardı. Hangi doktora sorsam, “biraz bekleyin” diyorlardı. Ve son çıkışlarında, kardeşimin beyin kanaması geçirdiğini öğrendim. Adeta dünyam başıma yıkılmıştı, onu kaybetmek için çok erkendi. Buna dayanamazdım.

Yanına girdim. Sıkı sıkı elini tutup, diğer elimi de alnına koymuştum. “Ne olur bırakma kendini, bizim için dayan. Ne olursun bu kadar erken bitirmeyelim bizi.” derken, tam “onu çok sevdiğimi” söyleyecekken başının sağa doğru düştüğünü hissettim. Attığım çığlıkla doktorların odaya girmeleri ve beni odadan çıkarmaları bir olmuştu. 

Artık ne bekleyecek gücüm ne de dayanacak sabrım kalmıştı. Bir kez daha odaya girmek istedim ama artık çok geçti. Her şey için çok geçti. Sevdiğimi söylemek için, sımsıkı sarılıp “iyi ki varsın” demek için çok geçti. Ve bir daha hiçbir zaman buna imkan olmayacaktı. 

Ve ben bundan sonra kalan hayatımda tekrardan her şeye yalnız başıma direnecektim.
Ama tek bir farkla. Artık öğrenmiştim. Sevgiyi öğrenmiştim, nasıl sevilir öğrenmiştim. Sevmek ne demek öğrenmiştim. Ve en önemlisi de seviyorsan ve sevdiğin her kimse her neyse hiç geciktirmeden onu sevdiğini söylemen ve hissettirmen gerektiğini öğrenmiştim. 

Ve öğrenmiştim ki; sabah evden çıkıp akşam eve dönememek, akşam eve dönüp evdekileri bulamamak vardı. Gece beraber uyurken, sabaha beraber çıkamamak vardı. Ve hayat bahsedildiğinden çok daha kısaydı. 

27 yaşındayım, görevime başladım, 1 oğlum var.

Ve Zeynep’in bana verdiği ders sayesinde, her sabah evden çıkmadan önce oğlumu öperim ve onu çok sevdiğimi söylerim. Eşimden helallik isterim ve ne kadar değerli olduğunu hissettirip çıkarım evden. Ve Zeynep bana, akşam eve geldiğimde oğlumu, eşimi, en değerli varlıklarımı karşımda gördüğümde şükretmem gerektiğini öğretti. Her fırsatta sevdiğimi göstermem gerektiğini öğretti. 

Teşekkür ederim Zeynep. Kısa süreli varlığınla hayatıma kattığın anlam için, beni bambaşka bir insan yaptığın için ve bana “SEVGİ’yi” öğrettiğin için…

İyi ki varsın Zeynep! 

Ve şimdi size tek bir şey diyorum ki; geç kalmayın. 

Hayata geç kalmayın, yaşamaya geç kalmayın. Sevgi bir gömlek bir kitap kadar ucuz bir şey değil. Ne olur kaybetmeyin içinizdeki sevgiyi. Ve ne olur örtmeyin üzerini. Hayat sevgisizliğe yer bırakamayacak kadar kısa ve bir ömür bunun pişmanlığını yaşayacak kadar uzun… 

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
314

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin