Osman Hamdi Bey Alim Tablosu
Osman Hamdi Bey Alim Tablosu

Stockholm sendromu nedir?

Kısaca özet geçmek gerekirse 1973 yılında Stockholm’de bir soygun gerçekleşiyor. Bu banka soygununda dört rehine soyguncular tarafından altı gün rehin tutuluyor ve altı günün sonunda rehineler kurtarılmaya karşı direniyorlar. Sonrasında da soyguncuların lehine hareket ediyorlar. Bu yıllar boyunca sıklıkla kullanılan bir tabir olmuştur ve kısaca celladına aşık olma durumu da denebilir.

Bu tanımla sözlerime başladım çünkü 20. ve 21. yüzyılda bizim gibi gelişmekte olan ve ekonomisi dışa bağımlı ülkelerde özellikle fikri, entelektüel zeminde bir Stockholm sendromunun yaşandığını görüyorum. Fikrimizin doğru olup olmadığına internetten bakar olduk; haber siteleri, sözlükler, sosyal medya platformları… Hepsini birer la yüs’el / sorgulanamaz bilgi kaynağı olarak görüyoruz. O sihirli ekranda yazması bir yana bir de tanınmış birkaç batılı yazara / felsefeciye dayandırıldıysa artık bir ön kabul haline gelebilir bizler için.

Peki ama neden? Sorunu tespit ettik, çözümü için ne yapabiliriz. Bizler celladımıza aşığız çünkü uzun süredir bilgi üretmekten, değerlerimizi sergilemekten korkar olduk. Kendisine sorulan soruya “Kanunda var mı hemen bakıyorum.” diyen bir avukat edasıyla özgünlükten ve değer üretmekten geri duruyoruz. Oysa kanuna bakmadan önce vicdanımıza, bilgi birikimimize bakmalı ve geleceğe yönelik bir şeyler söylemeliyiz, çünkü bu dünyadaki çoğu şeyin çözümü o kadar basit değildir. Yazılı olanın da üstünde bir şey vardır ayrıca. Alev Alatlı’nın da dediği gibi, her yasal hak helal değildir. Bizler bir şeyin yasal olup olmadığına bakmadan önce helal olup olmadığına / meşru olup olmadığına bakmakla mükellefiz. Aksi halde bizi yapay zekadan ayıran değerlerimizden vazgeçmiş olacağız.

Peki ama neden değerlerimizden vazgeçiyoruz? Çünkü artık değer üretemiyor, mevcut bilgiyi yenisiyle değiştiremiyoruz. Birileri hangi mezheplerin hak olduğuna karar veriyor, hangi ekolü takip edeceğimizi söylüyor ve üstüne içtihat kapısı kapanmıştır diyerek meseleyi çözdüğünü, rafa kaldırdığını sanıyor. Oysa sadece kafalarını kuma gömen deve kuşu misali sorunları ertelemek geleceğe yönelik tüm söylemleri yok ediyor.

Müslümanlar olarak bugün ulus devlet paradigması ile küreselleşme arasında sıkışmaktansa bir üçüncü yolu izlemeli, tüm insanlığa hitap edebileceğimiz evren dili inşa etmeliyiz. Buhara’dan Endülüs’e, Kırım’dan Hindistan’a büyük bir medeniyetin varisi olan bizler ne doğuya ne de batıya karşı, ne doğu ne de batı için hareket etmeli; Doğu da batı da Allah’ındır (2:115) ayeti doğrultusunda insan hakları, küreselleşme, yoksullaşma, popülizm ve yükselen sağ gibi güncel ve çözüme muhtaç meselelere eğilmeliyiz.

İbni Kayyım şöyle diyor: Şer’i siyaset, adalet ekseni etrafında döner. Bunun için vahiy inmemiştir, çünkü Allah elçilerini ve kitaplarını insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye göndermiştir. Bu, göklerin ve yerin üzerine kurulduğu adalettir. Allah’ın şeriatı ve dini, hakkın belirtilerinin ortaya çıktığı ve herhangi bir şekilde yüzünü gösterdiği yerdedir. (İbn Kayyım el Cevziye, et Turuku’l hakime fi’s-siyaseti’ş şeriyye, s. 15-16 / Laiklik ve Sivil Toplum, Gannuşi)

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
51
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin